<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Stalin Arşivi</title>
	<atom:link href="http://stalinkaynak.com/icerik/index.php/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://stalinkaynak.com/icerik</link>
	<description>&#34;Marksizm herşeye kadirdir, çünkü hakikattir.&#34; V.İ. Lenin</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 21:26:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkiye Emekçi Kadın Hareketinin Tarihinden</title>
		<link>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/turkiye-emekci-kadin-hareketi-tarihinden/</link>
		<comments>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/turkiye-emekci-kadin-hareketi-tarihinden/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 16:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Administrator</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://stalinkaynak.com/icerik/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla aşağıda 1920 yılında Baku&#8217;de Mustafa Suphi önderliğinde toplanan Türkiye Komünist Partisi&#8217;nin birinci (kuruluş) Kongresi belgelerinden Türkiye&#8217;deki kadın hareketine ve emekçi kadınların sorunlarına ilişkin bazı bölümleri yayınlıyoruz. Bundan 90 yıl önce yapılan değerlendirmeler 90 yılda Türkiye&#8217;deki emekçi kadınların yaşamında ne kadar az şeyin değiştiğini ortaya koyan önemli unsurları da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><em><img class="alignleft size-full wp-image-58" style="margin: 2px 5px;" title="Clipboard02" src="http://stalinkaynak.com/icerik/wp-content/uploads/2010/03/Clipboard02.jpg" alt="Clipboard02" width="188" height="202" />8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla aşağıda 1920 yılında Baku&#8217;de Mustafa Suphi önderliğinde toplanan Türkiye Komünist Partisi&#8217;nin birinci (kuruluş) Kongresi belgelerinden Türkiye&#8217;deki kadın hareketine ve emekçi kadınların sorunlarına ilişkin bazı bölümleri yayınlıyoruz. Bundan 90 yıl önce yapılan değerlendirmeler 90 yılda Türkiye&#8217;deki emekçi kadınların yaşamında ne kadar az şeyin değiştiğini ortaya koyan önemli unsurları da içermektedir ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin emekçi kadınların kurtuluş mücadelesiyle kopmaz biçimde bağlı olduğu gerçeğini, birini geliştirmeden diğerini ileri sıçratmanın da mümkün olmadığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em><span id="more-52"></span><br />
</em></strong></p>
<div style="text-align: left;"><strong>Türkiye’de Kadın Hareketi Hakkında</strong></div>
<div style="text-align: left;"><strong><br />
</strong></div>
<div style="text-align: left;">(1920 yılında Baku&#8217;de gerçekleştirilen Türkiye Komünist Partisi (TKP) 1. Kongresinden)</div>
<div style="text-align: left;">&#8230;Konuşmacı Naciye yoldaş, kadının tarihte geçirdiği iktisadi ve ailevi evreleri özetledikten sonra, Türkiye’de kadın hareketi hakkında aşağıdaki bilgileri dile getirdi:</div>
<div style="text-align: left;">Türk kadınlarının aile içerisindeki durumu tam anlamıyla köleliktir. Toplum, bir suçluyu nasıl hapsederse, kadınlar da genel olarak kadın olmak suçundan dolayı evlere hapis olunur. Fakat bu habsin azabını çeken yalnızca kadınlar değildir. Bütün millet bundan muzdarip bulunuyor. Çünkü kadının toplumla ilişkisi kesilince, yalnızca ev işleriyle uğraşması zorunluluğu doğuyor. Bu durum kadını, körükörüne bağlılığı, köleliği kabullenmek zorunda bıraktığı gibi, kişiliğini de zedeleyip yaralıyor. Buna karşılık savaşın zorunlu bir sonucu olarak, Türk kadını az çok serbest hareket edebileceği bir ortam bulmuş ve geçimini sağlayabilmek için sokağa fırlamak zorunda kalmıştır. Bunu kadının kurtuluşu için bir başlangıç olarak değerlendiriyorum. Fakat hayata atılan bu kadınlar, kadınların küçük bir azınlığını oluşturuyor. Bugünkü toplumun genel koşulları dikkate alınacak olursa, hayatın zorlukları karşısında bu denli az sayıdaki kadının başarısızlığa uğrayarak eski durumuna düşme tehlikesi baş gösteriyor. Türk kadının resmi dairelerde memur olarak çalışmaya başlaması pek yenidir. Türkiye’de kadın memurların çoğunluğu eğitim alanlarında, okullarda görevlidir. Fakat buralarda da erkeğin ayrıcalığı gözetilerek, bir kadın öğretmen aynı düzeydeki bir erkek öğretmenle, hatta kadın öğretmen daha üstün olsa bile, maddi açıdan eşit olamıyor. Kadın, istihdam olunduğu bütün resmi dairelerde aynı küçültücü muameleyi görüyor.  Son savaş, kocasını ve oğlunu sınırlara gönderen kadını, karnını doyurmak ve yavrularını kurtarmak kaygısıyla çarşı ve pazara çıkarmış, açlık ve ölüm tehlikesine karşı didinmeye sevketmiştir. Bu konuda özellikle Anadolu köylü kadınları, büyük bir azim ve metanetle harekete geçmişlerdir. Yük taşımak, ekin ekmek, tarla sürmek, çiftçilik etmek gibi bütünüyle fiziki gücü gerektiren işlerde erkeklerin yerini tutmaya ve bütün toplumun geçimini sağlamaya çalışmışlardır. Bu kadınlar, köylerden şehirlerin ticaret pazarına kadar el atarak, alışveriş işlerine de girmişlerdir. Aslında şehirlerdeki kadına kıyasla, köylü kadınlar daha bağımsız bir hayata sahiptirler. Onlar, eskiden beri tarlalarda erkekleriyle, akrabalarıyla çalışabiliyorlardı. Köylü Türk kadınları arasında muharebelere katılanlar, silah kullananlar da vardı. Fakat şehirlerde görünüm değişiyor. Evlere takılan kafesler kadının köleliğini ilan ediyor.</div>
<div style="text-align: left;"></div>
<div style="text-align: left;"></div>
<div style="text-align: left;">Türkiye’de erkekleri uğraştıran garip işlerden biri de, kadınların örtünmesidir (tesettürüdür). Bu sorun her yıl artan bir güçle yayılır, dillere dolanır, kapsadığı alanı genişleterek mahkemelere, korkunç dini kurallara, millet meclisi salonlarına ve padişah sarayına kadar uzanır. Bu batıp batıp yeniden nükseden bir tür hastalık halindedir. Ülkenin yasa koyucu güçleri ve uygulayıcıları bütün ülkenin hayatını, gereksinimlerini bir yana bırakarak; sanki bütün işler yolundaymış gibi, kadının örtünmesi, başının tuvaleti, çarşafının biçimi, özcesi kadının dış kıyafeti ile uğraşmaya başlarlar. Kadının açılmasıyla şeriatın elden gittiği, Allah’ın kitabının hakarete uğradığı iddia ediliyor.</div>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Kıtlık, kuraklık, büyük yangınlar, savaşlar, mısır ekmeğe, yani bütün toplumsal soysuzlaşmalar, milli felaketler ve bunalımların kesinlikle kadının açılmasından dolayı başımıza geldiği öne sürülüyor. Polis karakollarına, adliyelere, genel güvenliğe ve gereken öteki yerlere bu gibi yolsuzluklara neden olan kadınların tutuklanması, rezil edilmesi için emirler verilir. Bütün bu baskılara rağmen, Türk kadınları son zamanlarda Başkent’de önemli uyanıklıklar gösterebilmiş, siyasi ve ekonomik faaliyetler yürütmüşlerdir. Buna örnek olarak, ülkenin Avrupa ve Yunan işgalcileri tarafından ele geçirilmesi üzerine çeşitli kadın örgütleri merkezi bir komite oluşturdular. Ve muazzam siyasi gösteriler düzenleyerek (işgalci güçleri) protesto ettiler. Yine kadınlar, kendi girişimleriyle Eğitim Bakanlığını, üniversitenin kapılarını genç kadın öğrencilere açmaya zorlamışlardır. Tıp bölümü henüz kadınlara kapalı ise de, yakında onun da açılacağına hiç kuşku yoktur.</p>
<div style="text-align: left;">İstanbul’da onbeş kadar kadın örgütü vardır ki bunların tümü son zamanlarda kurulmuştur. Bunları büyük bir bölümü şefkat işleriyle uğraşırlar. Bu örgütlere burjuva kadınları da katılıyorlarsa da, burjuva kadınların çoğunluğu sıcak apartmanlarında ve konaklarında bencillere özgü bir hayat sürmektedirler.</div>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Kadın örgütlerinin bazıları da, kadın haklarını savunup korumak, yine bazıları da eski kadın sınıflarını, işçiliklerini yeniden diriltip güçlendirmek amacıyla kurulmuştur. Yalnızca bilimsel ve eğitsel kuruluşlar da vardır. Fakat bunlar bugünün dayattığı gerçeklerden dolayı hazır yiyicileri içlerinden atarak, “Çalışan Yer” gerçeğini her yerde anlatmaktadırlar. Fakat halkın başına yumruklarını indirerek, isyan seslerine kulaklarını tıkayarak yaşayanların artık tümüyle yok olmalarının zamanı gelmiştir. Bu nedenledir ki, Türkiye Komünist Partisi herşeyden önce Türkiye kadınını kurtarmak için bir Türkiye Komünist Kadın Örgütü kurmaya çalışmalıdır.</p>
<div style="text-align: left;">Yaşasın kadın ve erkeği hayatın bütün yollarında birleştiren kızıl güneş!</div>
<div style="text-align: left;">Yaşasın Türkiye Komünist Partisi!</div>
<div style="text-align: left;">(Bakü 1920)</div>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><strong>Kadın Hareketine İlişkin Karar</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><br />
</strong></p>
<div style="text-align: left;">Naciye ve Hakkı yoldaşların önerisi üzerine aşağıdaki dört madde kabul edilmiştir:</div>
<div style="text-align: left;">1. Tarihi hataları ve toplumsal hastalıkları kesin olarak düzeltme ve iyileştirmeye karar veren Türkiye Komünist Kongresi, bütün kadınların değer ve önemini kavrayarak, onları hak ettikleri düzeye çıkartmak için gerekli olan en kesin önlemleri almak için hareket eder.</div>
<div style="text-align: left;">2. İnsanlar arasında sınıf ayrımını kaldırmak şiarıyla ortaya atılan komünistler, doğal olarak kadınları toplum içerisinden dıştalamak gibi bir ikilik hatasına düşerek suç işleyemez. Komünistler nasıl hazır yiyicileri yok ederek tam bir toplumsal eşitlik düzeni yaratıyorsa, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliği de kaldırarak, yaptırımcı ceza yasaları aracılığıyla gerçek bir eşitliğin oluşturulmasını kabul eder.</div>
<div style="text-align: left;">3. Türkiye’de kadınların bir bütün olarak hayata daha rahat, bağımsız katılabilmelerini sağlamak için, şimdiye dek erkeklere sunulmuş olan toplumsal kuruluşlardan kadınların da aynı hak ve yetkiyle yararlanmaları öncelikle zorunludur.</div>
<div style="text-align: left;">4. Kadınlarla erkekleri birbirinden ayırmak, onları (kadınları) toplumsal kuruluşların dışında yaşatmak, kadınlardaki enerji ve yetenekleri yanlış yerlere kanalize edip köreltmek ve bu yönde onlara yanlış öğütler vermek, kadının bütünüyle geri bir hayat sürmesine neden olmuştur. Bu nedenle, insanlığın yarısını oluşturan kadınların erkeklerle yanyana (paralel) hareket etmeleri ve layık oldukları düzeye ulaşabilmeleri için gereken fedakârlıklara katlanılır.</div>
<div style="text-align: left;"><strong>TKP 1. Kongresi, Bakü 1920 </strong></div>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/turkiye-emekci-kadin-hareketi-tarihinden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emperyalizm Berlin Duvarının Yıkılışını Kutluyor&#8230; Duvarın Altında Kalanlar İse Sosyalizmi Özlüyor</title>
		<link>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/emperyalizm-berlin-duvarinin-yikilisini-kutluyor-duvarin-altinda-kalanlar-ise-sosyalizmi-ozluyor/</link>
		<comments>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/emperyalizm-berlin-duvarinin-yikilisini-kutluyor-duvarin-altinda-kalanlar-ise-sosyalizmi-ozluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 11:05:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Administrator</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://stalinkaynak.com/icerik/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği gibi Federal Alman hükümeti Kasım ayında sözde &#8220;komünizmin sonu&#8221;nun ifadesi olan Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılışının 20. yılını büyük ve gösterişli törenlerle kutlayarak kitlelere kapitalizme ve demokrasiye dönüşün kendilerini ne kadar özgürleştirdiğini bir kez daha hatırlatmaya çalıştı. Ancak yapılan araştırmalar eski Sovyetler Birliği ve Halk Demokrasisi ülkelerinde kapitalizmin ve kapitalist demokrasinin duvarın yıkılışından ve SSCB&#8217;nin çözülmesinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: left;"><em><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-46" style="margin: 5px;" title="Sovyet Bayrağı" src="http://stalinkaynak.com/icerik/wp-content/uploads/2010/03/photo_1257192711617-1-0-150x150.jpg" alt="Sovyet Bayrağı" width="150" height="150" />Bilindiği gibi Federal Alman hükümeti Kasım ayında sözde &#8220;komünizmin sonu&#8221;nun ifadesi olan Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılışının 20. yılını büyük ve gösterişli törenlerle kutlayarak kitlelere kapitalizme ve demokrasiye dönüşün kendilerini ne kadar özgürleştirdiğini bir kez daha hatırlatmaya çalıştı. Ancak yapılan araştırmalar eski Sovyetler Birliği ve Halk Demokrasisi ülkelerinde kapitalizmin ve kapitalist demokrasinin duvarın yıkılışından ve SSCB&#8217;nin çözülmesinden bu yana ciddî biçimde destek yitirdiğini gösteriyor. İki önemli araştırmaya ilişkin uluslararası basından derleyerek çevirdiğimiz haberleri sunuyoruz.</em></h3>
<p><em><span id="more-44"></span><br />
</em></p>
<p style="text-align: left;"><!-- pagebreak --></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kapitalizm ve [kapitalist] demokrasi eski Sosyalist Blok ülkelerinde destek yitiriyor</strong><br />
(AFP, 02/11/2009)</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir anket, kapitalizm ve demokrasi eski Doğu ve Orta Avrupa sosyalist cumhuriyetlerinde destek yitiriyor. Anket sözkonusu ülkelerin halklarının komünizm döneminde ekonomik olarak çok daha iyi bir durumda olduklarını düşündüklerini gösteriyor.<br />
Berlin Duvarının yıkılmasının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırma eski Sosyalist Blok ülkelerinde 1991 yılında yapılan benzer anketlere göre [kapitalist] demokrasi için ifade edilen destek oranlarının belirgin bir biçimde düştüğünü gözler önüne seriyor.</p>
<p>En dramatik değişiklik yüzde 42&#8242;lik bir düşüşle Ukrayna&#8217;da görülüyor: Ukraynalıların günümüzde yalnızca yüzde 30&#8242;u çokpartili sistemi onayladıklarını söylüyor. Bu sayı 1991 yılında yüzde 72 düzeyindeydi.<br />
Doğu Almanya&#8217;da yüzde 85&#8242;lik bir kesim [kapitalist] demokrasiye geçişi destekliyor, ama burada bile 1991&#8242;e göre yüzde 6 oranında bir düşüş var.</p>
<p>Aynı sayı Bulgaristan&#8217;da yüzde 24, Litvanya&#8217;da yüzde 20, Macaristan&#8217;da yüzde 18 ve Rusya&#8217;da yüzde 8 oranında düşüş gösteriyor.</p>
<p>Yalnızca yüzde 4&#8242;lük bir artışla Polonya ve yüzde 1&#8242;lik bir artışla Slovakya&#8217;da tersine bir eğilim gözlenebiliyor.</p>
<p>Yapılan araştırma kapitalizm karşısında da benzer bir hayalkırıklığını ortaya koyuyor. Pazar ekonomisine geçişi onayların oranı Macaristan&#8217;da yüzde 34 ve Litvanya&#8217;da yüzde 26 düşmüş durumda.</p>
<p>Ankete katılan Ukraynalılar pazar ekonomisini destekleyenlerin yalnızca yüzde 36&#8242;lık oranıyla kapitalizme desteğin en düşük olduğu ülke halkını oluşturuyor. Burada da 1991&#8242;e göre yüzde 16&#8242;lık bir düşüş sözkonusu.<br />
Yalınzca Polonyalıların (yüzde 47&#8242;le) ve Çeklerin (yüzde 45&#8242;le) yarıya yakınlık bölümü şimdiki durumlarının komünist dönemde olduğundan daha iyi olduğunu belirtiyorlar. Oysa Macarların yüzde 72&#8217;si tam tersini düşünüyor.</p>
<p>Rusların büyük çoğunluğu ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasının &#8220;büyük bir talihsizlik&#8221; olduğunu söylüyor.</p>
<p>27 Ağustos ve 24 Eylül 2009 tarihleri arasında yapılan anket, her bir ülkede 1,000 civarında kişiyle gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.france24.com/en/node/4915979">http://www.france24.com/en/node/4915979</a></p>
<p style="text-align: left;"><span id="__end"><strong>&#8230;</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bulgaristan Komünistlerin İktidara Gelişini 20. Yüzyılın En Önemli Olayı Olarak Görüyor</strong></p>
<p style="text-align: left;">(Sofya Haber Ajansı, 8/1/2010)</p>
<p style="text-align: left;"><img style="border: 3px solid silver; margin: 2px 5px; float: left;" title="kapitalizm gerzekler tarafından yaratıldı" src="http://www.iscibirligi.info/resimler/3/kapitalist-gerzekler.jpg" alt="kapitalizm gerzekler tarafından yaratıldı" width="300" height="175" /><em>&#8220;Kapitalizm gerzekler tarafından yaratıldı&#8221;</em>, Sofya&#8217;daki bir kamu binasının duvarına yazılan yazıda böyle deniliyor. Proletarya ruhu her sene komünist devrimin gerçekleştiği 9 Eylül&#8217;de daha da güçleniyor.</p>
<p style="text-align: left;">Yapılan bir araştırma, Bulgarların, sosyalist yönetim yıkılana kadar simgesel önemde bir gün olarak kutlanan Bulgaristan&#8217;daki 1944 yılındaki anti-faşist ayaklanmanın gerçekleştiği 9 Eylül gününü, geçen yüzyılın en önemli olayı olarak gördüklerini ortaya koydu.</p>
<p style="text-align: left;">Bulgaristan için geçtiğimiz yüzyılın en önemli olaylarının oylandığı bir ankette, oyların yüzde 24,29&#8242;unu komünistlerin iktidarı ele geçirmesi aldı. İnternet üzerinden ve sms&#8217;le yapılan anket Bulgar Ulusal Televizyonu tarafından gerçekleştirildi.</p>
<p style="text-align: left;">1943 yılındaki büyük kitle gösterileri sonucunda, Bulgar hükümetinin Hitler&#8217;in isteğine karşı koymak zorunda kalması sayesinde, 50,000 Bulgar Yahudisinin Nazi ölüm kamplarından kurtarılması yüzde 22&#8242;lik bir oranla ikinci önemli olay seçildi.</p>
<p style="text-align: left;">Üçüncü sırayı ise yüzde 13,87 ile 1908 yılında Bulgaristan&#8217;ın bağımsızlık ilanı aldı.</p>
<p style="text-align: left;">9 Eylül 1944&#8242;te, Sovyet birliklerinin ülkeye girişinden hemen sonra, komünistler Bulgaristan&#8217;da silahlı bir devrimle iktidara gelmişti. 9 Eylül tarihi sosyalist rejimin düştüğü 1989 yılına kadar ulusal bayram günü olarak kutlandı.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.novinite.com/view_news.php?id=111769">http://www.novinite.com/view_news.php?id=111769</a></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Bu yazılar <em><strong>İŞÇİ  BİRLİĞİ</strong></em> gazetesinin 3. sayısından alınmıştır:</p>
<p><a href="http://www.iscibirligi.info/T/82/" target="_blank">http://www.iscibirligi.info/T/82/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://stalinkaynak.com/icerik/2010/03/08/emperyalizm-berlin-duvarinin-yikilisini-kutluyor-duvarin-altinda-kalanlar-ise-sosyalizmi-ozluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>J.V. Stalin &#8211; Yaratıcı Aydınlar Toplantısındaki Tartışma (1946)</title>
		<link>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/22/yaratici-aydinlar-toplantisi-stalin/</link>
		<comments>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/22/yaratici-aydinlar-toplantisi-stalin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 18:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Administrator</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyalist Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://stalinkaynak.com/icerik/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[
İnsanlık,  gürültüsüz ve şatafatsız,  en zor şartlar altında sanayileşmeyi ve kolektivizasyonu başaran, savunma sistemini canları pahasına kuvvetlendirip komünistlerin liderliğiyle düşmanı yenen sıradan Sovyet halkı tarafından kurtarılmıştır.


J.V. Stalin
 Yaratıcı Aydınlar Toplantısındaki Tartışma (1946)

Stalin: Benimle neyi konuşmak istiyordunuz yoldaş Fadeyev?
Fadeyev (Aleksandr Aleksandroviç Fadeyev. 1946–1954 arası Yazarlar Birliği Genel Sekreteri): Yoldaş Stalin, size danışmak için geldik. Birçokları edebiyatımızın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: left;"><em>İnsanlık,  gürültüsüz ve şatafatsız,  en zor şartlar altında sanayileşmeyi ve kolektivizasyonu başaran, savunma sistemini canları pahasına kuvvetlendirip komünistlerin liderliğiyle düşmanı yenen sıradan Sovyet halkı tarafından kurtarılmıştır.</em></p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;"><span id="more-15"></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>J.V. Stalin</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong><strong>Yaratıcı Aydınlar Toplantısındaki Tartışma (1946)</strong></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><strong>Stalin</strong>: Benimle neyi konuşmak istiyordunuz yoldaş Fadeyev?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Fadeyev </strong>(Aleksandr Aleksandroviç Fadeyev. 1946–1954 arası Yazarlar Birliği Genel Sekreteri): Yoldaş Stalin, size danışmak için geldik. Birçokları edebiyatımızın ve sanatımızın bir çıkmaza girdiğini düşünüyor ve biz böyle düşünenleri hangi yola yönlendireceğimizi bilmiyoruz. Bugün bir sinemaya gidiyorsunuz, ateş ediliyor,bir başka sinemaya gidiyorsunuz, yine ateş ediliyor: sinema salonlarımızda, kahramanın dur durak bilmeden düşmanla savaştığı ve ırmaklardan insan kanının aktığı filmler oynuyor. Her yerde yokluklar ve zorluklar gösteriliyor. İnsanlar savaş ve kan görmekten bıktı.</p>
<p style="text-align: left;">Eserlerimizde başka bir hayatı nasıl göstereceğimize ilişkin tavsiyenizi almak istiyoruz:  kanın ve şiddetin olmadığı, ülkemizin karşılaştığı sayısız zorlukların olmadığı geleceğin hayatını.  Başka bir deyişle, mutlu ve bulutsuz bir geleceği resmetmenin zorunluluğu kendini hissettiriyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Stalin</strong>:  Konuşmanızda, hayatın, edebiyat işçilerinin, sanatçıların önüne koyduğu temel görev, Marksist-Leninist çözümleme yapma görevi eksik Fadayev yoldaş.</p>
<p style="text-align: left;">Bir zamanlar I. Petro, Avrupa’ya kapıları açmıştı. Ama 1917’den sonra emperyalistler, sosyalizmin ülkelerine yayılmasından korkarak o kapıyı uzunca bir süreliğine sıkıca kapattılar. İkinci Dünya Savaşından önce radyolar,filmler,gazeteler ve dergiler aracılığıyla bizler dünyaya dişleri arasına kanlı bıçaklar sıkıştırmış kuzeyli barbarlar gibi tanıtıldık. Proletarya diktatörlüğünü böyle resmettiler.  Halkımız ayağında hasır terlikler, eski püskü giysiler içinde, semaverden votka içen insanlar olarak gösterildi.  Birden bire,  bu “hasır terlikli” Rusya,  bu mağara adamları,  dünya burjuvazisinin alt insanlar olarak tasvir ettiği bu insanlar, karşılarında tüm dünyanın korkuyla titrediği iki büyük gücü &#8211; Almanya’daki faşistleri ve Japonya’daki emperyalistleri ezip geçti.</p>
<p style="text-align: left;">Bugün dünya,  böylesi bir kahramanlığı kimin başardığını ve insanlığı kimin kurtardığını bilmek istiyor.</p>
<p style="text-align: left;">İnsanlık,  gürültüsüz ve şatafatsız,  en zor şartlar altında sanayileşmeyi ve kolektivizasyonu başaran,  savunma sistemini canları pahasına kuvvetlendirip komünistlerin liderliğiyle düşmanı yenen sıradan Sovyet halkı tarafından kurtarılmıştır.  Yalnızca savaşın ilk altı ayında cephede en az beş yüz bin ve toplamda üç milyondan fazla komünist hayatını kaybetti.  Onlar aramızdaki en iyilerdi;  onurlu, tertemiz, özverili, sosyalizm için, halkın mutluluğu için mücadele eden fedakar savaşçılardı. Şimdi onları özlüyoruz. Eğer hayatta olsalardı, birçok güncel sorunumuz artık geride kalmış olurdu. Bugün, yaratıcı Sovyet aydınlarımızın asıl görevi, eserlerinde bu sade, muhteşem Sovyet insanını tüm yönleriyle yansıtmak ve bu karakterin en iyi özelliklerini bulup gözler önüne sermektir. Bugün edebiyatın ve sanatın gelişimindeki genel ilke budur.</p>
<p style="text-align: left;">Nikolay Ostrovski’nin <em>“Ve Çeliğe Su Verildi”</em> romanındaki kahraman Pavel Korçagin bizim için neden değerlidir?</p>
<p style="text-align: left;">Bunun sebebi her şeyden önce, o kahramanın kendini devrime, halka, sosyalizme sınırsızca adamasıdır, fedakarlığıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Zamanımızın büyük pilotu Valeri Chkalova’nın sinemadaki sanatsal imgesi, Büyük Anavatan Savaşında ölümsüz bir şan kazanan, binlerce korkusuz Sovyet şahin-pilotun eğitimini kolaylaştırmıştır. ‘Kentimizden Çıkan Genç Adam’ filmindeki tankçı Albay Sergey Lukonim, yüz bin kahraman tankçının karakteristik kahramanıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Bu gelenekle devam etmek gerekir. Sovyet halkının kendini kıyaslayacağı ve örnek alacağı komünizm savaşçılarından böyle edebi kahramanlar yaratın.</p>
<p style="text-align: left;">Elimde, bana yaratıcı Sovyet aydınlarını ilgilendirdiği söylenen soruların bir listesi var. Bir itirazı olan yoksa bu soruları yanıtlayacağım.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Salondan yükselen sesler: </strong>Çok soru var Stalin yoldaş! Lütfen yanıtlayın!</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Soru: </strong>Size göre, çağdaş  Sovyet nesir ve oyun yazarları ile film yapımcılarının eserlerindeki başlıca eksiklikler nelerdir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Stalin:</strong> Ne yazık ki son derece önemli eksiklikler var. Son zamanlarda, pek çok edebiyat eserinde, çürümekte olan batının zararlı etkileri altında gelişen bir eğilim açıkça görülüyor ve bu eğilim, yabancı istihbaratlar yoluyla hayatın içine giriyor. Sovyet edebiyat dergilerinin sayfalarında, sıklıkla, Sovyet halkının, komünizmin kurucularının, zavallı ve karakatürize edilmiş bir biçimde tasvir edildiği eserler görülüyor. Olumlu kahramanla alay ediliyor, yabancı olana dalkavukluk savunuluyor, toplumun politik artıklarına özgü kosmopolitizm övülüyor.</p>
<p style="text-align: left;">Tiyatro repertuarlarında yabancı burjuva yazarların utanç verici oyunları Sovyet oyunlarını geri planda bırakıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Filmlerde önemsiz temalar ağır basıyor ve cesur Rus halkının kahramanca tarihi çarpıtılıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Soru</strong>: Müzikteki avangart (yenilikçi) eğilimler ile resim ve heykel sanatındaki soyut ekol ideolojik olarak ne kadar tehlikelidir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Stalin</strong>: Bugün, yenilik kisvesi altında Sovyet müziğinde biçimcilik akımını, resim sanatında da soyut resmi hakim kılmaya çalışıyorlar. Zaman zaman şu soruyu duymak mümkün: ‘Bolşevikler ve Leninistler gibi büyük adamların böylesi önemsiz ayrıntılarla uğraşmaları; soyut resim ve biçimciliği eleştirerek zaman harcamaları gerekli midir? Bunlarla psikiyatristler uğraşsın.’</p>
<p style="text-align: left;">Bu türden sorular, ülkemize ve özellikle de gençliğimize karşı gerçekleştirilen ideolojik sabotajın rolünün anlaşılmadığını açığa vuruyor. Bu sabotaj sayesinde, edebiyat ve sanattaki sosyalist gerçekçilik ilkelerine karşı eyleme geçmeye çalışıyorlar. Bu ilkelere karşı açıktan açığa konuşamayacakları için, bunu sığınakların ardına gizlenerek yapıyorlar. Halklarının mutluluğu için, komünizm için ve ilerlemek istedikleri yol için savaşan o örnek alınacak insanların imgesi soyut denilen bu resimlere yansımaz. Bu betimlemenin yerini kapitalizme karşı sosyalizmin sınıf savaşını bulanıklaştıran soyut gizemcilik alır. Savaş zamanında kaç insan Kızıl Meydandaki muhteşem Minin ve Pojarski anıtına gelip ilham aldı! Peki ya bükülmüş demirden yapılma, “yenilik” sembolü bir büst, bir sanat eseri olarak bize nasıl ilham verebilir? Soyut bir resim nasıl ilham verebilir?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://stalinkaynak.com/icerik/wp-content/uploads/2009/12/s13-13.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-21" title="s13-13" src="http://stalinkaynak.com/icerik/wp-content/uploads/2009/12/s13-13-300x180.jpg" alt="s13-13" width="300" height="180" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #888888;"><em>Minin ve Pojarski Anıtı</em></span></p>
<p style="text-align: left;">Tam da bu nedenledir ki, günümüzün Amerikan finans kodamanları modernizm propagandası yapar, bu türden eserlere, gerçekçi akımın büyük ustalarının rüyalarında göremeyeceği, olağanüstü miktarda para verirler.</p>
<p style="text-align: left;">Sözüm ona popüler batı müziğinin ve biçimci denilen eğilimlerin sınıfsal arka planı vardır. Bu müzik, tabii buna müzik denilebilirse, ritmlerini “shakers” tarikatından almıştır; bu müzik eşliğinde edilen “dans” insanların kendinden geçmesine neden olur, onları şirazesinden çıkmış, her türlü vahşiliği yapabilecek hayvanlara dönüştürür. Bu tür ritmler insanların beynini ve ruh halini etkilemek için psikiyatrların yardımıyla yaratılmaktadır. Bu, bir tür müziksel uyuşturucu bağımlılığıdır ve bunun etkisi altına giren kişi parlak fikirler üretemez, bir hayvana dönüşür, bu insanı devrime, komünizmi kurmaya çağırmak faydasızdır. Gördüğünüz gibi, müzik de savaşır.</p>
<p style="text-align: left;">1944 yılında, Britanya istihbaratından bir görevlinin kaleme aldığı, ‘düşman ordusunu çökertmede biçimci müziğin kullanımı’ başlıklı bir yönergeyi okuma fırsatım oldu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Soru</strong>: Yabancı istihbarat ajanlarının sanat ve edebiyat alanlarındaki yıkıcı faaliyetleri somut olarak nelerdir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Stalin</strong>: Sovyet sanatının gelecekteki gelişiminden söz ederken bu gelişimin, emperyalist çevrelerin ülkemize karşı geliştirdikleri, sanat ve edebiyat alanlarını da kapsayacak biçimde açılan tarihte eşi görülmemiş ölçekteki gizli savaş koşullarını gözden kaçırmamak gerekir. Yabancı ajanların ülkemizdeki görevi, kültürden sorumlu Sovyet kurumlarına sızmak, büyük gazete ve dergilerin editörlüğünü ele geçirmek, tiyatro ve sinemanın repertuarlarını ve edebi eserlerin yayınlarını mutlaka etkilemektir. Yurtseverliği canlandıran ve komünizmi yaratmada Sovyet halkına öncülük eden devrimci eserlerin gün ışığına çıkmasını her yolu deneyerek durdurmak, komünist inşanın zaferine inançsızlığı yayan, kapitalist üretim tarzını ve burjuva yaşam biçimini yücelten eserlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Aynı zamanda yabancı ajanlardan karamsarlık, çöküş ve ahlaki yozlaşma duygularının sanat ve edebiyat alanlarında yaymaları talep ediliyor.</p>
<p style="text-align: left;">Coşkulu bir Amerikan senatörü “Bolşevik Rusya’yı korku filmlerimizde gösterebiliyor olsaydık, komünist inşayı mutlaka söküp atardık” diyordu. Lev Tolstoy sanat ve edebiyat beyin yıkamanın en güçlü biçimidir diye boşuna dememiştir. Bugün sanat ve edebiyatın yardımıyla kimin ve neyin beynimizi yıkadığı üstünde ciddiyetle düşünmeli, bu alandaki ideolojik sapmaya bir son vermeliyiz. Bence, kültürün, toplumsal ideolojideki önemli bir egemenlik öğesi olduğunu, onun her zaman sınıfsal olduğunu ve egemen sınıfın kültürü çıkarları için kullandığını, kültürü bizim için çalışanların çıkarlarını, proletarya diktatörlüğünün çıkarlarını korumak için kullanmak gerektiğini anlamanın ve içselleştirmenin zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Sanat için sanat yoktur. Toplumdan bağımsız, bu toplumun üstünde duran “özgür” sanatçılar, yazarlar, şairler, oyun yazarları, yönetmenler ve gazeteciler yoktur, olamaz. Kimsenin onlara ihtiyacı yoktur. Böyle insanlar var olamazlar.</p>
<p style="text-align: left;">Eski karşı devrimci burjuvazi geleneklerinin kalıntıları Sovyet halkına hizmet etmek istemiyorlarsa ya da kendini Sovyet halkına hizmet etmeye adamış işçi sınıfı iktidarının karşısında duruyorlarsa, ülkeyi terk etmeleri ve dışarıda yaşamaları için onlara izin veriyoruz. Bırakalım her şeyin alınıp satılabildiği, yaratıcı aydınların yaratma eylemlerinde finansal çekim merkezlerine tamamen bağımlı olduğu, kötü ünlü burjuva toplumundaki “özgür yaratıcılık” kavramı onları ikna etsin.</p>
<p style="text-align: left;">Ne yazık ki, zamanımızın azlığı dolayısıyla tartışmamızı sonlandırmamız gerekiyor. Sorularınızın tamamını cevaplamış olmayı umuyorum. Sanırım, Sovyet edebiyatının daha ileri gelişimi sorununa SBKP (B) MK’sının ve Sovyet hükümetinin yaklaşımı herkes için açıktır.</p>
<p style="text-align: left;">Zhukhrai V. ‘Stalin: pravda i lozh’, Moskova, 1996, sf. 245-251; I.V.<br />
Stalin, ‘Sochineniya’, Vol. 16, 1946-1952, Izdatelstvo ‘Picatel’,<br />
Moskova, 1997, sf. 49-53.</p>
<p style="text-align: left;">Rusça orijinalinden çeviren <strong><em>Stalin Arşivi</em></strong> Çeviri Grubu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/22/yaratici-aydinlar-toplantisi-stalin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stalin Arşivi’nin tüm dostlarının dikkatine!</title>
		<link>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/19/stalin-arsivi%e2%80%99nin-tum-dostlarinin-dikkatine/</link>
		<comments>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/19/stalin-arsivi%e2%80%99nin-tum-dostlarinin-dikkatine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 13:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Administrator</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://stalinkaynak.com/icerik/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[STALİN ARŞİVİ’NİN TÜM DOSTLARININ DİKKATİNE!
Değerli Stalin Arşivi dostları,
Stalin Arşivi internet sitesi bir süredir bazı çalışmalar nedeniyle aktif durumda değildir. Bu süre içinde facebook üzerinde bize hiçbir şekilde haber verilmeden “Stalin Arşivi” ismini ve materyallerini kullanan çok sayıda grup kurulduğunu bazı dostlarımızın uyarıları sayesinde öğrenmiş bulunuyoruz.
Bu durum karşısında biz de, “Stalin Arşivi Resmi Grubu” adıyla bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff0000;"><em>STALİN ARŞİVİ’</em>NİN TÜM DOSTLARININ DİKKATİNE!</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Değerli <em style="color: #ff0000;">Stalin Arşivi </em>dostları,</p>
<p style="text-align: left;">Stalin Arşivi internet sitesi bir süredir bazı çalışmalar nedeniyle aktif durumda değildir. Bu süre içinde facebook üzerinde <em><strong>bize hiçbir şekilde haber verilmeden </strong></em>“Stalin Arşivi” ismini ve materyallerini kullanan çok sayıda grup kurulduğunu bazı dostlarımızın uyarıları sayesinde öğrenmiş bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: left;">Bu durum karşısında biz de, <strong><a id="nyrw" style="color: #ff0000;" title="&quot;Stalin Arşivi Resmi Grubu&quot;" href="http://www.facebook.com/group.php?gid=372655515415" target="_blank">“Stalin Arşivi Resmi Grubu”</a></strong> adıyla bir facebook grubu oluşturmak zorunda kaldık. Resmi grubumuza şu adresten ulaşabilirsiniz <a id="xwlu" title="http://www.facebook.com/group.php?gid=372655515415" href="http://www.facebook.com/group.php?gid=372655515415">http://www.facebook.com/group.php?gid=372655515415</a></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #ff0000;">“Stalin Arşivi Resmi Grubu” </span></strong>adını taşıyan dışında faceebok üzerindeki Stalin Arşivi adını kullanan hiçbir grubun ve bu sitelerde yayınlanan hiçbir materyalin ve bilginin internet sitemizle ve Stalin Arşivi Kolektifi’yle bir ilgisi <strong><em>bulunmadığını </em></strong>önemle belirtiriz. Stalin Arşivi’nin tüm dostlarından<em><strong> kimin tarafından ve ne amaçla oluşturulduğunu bilmediğimiz</strong></em> bu gruplara kesinlikle itibar etmemelerini rica ediyoruz.</p>
<p style="text-align: left;">Stalin Arşivi kısa bir zaman sonra yeni materyallerle tekrar aktif hale gelecektir. Bu süre içinde bizimle iletişim kurmak isteyen arkadaşlar lütfen yalnızca <strong>mail@stalinkaynak.com</strong> veya <strong>stalinkaynak@yahoo.com </strong>e-mail adreslerinden bize ulaşınız. Bunlar dışında hiçbir e-mail adresimiz yoktur. Stalin Arşivi adına yapılan ve<strong> http://www.stalinkaynak.com </strong>adresinden duyurulmamış olan herhangi bir yayın veya etkinliğin bizimle ilişkisi olup olmadığını da lütfen bu adreslere e-mail atarak kontrol edin.<br />
<em><strong><br />
Stalin Arşivi Kolektifi</strong></em><img title="More..." src="../../archive/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://stalinkaynak.com/icerik/2009/12/19/stalin-arsivi%e2%80%99nin-tum-dostlarinin-dikkatine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Anti-Stalinist İhanet” kitabının yazarı Profesör Grover Furr’la Röportaj</title>
		<link>http://stalinkaynak.com/icerik/2008/08/21/kruscevin-yalanlari/</link>
		<comments>http://stalinkaynak.com/icerik/2008/08/21/kruscevin-yalanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 13:33:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Administrator</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap tanıtım-eleştiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://stalinkaynak.com/icerik/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[“Anti-Stalinist İhanet” kitabının yazarı Profesör Grover Furr’la Röportaj

Literaturnaia Rossiia, No. 24, 06.13.08
“Nikita Kruşçev’in 61 Yalanı”
“Anti-Stalinist İhanet” kitabının yazarı Profesör Grover Furr’la Röportaj
Son günlerin göze çarpan en sıra dışı kitaplarından biri, Montclair Devlet Üniversitesi profesörü, tarihçi Grover Furr’un Rusça’ya çevrilen ve SBKP 20. Kongresinde Nikita Kruşçev’in yaptığı konuşmayı ayrıntılı olarak incelediği “Anti-Stalinist İhanet” ( [Antistalinskaia Podlost] [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Anti-Stalinist İhanet” kitabının yazarı Profesör Grover Furr’la Röportaj</p>
<p><span id="more-7"></span></p>
<p>Literaturnaia Rossiia, No. 24, 06.13.08<br />
“Nikita Kruşçev’in 61 Yalanı”<br />
“Anti-Stalinist İhanet” kitabının yazarı Profesör Grover Furr’la Röportaj<br />
Son günlerin göze çarpan en sıra dışı kitaplarından biri, Montclair Devlet Üniversitesi profesörü, tarihçi Grover Furr’un Rusça’ya çevrilen ve SBKP 20. Kongresinde Nikita Kruşçev’in yaptığı konuşmayı ayrıntılı olarak incelediği “Anti-Stalinist İhanet” ( [Antistalinskaia Podlost] Moskova: Algoritm Yay., 2007) kitabıdır.<br />
Kitap, yayınlandıktan sonra kısa bir süre içinde binlerce okura ulaştı. Okurların ilk eleştirilerinde övgü dolu tepkiler kadar ökfe dolu tepkiler de aldı ama kitap piyasa odaklı zamanımızın ortamında yine de ender bulunan bir kaynak kitap olma başarısına erişti.<br />
Bu nedenle Profesör Furr’la görüşüp kendisini daha iyi tanımanın ve fikirlerini, birinci elden sormanın öğretici olacağını düşündük.</p>
<p>S. Hartsizov &#8211; Profesör, doktora tezi Fransız Orta Çağı olan bir Princeton Üniversitesi doktoru olarak Stalin dönemi Sovyet tarihine nasıl ve neden merak sardığınızı bize anlatır mısınız?<br />
Grover Furr &#8211; Benim ilk uzmanlık alanım ortaçağ araştırmalarıdır. Stalin zamanındaki Sovyetler Birliğinin tarihi üzerine araştırma yapmam için bana gerekli “otoriteyi” sağlayacak bir diplomam yok.<br />
Ama bir ortaçağ araştırmacısı olarak derin tarihi araştırmalar yapma eğitimini aldım. Örneğin, İngilizce dışındaki dillerde yazılan temel kaynakları kullanmayı; “kabul gören bilgilere” ya da “kabul gören fikirlere” asla dayanmamayı; “tanınmış otoritelerin” fikirlerine güvenmemeyi ve her şeye kendim bakmayı öğrendim.<br />
1965-69 mezunu olarak Vietnam Savaşına karşıydım. Bir keresinde biri bana Vietnamlı komünistlerin “iyi adamlar” olamayacaklarını; çünkü onların hepsinin “Stalinist” olduğunu ve “Stalin’in milyonlarca masum insanı öldürdüğünü” söyledi.<br />
Bu düşünceyi unutmadım. 1970′lerin başında Robert Conquest’in The Great Terror / Büyük Terör kitabı yayınlandığında ilk baskısını okumamın sebebi belki de buydu. Okuduklarım karşısında sarsılmıştım!<br />
Lisedeyken Rus edebiyatı dersi aldığım için Rus dilini bildiğimi de eklemeliyim. Bu yüzden Conquest’in kitabını çok dikkatle okudum. Anlaşılan bu kitabı hiç kimse böyle okumamıştı!<br />
Conquest’in kaynak kullanımında dürüst olmadığını fark ettim. Dipnotları, yazarın Stalin karşıtı hükümlerini desteklemiyordu! Esasen, Stalin’e karşı olan tüm kaynakları güvenilirliklerini göz ardı ederek kullanmıştı.<br />
Sonunda, sözümona “Terör” ile ilgili bir şey yazmaya karar verdim. Uzun zamanımı aldı; ama sonunda 1988′de “Mareşal Tuhaçevski Hakkındaki Eski Hikâyelere Yeni Bir Işık: Bazı Belgelerin Yeniden Değerlendirilmesi” (<!-- m --><a href="http://chss.montclair.edu/english/furr/tukh.html">http://chss.montclair.edu/english/furr/tukh.html</a><!-- m -->) başlıklı bir makaleyi yayınladım… Bu süre boyunca Arch Getty, Robert Thurston, Roberta Manning, Sheila Fitzpatrick, Jerry Hough, Lewis Siegelbaum, Lynne Viola ve başka yeni ekol tarihçilerin Sovyetler Birliği üzerine yaptıkları araştırmaları inceledim.<br />
S. Hartsizov &#8211; Bu isimler, bence, Rus okuruna pek bir şey ifade etmeyecek. Conquest’ten sonra, yeni Batı “ekolü” temsilcilerinden herhangi birinin Sovyetler Birliği tarihi yaklaşımına farklı bir şeyler katabileceğine inanmak güç…<br />
Grover Furr &#8211; Doğrusu, durum tam tersi. Sözünü ettiğim ekol, Conquest’in ve soğuk savaş dönemindeki totaliter sovyetoloji yaklaşımının antitezi olarak ortaya çıktı.<br />
Bu yeni ekolün araştırmacıları eldeki bulguları dikkatlice inceleyerek ve en önemlisi, nesnel bakmak için büyük çaba sarfederek, tüm bu Soğuk Savaş tarihçiliğinin, Troçkist, Kruşçevci ve daha sonra gelen Gorbaçovcu-Yeltsinci “tarihçiliğin” siyasi önyargılara korkunç bir biçimde teslim olduğunu gösterdiler. Bu tür tarihçiler politik önyargılarının öylesine etkisi altında kalmışlardı ki yazdıkları kitaplara tarih kitabı olarak değil, propaganda örnekleri olarak bakılmalıdır.<br />
Yeni ekol kurucularından biri olan J. Arch Getty’nin The Origins of the Great Purges / Büyük Tasfiyelerin Kökenleri adlı kitabı bilimsel tarih dünyasında gerçek bir heyecan yarattı. Getty, kitabında gerçek olarak kabul edilmiş sayısız yalanı başarılı bir biçimde ortaya çıkardı. 1930′lardaki baskıların Stalin tarafından planlandığı görüşü de kitapta temesizliği ortaya çıkarılan yalanlardan biriydi.<br />
Bu araştırmacının şansızlığı, çalışmasının “perestroyka” yıllarında ABD’de yayınlanmış olmasıydı. Bu süre boyunca “glasnost” ya da “şeffaflık” gibi sahte bir bahaneyle, yalnızca Getty’nin aleyhtarlarının, soğuk savaşçıların çalışmaları yayınlandı; hem de yüksek tirajlarla. Getty’nin Rusya tarihiyle ilgili tek bir kitabı bile Rusya’da yayınlanmazsa, Rus okurlar onun çığır açan eserlerinden nasıl haberdar olur?<br />
Bu durum, yukarıda adını andığım tarihçilerin birçoğu için geçerlidir. Neyse ki umut verici örnekler de var. Birkaç ay önce Ukraynalı bir internet dergisi, West Virginia Üniversitesi profesörü Mark Tauger’in mükemmel çalışmalarından birini yayınladı. Tauger’in çalışması 1932-33 kıtlığının Sovyet liderleri tarafından uygulanan bir “Holodomor” ya da “yapay kıtlık” yaşandığını iddia eden Nazi-esinli efsaneyi tamamen çürütüyor.<br />
S. Hartsizov &#8211; Kruşçev’in 20. Kongre Konuşmasına nasıl ve neden merak sardınız?<br />
Grover Furr -Kruşçev’in “kapalı” ya da Batıdaki deyimiyle “gizli” raporu, hiç abartısız, 20 yüzyılın en çok etki yaratmış konuşmalarından biridir. Bu rapora nasıl ya da kim tarafından “olumlu” ya da “olumsuz” bir değer biçildiği ayrı bir konu ama bu raporun Sovyet ve Rus tarihinin gidişatını temelden değiştirdiği açıktır. Bu konuşma “Anti-Stalinizm” adlı politik kavramın dayanaklarından biri ve “20. Kongre paradigması”nın temel kaynağı olması bakımından önemlidir.<br />
Kısacası, Sovyetler Birliği tarihiyle ilgilenen hiç kimse böyle önemli bir belgeyi görmezden gelemez.<br />
S. Hartsizov &#8211; Ama bu konunun bu kadar çok işlenmiş olmasının nedeni de bu. “Anti-Stalinist İhanet” (Rusçası: Antistalinskaya Podlost) kitabınıza gösterilen tüm bu ilgiyi nasıl açıklıyorsunuz ?<br />
Grover Furr &#8211; Buna cevap vermek benim için güç. Bunu okurlar değerlendirsin… Ben bir araştırmacı olarak sadece beni etkileyen şeylerden bahsedebilirim.<br />
Bu çalışmanın fikrini oluşturduğum zaman mütevazı bir hedefim vardı. Eski Sovyet arşivlerindeki bazı belgelerin gizliliğinin kaldırılması sayesinde halka açılan tarihi kaynakların yanında, raporun içindeki “ifşaların” yerini belirlemek istemiştim. Son 10-15 yıl içinde birçok yeni kaynak, Kruşçev’in konuşmasındaki herhangi bir ifadenin objektif bir değerlendirmesini yapabilecek uzmanlar için hazır hale getirildiğinden bu tür bir araştırmayı bir Rus tarihçi ya da Çinli bir tarihçi yapabilirdi.<br />
Ve bu noktada ilginç bir tablo belirmeye başladı. Ortaya çıktı ki, raporda geçen “ifşaların” hiçbiri doğru değildi. Bir tanesi bile!<br />
Kruşçev’in birkaç yalanı elbette önceden biliniyordu. Örneğin, gizli oturum sırasında kongredeki delegelerden birkaçı Kruşçev’in bazı “ifşalarının”, örneğin, Stalin’in “dünya çapında bir askeri operasyon planladığı” yönündeki saçma beyanının, en hafif deyimle, gerçekten uzak olduğunu fark etmişlerdi. Ama konuşmanın tamamı bu gibi “ifşalar”dan oluşmuştu &#8211; bu da hayret vericiydi.<br />
S. Hartsizov &#8211; Abartmıyor musunuz? Tüm konuşmanın yalnızca yalanlardan ibaret olduğuna inanmak güç. Basitçe Stalin’i savunuyor olmalısınız ve bu yüzden kafanızdaki bu hedefle Kruşçev’i ve onun çığır açan raporunu karalıyorsunuz.<br />
Grover Furr &#8211; Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm; ama ben Stalin’in ya da bir başkasının “savunmasını” yapmıyorum. Bir araştırmacı ve bir uzman olarak gerçekler ve kanıtlarla ilgileniyorum. Araştırmamın amacı, diyelim ki, Kruşçev’in uzay, mısır ya da SBKP programı üzerine yaptığı konuşma olsaydı, bu alanlarla ilgili kaynakları incelemem gerekecekti. Ama burada, araştırmamın konusu, Stalin ve Beria’nın sözde “ortaya çıkarılan” suçlarıydı.<br />
Altmış bir adet “ifşa” ya da suçlayıcı iddiayı ele aldım. Her birini tarihi kaynakların ışığında araştırdım. Sonuç, Kruşçev’in “Gizli Konuşması”ndaki “ifşalar”dan birinin bile doğru olmadığıydı. Burada “Stalin savunması” yapmam söz konusu değil. İspat yükümlülüğü her zaman suçlayanındır; bu olayda da bu yükümlülük Kruşçev’e aittir. “Gizli Konuşma”da “ifşa edilen” iddiaların bir tanesi bile kanıtlarla yüzleşmeye dayanamaz.<br />
“İnanç” konusuna ilişkin bir söz. Hiçbir ciddi araştırmacı kendi kanaatlerine ya da önceden kabul ettiği fikirlere dayanarak herhangi bir ifadenin doğruluğunu kabul veya inkâr edemez. İster beğenin ister beğenmeyin, “Anti-Stalinist İhanet” kitabında sunulan tarihi kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda, Sovyetler Birliği tarihine “Gizli Konuşma”nın gerçekleri çarpıtan aynasından bakmak imkânsız hale gelir.<br />
S. Hartsizov &#8211; Sırası gelmişken, ” Anti-Stalinist İhanet ” &#8211; bir bilimsel araştırma eseri için çok uygun bir başlık değil, sizce de öyle değil mi?<br />
Grover Furr &#8211; Kitap, kaynakça, isim indeksi, dipnotlar ve belgeli ek bölümlerle- kısacası, eksiksiz bir akademik yayının gerekliliklerine tam uygunluk içinde yayınlandı. Ve hatta bunlar daha geniş bir baskıda yayınlandı. Bir yazar bundan fazlasını bekleyebilir mi?<br />
Elbette, kitabın müsveddesi üzerinde çalışırken farklı bir çalışma başlığı koymuştum. Hatta kitapta, yaptığım çalışmanın ana hatlarını yansıtması için öyküsel bir dille düzenlediğim orijinal bir bölüm vardı. Ama sanıyorum uzunluğu sebebiyle ya da başka sebeplerden dolayı son baskıya eklenmedi.<br />
Yayımcı da farklı bir başlık önerdi, her zaman olduğu gibi. Sonuçta, piyasada başarılı olacak bir eser yaratmak için yazı işleri, estetik ve diğer düzenlemeler yayımcıya kalır.<br />
S. Hartsizov &#8211; Burada hala mantıklı görünmeyen bir şeyler var. Bir yandan, yazdığınız üzere, Kruşçev’in konuşması başta aşağı yalanlarla dolu; öte yandan, SSCB liderliğinden tek bir kişi bile bu ifşaların yanlışlığına işaret etmedi.<br />
Grover Furr &#8211; Daha da ileri gidip onların bu sessizliğine sebep olarak, her birinin Kruşçev ile tam bir dayanışma sergilediklerini söyleyebilirim. Ve burada en ilgi çekici sorularla karşılaşıyoruz.<br />
Genel kanının aksine, “Gizli Konuşma”nın ana hedefi Stalin’in kendisi değil, onun ismiyle bağdaştırılmış olan politik rotaydı, belli bir gelişim yoluydu. Rus tarihçi Yuri Jukov bunu açıkça belirtti: Kruşçev’in hedefi, Stalin’in döneminde başlayan ama henüz tamamlanamayan demokratik reformları sona erdirmekti.<br />
Bugün &#8211; Kruşçev’in Konuşmasının etkisi altında, birçok insanın zihnindeki “Stalin” ve “demokrasi” kavramlarının birbirine taban tabana zıt, birbiriyle bağdaşmayan iki uç kavram, zıt kutuplarda duran iki olgu olarak gösterilmektedir. Ama bu bakış hatalıdır. Stalin, Lenin’in temsili demokrasi görüşlerini paylaşmış ve Sovyet devletinin inşasında bu görüşlerin ilkelerini kökleştirmek için çaba sarf etmişti.<br />
SSCB’de, Sovyet toplumunu demokratikleştirmek için verilen ve 1930′lardan 1950′lere kadar devam eden politik mücadelenin başında Stalin vardı. Bu programın özü şöyleydi: devlet yönetimindeki komünist partinin rolü, başka ülkelerde olduğu gibi normal sınırlara indirgenecekti ve devletin politik liderliği, parti listelerine göre değil, demokratik prosedürlere dayanarak seçilecekti.<br />
Sadece Kruşçev değil, diğer Sovyet liderleri de bariz bir biçimde, bu tür reformlara karşıt görüşteydiler. Stalin’le bağdaştırılan Manlenkov, Molotov, Kaganoviç gibi önemli politik figürler istemeden de olsa “Gizli Konuşma”nın gizli altmetnini kabullendiler ve buna boyun eğdiler. Kruşçev’in iktidara gelebilmesinin, bir patlama potansiyeline sahip “Gizli Konuşma”sını yapabilmesinin, kendi görüşlerini yerleştirebilmesinin nedeni Sovyet Parti elitini kendi tarafına kazanabilmesiydi.<br />
Bu röportajı fırsat bilerek, eserleri “Gizli Konuşma”yla ilgili eserime esin veren, Kruşçev’in döneminde derinlere gizlenmiş gerçeği, Stalin’in demokrasinin prensiplerine bağlığını ortaya çıkaran Yuri Jukov (Rusya) ve John Arch Getty’ye (ABD) teşekkür etmek istiyorum.<br />
Röportaj: S. Hartsizov<br />
kaynak: <!-- m --><a href="http://www.litrossia.ru/article.php?article=3003">http://www.litrossia.ru/article.php?article=3003</a><!-- m --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://stalinkaynak.com/icerik/2008/08/21/kruscevin-yalanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Dynamic Page Served (once) in 1.220 seconds -->
