İran Emek Partisi'ın uluslararası bülteni Toufan International'ın Aralık 2004 tarihli 20. sayısında yayınlanan aşağıdaki yazı, İranlı aydın Mansur Hikmet ve onun kurduğu "İran Komünist-İşçi Partisi" grubunun ideoloji ve pratiklerini 2002 yılında Hikmet'in ölümünden sonra parti içinde yaşanan bölünme çerçevesinde Marksist-Leninist bakış açısından eleştirmektedir.
Çatlak Evin Temelinde
(İran
Komünist-İşçi Partisi içindeki bölünme üzerine)
Toufan International / Aralık 2004
Bir kez daha “Hikmetist hareket” kendi içinde ikiye bölündü. Kurucusu Mansur Hikmet’in ölümü üzerinden henüz daha iki yıl geçmişken bu hareketin temelindeki çamur ve samandan tuğlalar kırıldı ve üyeleriyle liderlerini içine çekti. Çeşitli isimlerin iç tartışma dökümanları farklı hiziplerin sitelerini süslüyor.
Eski “lider” ve İKİP’in eski Politik Büro başkanı Koorosh Modaressi yönetimindeki bir hizip, yeni “lider” Hamid Taghavi yönetimindeki diğer fraksiyonu örgütsel normların çiğnenmesi, komploculuk ve “geleneksel sol”a geri dönüşle suçluyor. Taghavi hizbi, politik ufuktan yoksun bir fraksiyon olarak tahlil ediliyor ve pasif, kuyrukçu ve politik bakımdan ölü olarak damgalanıyor. Taghavi’nin fraksiyonu ise, internet Paltalk konferansları ve çok sayıda renkli makalelerle Modaressi fraksiyonunu “sosyalizmi ve devrimi terketmekle”, reformizm ve parlamentarizme sıçramakla, referandum istemekle ve İslam Cumhuriyeti’ndeki reformistlerin lideri Hajarian’la ittifak aramakla, örgütsel disiplin yoksunluğuyla, korkaklıkla ve İKİP’in 5. Olağanüstü Kongresinden kaçmakla suçlanıyor.
Bu gürültü patırtı içinde “liderlerin” yorgun ve tükenmiş inançlı yoldaşları diğer tarafa karşı hamle yapıyor ve kendi liderlerinin yolunun doğruluğunda ısrar ediyorlar. Her bir fraksiyonun lideri Paltalk üzerinden yapılan cafcaflı konuşmalarla ve şu ülkeden bu ülkeye pahalı yolculuklarla, daha çok üye toplayabilmek için “büyük lider” Hikmet’e diğer fraksiyonun liderinden daha çok bağlı olduğunu kanıtlama yarışı veriyor.
Tüm bu gürültü patırtıda ve televizyon-radyo röportajlarında bulamadığımız tek şey Marksizm-Leninizmin ilkelerine bağlılığın bir zerresidir. İlerici politik çevrelere henüz yeni katılmış birisi bile tek bakışta, bu tartışmanın temelinde komünist ilkelerin savunulmasıyla değil de liberalizmden ve anti-parti tutumdan gelen kişisel iktidar, öne-geçme ve benmerkezciliğin bulunduğunu görebilir. Bölünmenin gerçek doğasını ve nedenleri gerçekten kavramak isteyen kişi iki fraksiyonun da “çağımızın Marks’ı” diye yücelttikleri Mansur Hikmet’in düşünceleri ve eylemlerine bakmalı ve onun düşüncesindeki sapla samanı birbirinden ayırmalıdır. Bu sektin ve onun kurucusunun asıl kökenlerine inmeli ve fraksiyonların kimliğini orada değerlendirmeli ve böylece bu hareketin çeşitli konulardaki çizgisini değerlendirmeli ve hükmünü vermeliyiz.
İşçi sınıfının kurtuluş davasına yakınlık duyan ve kendi-kendini aldatma içine düşmek istemeyen herkes, İKİP içindeki mevcut ve müstakbel bölünmelerin kökenini ararken Hikmet çizgisince verilen görüş ve eylemleri analiz etmek için Marksizm-Leninizmin klasiklerini incelemek ve dünya komünist ve işçi hareketinin 150 yıllık hareketinin deneyimlerini esas almak zorundadır. Taş atmak ve İşçi sınıfının mücadelesinde ön tıkamaktan başka faydaları olmayan gruplar ancak Marksizm-Leninizmin ilkelerine dayanarak teşhir ve red edilebilir. Komünist ve devrimci harekette olumlu bir rol oynayabilmek için İKİP çizgisinin tüm fraksiyonlarına bir virüs gibi yayılmış bulunan bütün anti-Marksist görüşler mahkum edilmelidir.
“Hikmetizm”in parçalarına ayrışması Hikmet’in Leninizmi redddiyle başlar. Hiç bir anti-Marksist bulunamaz ki Lenin’e ve Leninizme saldırmasın. Hiç bir anti-Marksist yoktur ki öncelikle Lenin’in öğretilerini reddetmesin. Hiçbir anti-Marksist yoktur ki Büyük Sosyalist Ekim Devrimini, SSCB’de sosyalizmin inşasını ve SSCB proletaryasının ve 150 yıllık dünya komünist hareketinin değerli deneyimlerini yadsımasın.
Merhum Hikmet de bu yoldan yürüdü, İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin Marksist-Leninistleri hedef alan ve onları aslında çelikleştiren sayısız kanlı bastırma hareketleri yüzünden yaşadığı zayıflığı kötüye kullanarak adım adım Leninizmin reddine yöneldi. “Çağdaş-sol” adı altında liberalizmi propaganda etti, böylece Marksist kuram konusunda yeterli bilgiden yoksun olanların zihinlerini zehirledi. Hikmet SSCB’de kapitalizmi restorasyonunu tahlil etme bahanesiyle Leninizmden önce saptı sonra da onu temelden reddetti. “Marksizm ve Sovyetler Birliği Sorunu” adıyla yayınlanan tutarsız kuramsal yazılarında Marksist ilkelere dayandığına dair en ufak bir iz bulunmaz. Troçkizm, Kautskyizm, anarşizm ve liberalizmin karışımından ibaret olan tezlerinde Hikmet SSCB’nin eleştirisinde açık biçimde Ekomonizme kaymış ve Lenin’i ve Bolşevikleri ufuk yoksunluğu ve sosyalist ekonomiyi yanlış kavramakla suçlamıştır. Şöyle yazar:
“SSCB’de iktisadi olarak sosyalizm hiçbir zaman kurulmamıştır, o yüzden orada kapitalizmin restorasyonundan söz etmek anlamsızdır. Lenin’in aklında devlet kapitalizmi vardı ve Stalin’in aklında da başka bir şey yoktu ve pratik olarak bunu gerçekleştirmişti.”
Başka deyişle Lenin ve Bolşevikler’in amacı Rus milliyetçilerinden farksız olarak SSCB’nin endüstrileştirilmesinden ibaretti.
Anti-komünist liberallerden kopya çekmekten başka bir becerisi bulunmayan Bay Hikmet’in bu parça parça yazılarından yola çıkarak formüle ettiği sosyalizm tanımının bilimsel sosyalizmle hiçbir ilgisi yoktur, tam tersine sınıfsal içerikten yoksun kelimeler ve ifadelerle güzelce paketlenmiş olarak liberalism ve Batılı kapitalizmdir bu. Hikmet’in sosyalizmi yalnızca adında sosyalisttir, içeriğinde değil. Bu sözde sosyalizm gerçeklere de uymamakta ve burjuva liberalizmine akmaktadır.
Hikmet Leninizmi redderek oportünizme batmıştır. Leninizmi Stalin tarafından uydurulmuş bir kuram olarak tahlil eder ve onunla dalga geçer. Komünizmin en temel ilkelerini dahi yadsımıştır. “Hikmetizm”in parçalarına ayrışması buradan başlar. Hikmet kendisini öteden beri bir Marksist olarak adlandırmıştır ve Leninist adlandırmasını kullanmaz. Sözde “genç Hegel” dönemine dönmeyi ve tekeller ve sermayenin ve kapitalizmin küreselleşmesi koşullarının karmaşık gerçekliğini serbest rekabet ve Avrupanın sanayi devrimleri döneminin Marksizmiyle analiz etmeye çalışmıştır. Nihilist ve küçük-burjuva ufkuyla Lenin’in emperyalizm kuramını reddetmiş, emperyalizme üçüncü dünya kapitalizmine karşı ilerici rol atfetmiş ve nihayet günümüz çelişkilerinin temelleri olarak “Modernizm”, “Politik İslam” gibi kuramlara ve bir “Kara ve Beyaz Senaryo” görüşüne ulaşmıştır.[1] Emperyalizm ve “seküler ve modern” liberal burjuvazi önünde boyun eğmiştir. Bu kuramlardan hareketle ABD’nin Afganistan’ı işgalini ve Filistinlilerle İslamcıların barbarizmine karşı “modern” ve “demokratik” İsrail’i savunabilmiştir.
Hikmet Siyonizmi onaylayarak Orta Doğu bölgesinde “Politik İslam”a karşı savaşmak üzere İsrail cephesine katılmıştır. Uygulamaları keskin biçimde sömürgecilik ve bağımlılık kokan “yeni” kuramlar icadetmiştir. İran halkının kültürü, tarihi ve ulusal özelliklerine düşmandı ve bunları gerici ve faşist olarak damgalıyordu. Hikmet, Fransız, İngiliz, Belçikalı ve diğer deneyimli eski kolonyalistlerin Afrika ve diğer bölgelerdeki egemenliklerini kurmak için kuramlaştırdıkarı ve günümüzde Amerikan emperyalistlerinin Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” çerçevesi içinde kuramlaştırıp uygulamakta oldukları görüşleri tekrarladı. Hikmet dünya halklarının antiemperyalist mücadelesini küçümsedi ve emperyalizmin gerici ve yağmacı doğasını süsleyerek gizlemeye çalıştı. Can sıkıcı konulardaki tutarsız tezleri, Afganistan konusundaki tutumu ve “okulunun” izleyicilerinin ABD’nin Irak işgali karşısında savundukları gerici konum, tümü kaynağını onun Leninist emperyalizm kuramını reddetmesinde bulur.
Hikmet ayrıca işçi sınıfı partisinin kuruluşunda Leninist normlara da karşı çıkmıştır. Partinin inşasında Leninist ilkeleri yadsımış, partinin proletaryanın elinde iktidarı ele geçirmek için belirleyici bir araç olduğu görüşünü modası geçmiş olarak değerlendirmiş ve onu “açık” burjuva parti nosyonuyla değiştirmeye çalışmıştır. Hikmet “bir gizli (illegal) örgüt oluşturulması” formülüyle ve legal ve illegal çalışmanın kombinasyonu görüşüyle dalga geçmiş ve tamamen açık bir parti için çalışmıştır. Kuramsal ve pratik olarak işçi sınıfı partisinin yerine açık kongreli ve aktivistlerin fotoğraflarını yayınlayarak “tanınmış şahsiyetler partisi”ni koymuştur. Hikmet partisinin kongrelerini satışa koyar ve soldan monarşist sağa kadar kişileri katılmaya davet eder. Partisinin kongresine Tudeh Partisi'nin, Fedai Çoğunluğu'nun ve monarşistlerin katılmış olmalarıyla gurur duyuyordu. En üst politik organ olarak politik, sınıfsal ve örgütsel konularda karar alınan Komünist Partisi kongresini Hollywood şovlarıyla değiştirmiştir. Partisi Leninist tüzüğü fırlatıp atarak, sınanmamış bireylere geniş ölçekte üyelik veren, hizipçiliği ve farklı görüşlerdeki akımların parti içinde varlığını kabul edilebilir gören bir tüzük benimsemiş ve azınlığın çoğunluğa uyması ve parti kararlarının kesinkes uygulanması ilkelerini karikatürleştirerek yok etmiştir. Tüm Leninist ilkeleri terkettiği halde hala komünist etiketini taşıyan bir parti, bölünmekten, bunalıma sürüklenmekten ve kitleler tarafından alaya alınmaktan kurtulamaz.
Leninist olmadan komünist olunamaz. Komünist hareketin ve 1., 2. ve 3. Enternasyonal’lerin tarihine saygı duymadan Leninist olunamaz. Kruşçevci revizyonizm ve SSCB Komünist Partisinin 20. Kongresi etrafında yaşanan bölünme karşısında bir tavır almadan Leninist olunamaz. Stalin’i devlet kapitalizminin bir temsilcisi ve işçi sınıfıyla ve sosyalizmle bağdaşmaz olarak değerlendiren Leninist olamaz. Büyük Ekim Devrimini ve Çin Devrimini bir burjuva yaftasıyla damgalayan ve bu devrimlerin liderlerini burjuva milliyetçiliğiyle suçlayan Leninist olamaz. Dünyanın çehresini değiştiren komünist harekete karşı düşmanlık geliştiren ve Marksizmin Leninizme gelişmesini reddeden ve komünist hareketin şanlı tarihini yadsıyan utanç içinde çöküntüye uğramaya mahkumdur. Hikmet bu tür insanlardan biridir ve onun da başka bir kaderi olamazdı. Hikmet kendi kendini yücelttiği ve kendisiyle “çağın Marks’ı” olarak övündüğü için Marksizmin büyük öncülerine karşı saygısızlık ve nefret geliştirmek durumundaydı. Günümüzde Bay Hikmet’in kendine yakıştırdığı “çağın Marks’ı” ve “Marks’tan bile büyük” sıfatları bizzat ilerici politik militanlarca alaya alınmaktadır.
Marks ve Lenin gibi kişilikler belirli tarihsel dönemlerin ve büyük toplumsal dönüşümlerin kaçınılmaz ürünleri olarak ortaya çıkar. Marks kapitalist sistemin bilimsel tahlilini yapmış ve buradan mükemmel biçimde proletaryanın devrimci kuram ve taktiğini türetmiştir. Paris Komünü ve bunun yenilgisinden sonra çıkarılan devrimci tezler, özellikle de kapitalist devlet mekanizmasının parçalanması ve proletarya diktatörlüğünün kurulması tezi, Marks’ı çağının en büyük düşünürü düzeyine çıkarmış, onu büyük bir devrimci komünist ve proletaryanın öğretmeni kılmıştır. Marks kuramları ve devrimci pratiğiyle komünist hareketin büyük bir lideri haline gelmiştir. Lenin de Marks’ın kuramlarını geliştirerek, kapitalizmin emperyalizm aşamasına geçişinin bilimsel kuramını sunarak ve Ekim Devrimini zafere götürerek Marks’ın yolunu sürdürmesiyle komünist hareketin büyük bir lideri haline gelmiştir. Birkaç yüz izleyicisini dahi yönlendirme kabiliyetinden yoksun olan Hikmet’i Marks’la karşılaştırmak gülünç değil mi? Hikmet, Marks ve Lenin’in hiç bir kuramını geliştirmedi; bunun yerine İngiliz burjuva aydınlarının kuramlarını kopya çekti. “Sosyalizmin temeli insanlardır” gibi sınıfsal içerikten yoksun sloganlar yoluyla prestij kazanmaya çalıştı. Bu tip tasarımlar sahtedir ve sınıf mücadelesiyle ilgisizdir ve Humeyni’nin yüzünün ayda görünmesi kadar batılinanç ürünüdür. Bu tip tasarımlar devrimci bir Marksisti değil onun bir karikatürünü ortaya koyar.
Sınıf mücadelesinin yoğunlaşması kısa zamanda farklı güçlerin sınıf karakterlerini açığa çıkarır. ABD emperyalizminin Orta Doğu’daki askeri yayılması, Afganistan’ın ve Irak’ın işgali, Irak’taki ABD işgalci güçlerinin bozgunu, İslam Cumhuriyeti’nin ABD’yle uzlaşması, İran’daki rejimin halk yığınları üzerindeki saldırılarının yoğunlaşması ve İKİP’İn İslam Cumhuriyeti’nin kısa vadede çözüleceğine ilişkin kuramının iflası İKİP’in mevcut parçalanması getiren sürecin gerçek içeriğinin bir bölümü bunlardır.
Hikmet’in düşük kuramsal düzeyli “Kara ve Beyaz Senaryolar” kuramı ve bunun miyopluğu İKİP’in İran’ın ve Orta Doğu’nun içinde bulunduğu karmaşık durum karşısında paralize olmasını getirmiştir. Emperyalizm kuramı modası geçmiş sayılıp terkedilebilir ve reddedilebilir ve Lenin’e gülünebilir. Ancak Irak’ın ve Afganistan’ın işgali ve Orta Doğu ve dünya halklarının anti-emperyalist savaşımlarının yoğunlaşması o kadar çarpıcıdır ki bunları farketmemek mümkün değildir. Bu somut koşullar içindedir ki Hikmet’in anti-Leninist kuramları bir bunalım ve çelişki içine girmiş ve günümüz dünyasının gerçekliğine ne ölçüde uzak oldukları açığa çıkmıştır.
Yaşasın Marksizm-Leninizm!
