BUGÜN VE SOSYALİZMİN TAM

ZAFERİNDEN SONRA ALTININ ÖNEMİ

ÜZERİNE[1]

 

V.İ.Lenin

 

 

Büyük devrimin yıldönümünü kutlamanın en iyi biçimi, dikkatleri devrimin çözülmemiş görevleri üzerinde yoğunlaştırmaktır. Devrim tarafından henüz çözülmemiş temel görevlerin bulunduğu, bu görevle­ri çözmek için yeni birşeylerin (devrimin şimdiye kadar yaptıkları açı­sından yeni birşeyler) benimsenmek gerektiği durumlarda devrimi bu biçimde kutlamak özellikle yerinde ve gereklidir.

 

Şu an devrimimiz için yeni olan, ekonomik inşanın temel sorunla­rında "reformist", tedrici, ve dikkatli biçimde dolaylı yollardan geçen faaliyet yöntemlerine başvurma zorunluluğudur. Bu "yenilik" —gerek teorik, gerekse de pratik— bir dizi soru, tereddüt ve kuşkuya yol aç­maktadır.

 

Teorik soru şöyledir: Bütünlüğü içinde devrimin genelde muzaf­fer seyri göz önüne alındığında, aynı savaş alanında bir dizi en devrim­ci eylemden sonra olağanüstü "reformist" eylemler nasıl açıklanabilir? Burada "mevzileri terketmek", "çöküşü kabul etmek" ya da benzeri bir şey söz konusu değil midir? Yarı-feodal tipli gericilerden Menşeviklere ya da İkibuçukuncu Enternasyonal'in diğer şövalyelerine kadar düşmanlar elbette böyle olduğunu söylüyorlar. Zaten bunlar her vesileyle ve vesilesiz bu tür açıklamalar yaptıkları için düşmanlar. Bu sorundu bütün partilerin —feodallerden Menşeviklere kadar— dokunaklı birliği sadece, bütün bu partilerin proleter devrim karşısında gerçekten "bir gerici kitle" oluşturduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır (tıpkı -geçerken belirtelim- Engels'in Bebel'e 1875 ve 1884'teki mektuplarında önceden gördüğü gibi).[2]

 

Fakat dostlar arasında da belli... "kuşkular" var.

 

Büyük sanayiyi yeniden kuracağız ve onunla küçük köylü tarımı arasında doğrudan ürün mübadelesini yoluna koyup, ikincisinin top­lumsallaşmasını teşvik edeceğiz. Büyük sanayiyi yeniden kurmak için köylülerden zoralım aracılığıyla kredi olarak belli miktarda gıda mad­desi ve hammadde alacağız. Üç yılı aşkın süre, 1921 ilkbaharına kadar uyguladığımız plan (ya da yöntem, sistem) buydu. Yerine yeni bir top­lumsal ve ekonomik biçim koymak için eskinin doğrudan ve tamamen yıkılması anlamında göreve devrimci biçimde girişmekti bu.

 

1921 ilkbaharından bu yana meselelere bu tarzda yaklaşmak yeri­ne, bu plan, bu yöntem, bu davranış sistemi yerine bambaşka, refor­mist bir tarzı, yani eski toplum ve ekonomi biçimini, ticareti, küçük iş­letmeyi, küçük girişimciliği, kapitalizmi yok etmeyi değil, bilakis dik­katle ve yavaş yavaş onları ele geçirerek ya da onları sadece canlan­dıkları ölçüde devlet düzenlemesine tabi kılarak ticareti, küçük giri­şimciliği, kapitalizmi canlandırmayı koyduk (henüz "koymadık", hâlâ "koymaya" çalışıyoruz ve bunu henüz tamamen kavramadık). Göreve bambaşka bir yaklaşım biçimi bu.

 

Daha önceki, devrimci biçimle karşılaştırıldığında bu reformist bir yöntemdir (devrim, eskiyi kökünden ve temelinden yıkan bir deği­şiklik demektir, mümkün olduğunca az yıkma gayreti içinde dikkatli­ce, yavaş ve tedrici olarak değiştiren bir değişiklik değil).

 

Peki, devrimci yöntemleri denedikten, bunların başarısızlığını kabul ettikten sonra reformist yöntemlere geçmeniz, devrimin bir bütün olarak bir hata olduğunu açıkladığınızı kanıtlamaz mı? Bu, devrimle değil, reformlarla başlamak gerektiğini ve reformlarla yetinmek gerek­tiğini kanıtlamaz mı?

 

Menşevikler ve benzerleri böyle bir sonuç çıkarıyorlar. Ne var ki bu sonuç ya bir safsatadır ve politikada "şeytana pabucunu ters giydiren"lerin basit bir dolandırıcılığıdır, ya da gerçek bir sınavdan "geçme­miş" olanların çocukluğudur. Gerçek bir devrimci için en büyük tehli­ke —hatta tek tehlike— devrimciliği abartmak, devrimci yöntemleri yerinde ve başarıyla uygulamanın sınırlarını ve koşullarını unutmaktır. Gerçek devrimciler çoğunlukla "devrimi" büyük harflerle yazmaya, "devrim"i ilahi bir niteliğe yüceltmeye, başları dönmeye ve hangi alanda, hangi koşullar altında ve hangi faaliyet alanında devrimci dav­ranmayı ve hangi anda, hangi koşullar altında ve hangi faaliyet alanın­da reformist davranmayı bilmek gerektiğini soğukkanlılıkla ve akıllıca düşünme, tartma, sınama yeteneklerini yitirmeye başladıklarında şapa oturmuşlardır. Gerçek devrimciler (dış yenilgi anlamında değil, dava­larının içten çöküşü anlamında) soğukkanlılığı yitirdiklerinde ve "bü­yük, muzaffer ve dünyayı kapsayan" devrimin, bütün görevleri, bütün koşullar altında ve her türlü faaliyet alanında mutlaka devrimci biçim­de çözebileceği ve çözmesi gerektiği zannına kapıldığında —ama bu durumda mutlaka— yok olurlar.

 

Böyle bir şeyi "aklından geçiren" kaybedilmiştir, çünkü temel bir sorunda kafasına bir aptallık koymuştur ve amansız bir savaş sırasında (devrim en amansız savaştır) aptallığın cezası yenilgidir.

 

"Büyük, muzaffer ve dünyayı kapsayan" devrimin sadece devrim­ci yöntemler kullanabileceği ve kullanması gerektiği de nereden çık­maktadır? Hiçbir yerden. Ve bu, doğrudan doğruya ve kesinlikle yan­lıştır. Bu anlayışın yanlışlığı, eğer Marksist zemin terkedilmemişse salt teorik düşünceler temelinde kendiliğinden açıktır. Bu anlayışın yanlış­lığı devrimimizin deneyimiyle de doğrulanmaktadır. Teorik olarak: Bir devrim sırasında, başka zamanlarda olduğu gibi, aptallıklar yapılacaktır, der Engels ve doğruyu söyler.- İnsan mümkün olduğunca az aptallık yapmaya ve yaptıklarını mümkün olduğunca çabuk düzeltmeye çalış­malıdır, bu arada hangi görevlerin ne zaman devrimci yöntemlerle çö­zülebileceğini, hangilerinin çözülemeyeceğini mümkün olduğunca so­ğukkanlı bir şekilde dikkate almalıdır. Kendi deneyimimiz: Brest Barı­şı hiç de devrimci değil, tersine reformist, hatta reformist olmaktan da kötü bir tavrın dikalasıydı, çünkü geriye yönelik bir tavırdı, oysa refor­mist tavırlar yavaş, dikkatli ve kural olarak geriye doğru değil adım adım ileriye doğru giderler. Brest Barışı'nı imzalama taktiğimizin doğ­ruluğu bugün öylesine kanıtlanmış, herkes için açık ve kabul edilmiştir ki, bu konuya ilişkin söz söylemek gereksizdir.

 

Devrimimizin sadece burjuva-demokratik çalışması tamamen so­nuna kadar götürülmüştür. Ve bundan gurur duymakta çok haklıyız. Onun proleter ve sosyalist çalışması üç ana şeyden oluşur: 1) Emper­yalist dünya savaşından devrimci çıkış; dünyanın iki kapitalist haydut grubunun kıyımını teşhir etmek ve boşa çıkarmak; bu, tarafımızdan tamamen yerine getirilmiştir; bütün yönleriyle bunu sadece bir dizi ül­kede devrim sonuna götürebilirdi. 2) Sovyet sistemini, proletarya dik­tatörlüğünü gerçekleştirme biçimini yaratmak. Dünyada bir dönüm noktası sağlanmıştır. Burjuva-demokratik parlamentarizm çağı sona ermiştir. Dünya tarihinde yeni bir dönem başlamıştır: proletarya dikta­törlüğü çağı. Sovyet sistemini ve proletarya diktatörlüğünün bütün bi­çimlerini sadece bir dizi ülke geliştirecek ve tamamlayacaktır. Ülke­mizde bu alanda daha tamamlanmamış çok çok fazla şey vardır. Bunu görmemek affedilmez olur. Düzenlemek, değiştirmek, yeniden baştan başlamak — bunu daha birçok kez yapmak zorunda kalacağız. Üretici güçlerin ve kültürün gelişmesinde ileriye ve yukarıya doğru tırmandı­ğımız her basamağa, Sovyet sistemimizin yeniden düzenlenmesi ve bi­çimlendirilmesi eşlik etmek zorundadır ve biz ekonomik ve kültürel açıdan çok alçak bir basamakta bulunuyoruz. Önümüzde daha pekçok değişiklik var ve bunu "mahzurlu bulmak" saçmalığın (hatta saçmalık­tan da kötü bir şeyin) dikalası olacaktır. 3) Sosyalist düzenin temelleri­nin ekonomik inşası. Bu alanda en önemli, en temel şey henüz sonuna kadar götürülmemiştir. Ne var ki bu bizim gerek ilkesel, gerekse de pratik açıdan, gerek şu dönemde RSSFC'nin bakış açısından, gerekse de uluslararası açıdan en güvenilir meselemizdir.

En önemli şey esas olarak tamamlanmadığından, bütün dikkat bu­raya yöneltilmelidir. Ve burada zorluk geçişin biçiminde yatmaktadır.

 

"Genel olarak devrimci ve sosyalizm taraftarı, ya da komünist ol­mak yetmez" diye yazmıştım 1918 Nisanı'nda "Sovyet İktidarı'nın En Yakın Görevlerinde. "Verili her anda, tüm zinciri sımsıkı elde tut­mak ve bir sonraki halkaya geçişi esaslı bir şekilde hazırlamak için, vargücünle asılman gereken zincirin o özel halkasını bulmayı bilmek gerekir, ve olayların tarihsel zincirinde halkların düzeni, biçimi, bağın­tısı, birbirinden farkı, bir demircinin yaptığı normal bir zincirdeki gibi kolay ve basit değildir."

 

Şu anda, sözünü ettiğimiz faaliyet alanında iç ticaretin canlandı­rılması ve devlet tarafından doğru biçimde düzenlenmesi (yönetilmesi) böyle bir halkadır. Olayların tarihsel zinciri içinde, 1921-1922'riin sos­yalist inşaya geçiş biçimleri içinde, biz proleter devlet iktidarının, biz yönetici Komünist Partisi'nin "vargücüyle asılmak zorunda olduğu" bu "halka" ticarettir. Bu halkaya şimdi yeterince güçlü "asılırsak" ya­kın gelecekte kesinlikle zincirin tümüne egemen olacağız. Başka türlü bütün zincire egemen olamayız, sosyalist toplumsal-ekonomik ilişkile­rin temellerini yaralamayız.

 

Bu tuhaf görünüyor. Komünizm ve ticaret?! Birbirine hiç uyma­yan, birbirinden uzak, uygunsuz bir şey. Fakat iktisaden düşünüldü­ğünde, bunlar birbirine komünizmin küçük köylü, ataerkil tarımdan uzak olduğundan daha uzak değildir.

 

Dünya çapında zafer kazandığımızda, dünyanın en büyük kentle­rinden bazılarının caddelerinde altından genel tuvaletler inşa edeceği­mizi düşünüyorum. Bu, 1914-1918 "büyük kurtuluş" savaşında, Brest Barışı'nın mı, yoksa Versailles Barışı'nın mı daha kötü olduğu yönündeki büyük soruyu karara bağlamak için yürütülen savaşta, altın uğruna nasıl on milyon insanın katledildiğini, nasıl otuz milyon insanın sakat bırakıldığını ve yine altın uğruna, yaklaşık 1925 ya da 1928 yılları dolaylarında Japonya ile Amerika, İngiltere ile Amerika, ya da benzerleri arasındaki bir savaşta nasıl yirmi milyon insanı katletmeye ve altmış milyon insanı sakat bırakmaya hazırlandıklarını unutmamış kuşaklar için, altının en "adil" ve en çarpıcı öğretici kullanımı olacaktır.

 

Fakat altının sözünü ettiğimiz kullanımı ne kadar "adil", ne kadar yararlı, ne kadar insancıl da olsa şunu söylüyoruz: Bu noktaya ulaşa bilmek için daha birkaç on yıl boyunca, 1917-1921 arasında çalıştığımız gibi, fakat çok daha geniş bir faaliyet alanında aynı gayret ve başarıyla çalışmak zorundayız. Ne var ki şimdilik RSSFC'de altını tutumlu kullanmak, onu mümkün olduğunca pahalı satmak ve karşılığın da mümkün olduğunca ucuz mal satın almak zorundayız. Köprüyü geçesiye kadar ayıya dayı demek zorunludur; fakat doğru dürüst bir insan toplumunda olması gerektiği gibi bütün ayıların yok edilmesine gelince, şu bilge Rus atasözüne dayanmak istiyoruz: "Savaşa giderken değil, savaştan dönerken övün..."

 

Eğer küçük çiftçilerin yanı sıra elektrik hatları ağıyla örülmüş mükemmel makineleşmiş büyük sanayi, gerek teknik kapasitesi, ge­rekse de örgütsel "üstyapıları" ve ilinekleri itibariyle küçük çiftçilere, eskisinden daha iyi ürünü daha fazla miktarda daha hızlı ve daha ucuz temin etme yeteneğine sahip bir sanayi yoksa, on milyonlarca küçük çiftçiyle büyük sanayi arasında olanaklı tek ekonomik ilişki ticarettir. Dünya çapında bu "eğer" çoktan gerçekleşmiştir, bu koşul çoktan vardır, fakat sanayinin tarımla yeni bağını bir çırpıda ve doğrudan gerçekleştirme, canlı gerçeklik haline getirme, pratikte yoluna koyma gi­rişiminde bulunmuş tek bir ülke, hem de en geri kapitalist ülkelerden biri, bu görevi bir "hücum"la çözememiştir ve şimdi bu görevi bir dizi yavaş, tedrici, dikkatli "kuşatma" operasyonuyla çözmek zorundadır.

 

Ticarette ustalaşmayı, ona yön vermeyi, belli sınırlar koymayı proletarya iktidarı yapabilir. Küçük, çok küçük bir örnek: Donetz Havzası'nda kısmen büyük devlet ocaklarında emek üretkenliğinin artması sayesinde, kısmen ise küçük köylü ocaklarının kiralanması sayesinde küçük, henüz son derece küçük fakat tartışma götürmez bir ekonomik canlanma başlamıştır. Böylece proleter devlet iktidarı diyelim ki yüzde yüzlük maliyet fiyatına az (ileri ülkeler açısından son derece önemsiz, fakat bizim yoksulluğumuz içinde yine de önemli) miktarda ek kömür elde ediyor ve sonra bu kömürü devlet kuruluşlarına yüzde yüzyirmi, özel kişilere yüzde yüzkırktan satıyor. (Parantez içinde belirteyim ki, verdiğim rakamlar tamamen keyfidir, çünkü, birincisi, doğru rakamları bilmiyorum ve ikincisi, bilseydim de şimdi açıklamazdım). Öyle görü­nüyor ki, son derece mütevazı ölçüde de olsa sanayiyle tarım arasında değiş-tokuşu becermeye, büyük ticareti becermeye başladık, mevcut küçük, geri ya da büyük fakat güçsüzleşmiş, harabolmuş sanayiye sa­rılma, mevcut ekonomik temelde ticareti canlandırma, sade ortalama köylüye (o ise kitlesel bir figürdür, kitlenin temsilcisi, doğal gücün taşıyıcısıdır) ekonomik canlanmayı hissettirebilme ve büyük sanayinin yeniden inşasında ondan daha sistemli, inatçı ve başarılı bir çalışma için yararlanma görevini becermeye başladık.

 

Ticareti düşüncesizce küçümseme özelliğine sahip "duygusal sos­yalizm”e ya da eski Rus, yarı-feodal yarı-köylü ataerkil havaya düş­memeliyiz. Köylülüğün proletaryayla bağını sağlamlaştırmak için, yı­kılmış ve güçten düşmüş ülkede ekonomiyi derhal canlandırmak için, sanayii kalkındırmak ve örneğin elektrifikasyon gibi başka, daha kap­samlı, daha derin önlemleri kolaylaştırmak için bütün ekonomik geçiş biçimlerini kullanabiliriz ve gerektiğinde bunları kullanmayı bilmek zorundayız.

 

Reformlarla devrim arasındaki ilişki sadece Marksizm tarafından tam ve doğru tanımlanmıştır ki Marx bu ilişkiyi sadece tek bir yanın­dan, yani proletaryanın tek bir ülkede de olsa bir ölçüde sağlam, bir öl­çüde kalıcı ilk zaferinden önceki koşullar altında görebildi. Bu koşul­lar altında doğru bir ilişkinin esası şuydu: Reformlar proletaryanın devrimci sınıf mücadelesinin yan ürünüdür. Tüm kapitalist dünya için bu ilişki, proletaryanın devrimci taktiğinin temelini oluşturur, İkinci Enternasyonal'in satılık liderlerinin ve yarı titiz, yarı ürkek İkibuçukuncu Enternasyonal şövalyelerinin çarpıtıp kararttıkları işin ABC'sini oluşturur. Proletaryanın tek bir ülkede de olsa zaferinden sonra re­formlarla devrim arasındaki ilişkide yeni bir şey ortaya çıkar. Prensip­te mesele eskisi gibi kalır, fakat biçimde şahsen Marx'ın önceden gö­remeyeceği ve sadece Marksizmin felsefesi ve politikası zemininde kavranabilecek bir değişiklik olur. Neden Brest geri çekilişini doğru uygulayabildik? Çünkü öyle ilerlemiştik ki, geri çekilecek alana sahip­tik. Baş döndürücü bir hızla, birkaç hafta içinde, l Kasım (25 Ekim) 1917'den Brest Barışı'na kadar Sovyet devletini kurmuş, emperyalist savaştan devrimci yolla çıkmış, burjuva-demokratik devrimi sonuna kadar götürmüştük, öyle ki muazzam geri çekilme hareketi (Brest Ba­rışı) bile bize hâlâ, "nefes molası"ndan yararlanıp Kolçak, Denikin, Yudeniç, Pilsudski, Vrangel'e karşı muzaffer biçimde ilerlememiz için kesinlikle yeterli pozisyonlar bırakmıştı.

 

Proletaryanın zaferinden önce reformlar devrimci sınıf mücadele­sinin yan ürünüdür. Bunun yanı sıra zaferden sonra reformlar (ulusla­rarası çapta eskisi gibi "yan ürün" olarak kalırken) zaferin gerçekleşti­ği ülke için, büyük çabaların ardından şu ya da bu geçişin devrimci uygulanışı için güçlerin açıkça yetmediği durumlarda gerekli ve haklı bir nefes molası olurlar. Zafer öyle büyük bir "güç stoku" sağlar ki, zo­runlu bir geri çekilmeye bile dayanılabilir — hem maddi, hem manevi anlamda dayanılabilir. Maddi anlamda dayanmak, düşmanın bizi tamamen yenilgiye uğratamaması için yeterli güç üstünlüğünü korumak demektir. Manevi anlamda dayanmak; kendini demoralize ettirmemek, dezorganize ettirmemek, durumu soğukkanlılıkla değerlendirmeye de­vam etmek, cesareti ve akıl sağlamlığını korumak, çok olsa da ölçülü geri çekilmek, geri çekilmeyi tam zamanında durdurabilecek ve yeni­den saldırıya geçebilecek şekilde geri çekilmek demektir.

 

Devlet kapitalizmine geri çekildik. Fakat ölçülü geri çekildik. Şimdi ticaretin devlet tarafından düzenlenmesine geri çekiliyoruz. Fakat ölçülü geri çekileceğiz. Şimdiden bu geri çekilmenin sonunun gö­rülebildiğinin belirtileri; fazla uzak olmayan bir gelecekte bu geri çeki­lişi durdurma olanağı görülmektedir. Bu zorunlu geri çekilmeyi ne ka­dar bilinçli, ne kadar birlik içinde, ne kadar önyargısız gerçekleştirirsek, bu geri çekilişe o kadar hızlı son verebiliriz ve muzaffer yürü­yüşümüz o kadar güvenli, hızlı ve geniş olacaktır.

 

5 Kasım 1921

 

 

 

 


 

[1] "Şimdi ve Sosyalizmin Tam Zaferinden Sonra Altının Önemi Üzeri­ne" adlı elinizdeki makale, 1921 Kasım başında yazıldı ve hemen akabinde "Pravda" No. 251 'de yayınlandı. O dönemde Yeni Ekono­mik Politika ve onunla beraber ticaret, para dolaşımı ve ticari kalkülasyon artık yeterince gelişmişti. İlk sırayı, ticaretin devlet tarafından düzenlenmesi görevleri aldı.

Ticaret, bütün zincire egemen olabilmek için, zincirin "olanca güçle yakalanması gereken" özel halkasına dönüştü. Günün görevi buradan doğuyor: Yeni Ekonomik Politika koşulları altında altının rolünü bir an için bile gözardı etmeden, tarımı da sosyalist temelde reorganize edebilecek durumda olan sosyalist büyük sanayinin yeniden inşası için olanakları biriktirme gerekliliğini unutmadan, komünistler ticaret yap­mayı öğrenmek zorunda, komünistler rantabl işletmeciliği öğrenmek zorunda.

Parti'nin önündeki yeni görevler, bazı Parti üyelerince anlaşılmadı ve belli bir cesaretsizliğe yol açtı. Bu ruh hali, örneğin Zyemkov yoldaşın Moskova İli Parti Konferansı'ndaki konuşmasında açıkça ifadesini buldu, başka şeylerin yanı sıra şöyle diyordu: "Devlet ticaretinden ne söz edip duruyorsunuz! Hapishanede bize ticaret yapmayı öğretmedi­ler".

Lenin "Şimdi ve Sosyalizmin Tam Zaferinden Sonra Altının Önemi Üzerine" makalesinde bu yeni görevlerin Parti için tüm alışılmamışlığını vurguluyor ve iktidarın ele geçirilmesinden sonra, sosyalizmin in­şasının mücadele biçimlerine ve yöntemlerine uygun olarak somut du­rumun özelliklerini değiştirmeyi bilmenin neden gerekli olduğuna iliş­kin köklü bir motivasyon veriyor. Parti, sadece doğrudan devrimci yöntemleri ("ani saldırı") değil, dolambaçlı yöntemleri de ("kuşatma") kullanmayı bilmek zorundadır. Belli koşullar altında, safların yeniden düzenlenmesinden sonra yeni bir saldırıya geçmek için geri çekilmeyi bilmek gerekir. Böyle bir geri çekilme, proleter devrimi, çok büyük kazanımlar gösterebildiği, belli bir geri çekilmeden sonra bile temel kazanımları (proletarya iktidarı, büyük sânayinin, taşımacılığın, topra­ğın ve bankaların ulusallaştırılması) koruyabildiği için mümkün ola­bildi. Yeni Ekonomik Politika'ya geçiş, sosyalist inşa yolunda sınıf mücadelesinin yöntem ve biçimlerinin değişimini gerekli kılıyordu. Bu değişimi Lenin, devrimci yöntemlerin (yani eskinin doğrudan ve tamamen parçalanması) yerine "reformist tipte" bir yöntemin (en şid­detli sınıf mücadelesi içinde, sosyalizme doğru kesintisiz ilerleyişte eskinin dikkatli, yavaş, tedrici yeniden şekillenişinin bir yöntemi) kon­ması olarak tanımlıyor.

[2] Rus Devrimi'nin deneyimlerini gözönünde bulundurarak Lenin ana vargının altını çiziyor: "Proletaryanın zaferinden önce reformlar dev­rimci sınıf mücadelesinin yan ürünleridir"; zaferden sonra "uluslarara­sı ölçekte önceden olduğu gibi yan ürün", ayrıca zaferin kazanıldığı ülke için, gücün en üst derecede yoğunlaştırılmasından sonra belirli bir geçişin devrimci tarzda hayata geçirilmesi için gücün öyle herhalde yetmediği durumlarda gerekli bir nefes molası olacaklardır.

Lenin, sınıf mücadelesinin bir biçimi olarak "reformist yöntemlerin" kullanımını Yeni Ekonomik Politika'nın ilk dönemiyle sınırlar, oysa Lenin'i kabaca tahrif eden sağ oportünistler, onun Yeni Ekonomik Po­litika'nın başlangıç aşamasının koşullan altında söylediklerini, rekonstrüksiyon dönemine aktarma ve proletaryanın sosyalist saldırısının ge­lişimini engelleme girişiminde bulundular. Leninizmin bu oportünist tahrifi, sağ oportünistlerin, küçük-burjuva ve kapitalist unsurların sos­yalizme " barışçıl intibak" genel teorisiyle sıkı bir bağ içindedir.

Lenin, bir geri çekilmenin gerekliliğinden söz ediyor, fakat "ölçülü ge­ri çekileceğimizi" vurguluyor. "İleriye doğru muzaffer yürüyüşümüz ne kadar hızlı ve geniş olursa", Yeni Ekonomik Politika temelinde sosyalizmin inşasının yeni koşullarına uyum sağlamayı Parti'nin o ka­dar hızlı kavrayacağının altını özel bir ısrarla çiziyor, (s. 323)

Bebel'e 28 Mart 1875 tarihli mektubunda Engels, Alman Sosyal-Demokrat Partisi tarafından, Eisenachçılarla Lassallecilerin Gotha'daki birlik kongresinde kabul edilmiş olan program taslağını sert biçimde eleştiriyor.

Taslakta başka Lassalleci hataların yanı sıra, "işçi sınıfı karşısında tüm diğer sınıfların sadece gerici bir kitle" oldukları cümlesi bulunuyordu. Engels bu anti-Marksist cümleyi eleştiriyor ve "bunun sadece bazı is­tisnai durumlarda, örneğin proletaryanın Komün gibi bir devriminde ya da devleti ve toplumu kendi düşüncesine göre sadece burjuvazinin şekillendirmediği, aksine ondan sonra da demokratik küçük-burjuvazinin bu yeniden şekillenişi sonuna kadar götürdüğü" (bkz. Karl Marx, "Gotha Programı'nm Eleştirisi", s. 32, Zürih 1934) bir ülkede doğru olduğunu açıklıyor.

Bebel'e bir başka mektupta (11 Aralık 1884 tarihli) Engels, proleter devrim sırasında tüm burjuva ve küçük-burjuva partilerin "saf demok­rasi" şiarı altında proletaryaya karşı ittifak kurduklarına dikkat çeki­yor. Engels Almanya'da devrimin koşulları ve özellikleri üzerine konuşuyor ve şunu vurguluyor: "Saf demokrasi ve bunun gelecekteki ro­lüne ilişkin, seninle aynı görüşteyim. Bunun Almanya'da, daha eski sı­nai gelişime sahip ülkelerde olduğundan çok daha tali bir rol oynaması doğaldır. Ama bu onun, devrim anında, daha önce Frankfurt'ta olduğu gibi, en uç burjuva parti olarak, tüm burjuva ve hatta feodal ekonomi­nin son can simidi olarak o anda önem kazanabilmesine engel değildir. Böyle bir anda tüm gerici kitle onların arkasına geçer ve onları güçlen­dirir: gerici olan her şey, demokratlık taslar" (Marx-Engels, Bebel, W. Liebknecht, Kautsky vs.'ye Mektuplar, Moskova 1933, Cilt I, s. 382). (s. 324)

 

 

kaynak: Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, İnter yay., çev.: Süheyla Kaya,s.323-331