8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla aşağıda 1920 yılında Baku’de Mustafa Suphi önderliğinde toplanan Türkiye Komünist Partisi’nin birinci (kuruluş) Kongresi belgelerinden Türkiye’deki kadın hareketine ve emekçi kadınların sorunlarına ilişkin bazı bölümleri yayınlıyoruz. Bundan 90 yıl önce yapılan değerlendirmeler 90 yılda Türkiye’deki emekçi kadınların yaşamında ne kadar az şeyin değiştiğini ortaya koyan önemli unsurları da içermektedir ve proletaryanın kurtuluş mücadelesinin emekçi kadınların kurtuluş mücadelesiyle kopmaz biçimde bağlı olduğu gerçeğini, birini geliştirmeden diğerini ileri sıçratmanın da mümkün olmadığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Türkiye’de Kadın Hareketi Hakkında
(1920 yılında Baku’de gerçekleştirilen Türkiye Komünist Partisi (TKP) 1. Kongresinden)
…Konuşmacı Naciye yoldaş, kadının tarihte geçirdiği iktisadi ve ailevi evreleri özetledikten sonra, Türkiye’de kadın hareketi hakkında aşağıdaki bilgileri dile getirdi:
Türk kadınlarının aile içerisindeki durumu tam anlamıyla köleliktir. Toplum, bir suçluyu nasıl hapsederse, kadınlar da genel olarak kadın olmak suçundan dolayı evlere hapis olunur. Fakat bu habsin azabını çeken yalnızca kadınlar değildir. Bütün millet bundan muzdarip bulunuyor. Çünkü kadının toplumla ilişkisi kesilince, yalnızca ev işleriyle uğraşması zorunluluğu doğuyor. Bu durum kadını, körükörüne bağlılığı, köleliği kabullenmek zorunda bıraktığı gibi, kişiliğini de zedeleyip yaralıyor. Buna karşılık savaşın zorunlu bir sonucu olarak, Türk kadını az çok serbest hareket edebileceği bir ortam bulmuş ve geçimini sağlayabilmek için sokağa fırlamak zorunda kalmıştır. Bunu kadının kurtuluşu için bir başlangıç olarak değerlendiriyorum. Fakat hayata atılan bu kadınlar, kadınların küçük bir azınlığını oluşturuyor. Bugünkü toplumun genel koşulları dikkate alınacak olursa, hayatın zorlukları karşısında bu denli az sayıdaki kadının başarısızlığa uğrayarak eski durumuna düşme tehlikesi baş gösteriyor. Türk kadının resmi dairelerde memur olarak çalışmaya başlaması pek yenidir. Türkiye’de kadın memurların çoğunluğu eğitim alanlarında, okullarda görevlidir. Fakat buralarda da erkeğin ayrıcalığı gözetilerek, bir kadın öğretmen aynı düzeydeki bir erkek öğretmenle, hatta kadın öğretmen daha üstün olsa bile, maddi açıdan eşit olamıyor. Kadın, istihdam olunduğu bütün resmi dairelerde aynı küçültücü muameleyi görüyor. Son savaş, kocasını ve oğlunu sınırlara gönderen kadını, karnını doyurmak ve yavrularını kurtarmak kaygısıyla çarşı ve pazara çıkarmış, açlık ve ölüm tehlikesine karşı didinmeye sevketmiştir. Bu konuda özellikle Anadolu köylü kadınları, büyük bir azim ve metanetle harekete geçmişlerdir. Yük taşımak, ekin ekmek, tarla sürmek, çiftçilik etmek gibi bütünüyle fiziki gücü gerektiren işlerde erkeklerin yerini tutmaya ve bütün toplumun geçimini sağlamaya çalışmışlardır. Bu kadınlar, köylerden şehirlerin ticaret pazarına kadar el atarak, alışveriş işlerine de girmişlerdir. Aslında şehirlerdeki kadına kıyasla, köylü kadınlar daha bağımsız bir hayata sahiptirler. Onlar, eskiden beri tarlalarda erkekleriyle, akrabalarıyla çalışabiliyorlardı. Köylü Türk kadınları arasında muharebelere katılanlar, silah kullananlar da vardı. Fakat şehirlerde görünüm değişiyor. Evlere takılan kafesler kadının köleliğini ilan ediyor.
Türkiye’de erkekleri uğraştıran garip işlerden biri de, kadınların örtünmesidir (tesettürüdür). Bu sorun her yıl artan bir güçle yayılır, dillere dolanır, kapsadığı alanı genişleterek mahkemelere, korkunç dini kurallara, millet meclisi salonlarına ve padişah sarayına kadar uzanır. Bu batıp batıp yeniden nükseden bir tür hastalık halindedir. Ülkenin yasa koyucu güçleri ve uygulayıcıları bütün ülkenin hayatını, gereksinimlerini bir yana bırakarak; sanki bütün işler yolundaymış gibi, kadının örtünmesi, başının tuvaleti, çarşafının biçimi, özcesi kadının dış kıyafeti ile uğraşmaya başlarlar. Kadının açılmasıyla şeriatın elden gittiği, Allah’ın kitabının hakarete uğradığı iddia ediliyor.
Kıtlık, kuraklık, büyük yangınlar, savaşlar, mısır ekmeğe, yani bütün toplumsal soysuzlaşmalar, milli felaketler ve bunalımların kesinlikle kadının açılmasından dolayı başımıza geldiği öne sürülüyor. Polis karakollarına, adliyelere, genel güvenliğe ve gereken öteki yerlere bu gibi yolsuzluklara neden olan kadınların tutuklanması, rezil edilmesi için emirler verilir. Bütün bu baskılara rağmen, Türk kadınları son zamanlarda Başkent’de önemli uyanıklıklar gösterebilmiş, siyasi ve ekonomik faaliyetler yürütmüşlerdir. Buna örnek olarak, ülkenin Avrupa ve Yunan işgalcileri tarafından ele geçirilmesi üzerine çeşitli kadın örgütleri merkezi bir komite oluşturdular. Ve muazzam siyasi gösteriler düzenleyerek (işgalci güçleri) protesto ettiler. Yine kadınlar, kendi girişimleriyle Eğitim Bakanlığını, üniversitenin kapılarını genç kadın öğrencilere açmaya zorlamışlardır. Tıp bölümü henüz kadınlara kapalı ise de, yakında onun da açılacağına hiç kuşku yoktur.
İstanbul’da onbeş kadar kadın örgütü vardır ki bunların tümü son zamanlarda kurulmuştur. Bunları büyük bir bölümü şefkat işleriyle uğraşırlar. Bu örgütlere burjuva kadınları da katılıyorlarsa da, burjuva kadınların çoğunluğu sıcak apartmanlarında ve konaklarında bencillere özgü bir hayat sürmektedirler.
Kadın örgütlerinin bazıları da, kadın haklarını savunup korumak, yine bazıları da eski kadın sınıflarını, işçiliklerini yeniden diriltip güçlendirmek amacıyla kurulmuştur. Yalnızca bilimsel ve eğitsel kuruluşlar da vardır. Fakat bunlar bugünün dayattığı gerçeklerden dolayı hazır yiyicileri içlerinden atarak, “Çalışan Yer” gerçeğini her yerde anlatmaktadırlar. Fakat halkın başına yumruklarını indirerek, isyan seslerine kulaklarını tıkayarak yaşayanların artık tümüyle yok olmalarının zamanı gelmiştir. Bu nedenledir ki, Türkiye Komünist Partisi herşeyden önce Türkiye kadınını kurtarmak için bir Türkiye Komünist Kadın Örgütü kurmaya çalışmalıdır.
Yaşasın kadın ve erkeği hayatın bütün yollarında birleştiren kızıl güneş!
Yaşasın Türkiye Komünist Partisi!
(Bakü 1920)
Kadın Hareketine İlişkin Karar
Naciye ve Hakkı yoldaşların önerisi üzerine aşağıdaki dört madde kabul edilmiştir:
1. Tarihi hataları ve toplumsal hastalıkları kesin olarak düzeltme ve iyileştirmeye karar veren Türkiye Komünist Kongresi, bütün kadınların değer ve önemini kavrayarak, onları hak ettikleri düzeye çıkartmak için gerekli olan en kesin önlemleri almak için hareket eder.
2. İnsanlar arasında sınıf ayrımını kaldırmak şiarıyla ortaya atılan komünistler, doğal olarak kadınları toplum içerisinden dıştalamak gibi bir ikilik hatasına düşerek suç işleyemez. Komünistler nasıl hazır yiyicileri yok ederek tam bir toplumsal eşitlik düzeni yaratıyorsa, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliği de kaldırarak, yaptırımcı ceza yasaları aracılığıyla gerçek bir eşitliğin oluşturulmasını kabul eder.
3. Türkiye’de kadınların bir bütün olarak hayata daha rahat, bağımsız katılabilmelerini sağlamak için, şimdiye dek erkeklere sunulmuş olan toplumsal kuruluşlardan kadınların da aynı hak ve yetkiyle yararlanmaları öncelikle zorunludur.
4. Kadınlarla erkekleri birbirinden ayırmak, onları (kadınları) toplumsal kuruluşların dışında yaşatmak, kadınlardaki enerji ve yetenekleri yanlış yerlere kanalize edip köreltmek ve bu yönde onlara yanlış öğütler vermek, kadının bütünüyle geri bir hayat sürmesine neden olmuştur. Bu nedenle, insanlığın yarısını oluşturan kadınların erkeklerle yanyana (paralel) hareket etmeleri ve layık oldukları düzeye ulaşabilmeleri için gereken fedakârlıklara katlanılır.
TKP 1. Kongresi, Bakü 1920
This entry was posted
on Monday, March 8th, 2010 at 16:00 and is filed under Uncategorized.
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
Both comments and pings are currently closed.