Latin Amerika’da Anti-Emperyalist Direniş ve Kolombiya Marksist Hareketi Paneli’nden bölümler
13 Nisan 2008 tarihinde İstanbul’da Stalin Arşivi ve Sorun Polemik Dergisi tarafından, Venezüella Komünist Partisi’nden bir yoldaşın katılımıyla düzenlenen, ‘Latin Amerika’da Anti-Emperyalist Direniş ve Kolombiya Marksist Hareketi’ Panelinden bölümler.
…
VKP’li yoldaş: Beni davet ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Burada bulunmamızın temel nedenlerinden biri de, Türkiye’de uzun bir tarihe dayanan, çok güzel ve büyük fedakarlıklarla dolu devrimci sürecin durumu hakkında bilgi almak. Türkiye’de devrimci hareketlere karşı barbarca bir baskı uygulandığını biliyoruz. Bununla birlikte, siz buradasınız. Bu önemlidir. İnsana moral veriyor. Buraya her gelişimizde (bu üçüncü gelişimiz) yeni bir şeyler öğreniyoruz.
Venezüella Komünist Partisi ve SIDOR Grevi
Ülkemizde yajın zamanda gerçekleşen bir olaydan bahsederek konuya girmek istiyorum. Venezüella’nın en önemli demir çelik fabrikası SIDOR, Chavez iktidara gelmeden önce özelleştirilmişti. Ama devrimci-Bolivarcı süreç içerisinde işçi sınıfı ekonomik ve toplumsal açıdan önemli taleplerde bulunmaya başladı. Ne yazık ki İşçi Partisi’nden gelen Troçkist eğilimli bir Çalışma Bakanımız var (Troçkistler kendi partilerine İşçi Partisi adını veriyorlar)[1] Bu bakan tamamen işçi düşmanı, ulus ötesi şirketlerle işbirlikçi bir siyaset izliyor. Buna karşılık Venezüella Komünist Partisi bu süreç boyunca işçi sınıfıyla tam bir dayanışma içindeydi. SIDOR meselesi öylesine büyük bir kriz yarattı ki Komünist Parti hükümetten çekilmeyi bile düşündü. Parti, Chavez’in her dediğini yaptığına ilişkin ithamların aksine bu süreç boyunca devlete karşı işçileri savundu. Krizin geldiği bu noktada Chavez geçen hafta, çalışma bakanına rağmen, SIDOR işçilerinin ve VKP’deki yoldaşların çağrısına kulak vermek zorunda kalmış ve bu fabrikayı yeniden devletleştirmiştir. Bu durum, Venezüellalı işçilerin bir zaferidir.
Bunları anlatmamın nedeni şu: Venezüella’daki durum o kadar da pürüzsüz değildir. Komünist Parti fabrikalar içinde işçi konseylerinin kurulmasını talep ediyor. Partinin çağrısı bu yönde. Bu çağrı nedeniyle partinin bu politikasını onaylamayan akımlar doğdu. Bunu söylüyorum çünkü devrime inanan bir kişi olarak Türkiye’ye bunca beklenti içinde geldiğimizde devrimciler arası birliğin gerçekleşmediğini, bunun somutlaşmadığını görmek üzücü. Burada, partinin bana verdiği yetkileri aşarak ve bireysel olarak, Türkiye’deki sol hareketin birliği için yapabileceğim bir şey varsa bunu yapacağımı bildiriyorum. Biz de Venezüella’da başka örgütlerden yoldaşlara karşı ideolojik kavga veriyoruz. Buradaki yoldaşa da geçen gün söyledim: biz aynı ailedeniz, bizi birleştiren şeyler, bizi ayıranlardan daha fazla.
Ama bugünkü ana konumuz Kolombiya. Bu ülkede, sadece emperyalizmin değil, büyük medya kuruluşlarının da sansürlediği devrimci süreç.
1817’deki bağımsızlık savaşından bugüne, 13 Nisan 2008’e değin, Kolombiya halkının verdiği kurtuluş mücadelesi hiç bitmedi. Burada size bir görüntünün kısa bir kısmını izletmek istiyorum. Biraz şiddet içeriyor ama Kolombiya’da yaşanan olaylar bunlar. Görüntülerde, gerillanın Mitu bölgesini ele geçirmesiyle sonuçlanan askeri bir operasyonunu izleyeceksiniz. Che’nin de dediği gibi, “savaşmayan gerilla ölü gerilladır.”
Venezüella, Kolombiya, Ekvator ve Panama ortak bir tarihe sahiptir. Simon Bolivar’ın bağımsızlık mücadelesinde köklerini bulan bir tarih. Biz, aynı kökten geliriz. Simon Bolivar, anti-emperyalist bir fikirle ortaya çıktı: bugünkü Panama, Ekvator, Kolombiya ve Venezüella’dan oluşan Büyük Kolombiya adlı ülkeyi kurmak istedi. Bolivar, ABD emperyalizminin doğuşunu çok önceden sezmişti. 1827’deki Panama Kongresi’nde şöyle demişti: “Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika halklarını barış adına açlığa ve sefalete mahkum edecek gibi görünüyor.” ABD, Bolivar’ın ideali gerçekleşmesin diye, Latin Amerika üzerinde daima bir parçalama politikası gütmüştür. Örneğin Panama’nın “bağımsızlığı” ABD ile Kolombiya oligarşisinin, Panama Kanalı’nı yaratma üzere uzlaşması sonunda gerçekleşmiştir. Panama’nın bugün uydurma bir cumhuriyet olduğunu söyleyebiliriz.
Latin Amerika’da ülkeler bölündüğünde her bir ülkede ayrı bir oligarşi hüküm sürmeye başladı. Jose Antonio Paez, Bolivar’ı Venezüella topraklarından sürgün etme kararını imzaladı. Kolombiya’da Santander, Bolivar’a yönelik üç suikast girişimi düzenledi. Kolombiya devlet yapısı daha en başından oligarşik, kapitalist yolda her türlü hizmete hazır Prusya tarzı bir orduya sahip oldu. Ama ordu içerisinde Bolivarcı bir muhalefet her zaman vardı. Kolombiya’da daima varolan bu muhalefet 1940′lı yıllarda Jose Eliecer Gaitan [2] adında bir liberalin liderliğinde vücut buldu. Gaitan bir devrimci değildi ama ilerici bir insandı. Kolombiya halkı onun politikasıyla özdeşleşti; yaptığı konuşmalara hayran oldu. Ama 1948 yılında suikaste uğradı. Bu da, Bogota olayları adı verilen büyük bir halk ayaklanmasını doğurdu. Halk sokaklara döküldü ve kenti adeta yakıp yıktı. Liberal parti üyesi gerilla grupları oluştu. 1953 yılında general Gustavo Rojas Pinilla [3] liderliğinde bir darbe gerçekleşti. Bir af çıkarıldı, affa uğrayan liberal parti üyesi beş bin gerilla silahları bıraktı. Kolombiya Komünist Partisi, bu affı tanımadı ve ayaklanmayı, savaşı devam ettirdi. Bu savaşta, Manuel Marulanda’nın başında olduğu liberal gerillalara Kolombiya Komünist Partisi’nden Jacobo Arenas yoldaş önderliğindeki komünistler katıldı. Arenas, gerillalara Marksist klasikleri okutarak onlara yeni bir yön verdi. Gerillalar, Kolombiya’nın Suma Paz bölgesinde yoğunlaşmışlardı. Kolombiya hükümeti, ABD’nin de desteğiyle gerillaların bulunduğu bu bölgeye, Napalm bombaları ve helikopterler kullanarak operasyonlar düzenledi. Bunun üzerine gerilla, askeri nedenlerle gruplara ayrılarak, El Pato Caqueta, Riochiquito Cauca, Guayabero ve Tolima bölgelerine dağıldı ve mücadeleyi üç ayrı bölgede sürdürdü.
1956-1958 yılları arasında liberaller ve muhafazakarlar, başka deyişle sosyal demokratlar ve muhafazakarlar iktidarı dörder yıllığına paylaştıkları bir anlaşma olan Ulusal Cephe anlaşmasını imzaladılar. Bu, devrimci hareketin yükselişinin önünü kesmeye yönelik bir girişimdi.
1960′lı yıllarda ABD’nin desteği ile LASO planı ortaya atıldı. Bu plan uyarınca gerilla kampları, özellikle de Marquetalia kampı bombalandı. Marquetalia bölgesinde Komünist Parti marksist eğilimli halkçı bir hükümetin yönetiminde olan “Marquetalia Cumhuriyeti”ni ilan etmişti.
1964 yılında Jacobo Arenas’ın etkisi ve Manuel Marulanda’nın askeri yönetimi altında Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) doğdu.
20 Haziran 1964’de, Komünist Parti’nin de tam katılımıyla Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ismine Halk Ordusu ismi eklendi (FARC-EP).
…
(Bir FARC operasyonunu içeren video gösterimi izlendi)
Bu görüntüler Kolombiya’daki şiddetin vardığı noktayı gösteriyor. Buna benzer daha büyük ve daha küçük çaplı çatışmalar Kolombiya’da her gün gerçekleşmekte.
Bu gerillanın Latin Amerika için önemi, Latin Amerika’da Marksizm-Leninizm bayrağını taşıyan, insanlığın geleceğinin sosyalizmde olduğuna inanan tek gerilla olmasıdır.
…
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Latin Amerika’da silahlı mücadele veren gerilla grupları maddi yardım alamaz oldular. Ama Kolombiya gerillası, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri, sadece basit bir askeri yardımla ayakta kalmıyor, bunun çok ötesine geçiyordu. Burada bir parantez açıp Kolombiya Komünist Partisi’yle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Bu parti, Perestroyka ve Glastnost politikalarıyla uyum içinde hareket etti. Ama Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) bu politikayı kabul etmeyerek Marksizm-Leninizm’in yolunu izlemeye devam etti. Kolombiya Komünist Partisi’nin bu ülkedeki devrimci süreçte önemli bir tol oynadığı kuşku götürmez. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kolombiya Komünist Partisi, Marquetalia’da doğan harekete pek çok kadrosunu göndermişti. Ama pasifist bir çizgi izlemeye başladı. Manuel Marulanda ve Jacobo Arenas liderliğindeki Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) komünizmin yolundan ayrılmayarak Kolombiya’daki silahlı mücadelenin son bulamayacağını belirttiler. Çünkü gerilla bir sebep değildir; belli bir sistemin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kolombiya Komünist Partisi adına verdiği sendikal mücadele içinden gelen Jacobo Arenas yoldaş, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne Marksizm-Leninizm düşüncesinin tohumlarını ekmiştir. Az önce görüntülerde gördüğünüz genç gerillaların her biri günde en az bir saat Marksist-Leninist klasikleri okumakla yükümlüdürler. Bu, Jacobo yoldaşın yönlendirmesi sayesinde gerçekleşmiştir. Jacobo Arenas’ın bize bıraktığı öğretilerden biri budur: okumanın önemi. Gerillaların gücü sadece silahtan değil, büyük Marksist klasiklerin bize bıraktığı düşüncelerden gelir.
Kolombiya’da devrimci hareket için olmasa da, hükümet için başarısızlıkla sonuçlanan üç barış süreci yaşandı. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri barış görüşmeleri yapmaktan çekinmedi. Ama örgütün fiziksel varlığının garantisi olan silah kullanımını asla pazarlık konusu yapmadı. Örneğin, 1980’li yıllarda gerilla Guatemala’da, El Salvador’da, Nikaragua’da silahları bırakmıştı. Latin Amerika’daki devrimci sürecin yavaşlamasının nedenlerinden biri budur. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin bu süreçte ayakta kalması bir tesadüf değil, strateji ve örgütlenmedeki başarılarıdır.
Raul Reyes ve Ivan Rios’un katledilişleri
Yakın zamanda, Kolombiya hükümetinin uyguladığı iki farklı türde şiddetin sonucunda Raul Reyes ve Ivan Rios yoldaşların öldürülmesiyle örgüt iki büyük darbe yedi. Raul Reyes’in öldürüldüğü olayda Kolombiya ordusu Kolombiya sınırlarını geçerek gerilla kampını bombaladı ve gerillayı ziyaret eden dört Meksikalı sivili de katletti. Kolombiya hükümetinin bu eylemleri neyi kanıtlamaktadır? Hükümetin barış istemediğini. Hükümet daha ilk andan itibaren gerillayı yok etme hedefini önüne koymuştu. 1980’lerde Kolombiya Komünist Partisi ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri kağıt üzerinde çok güzel görünen bir proje atmışlardı ortaya: Yurtsever Birliğin oluşturulması. Bu, seçimlere yönelik politik bir çalışmaydı. Gerilla ve parti bazı kadrolarını bu çalışmayı yapmak için görevlendirdi. Buna bazı Kolombiyalı ilerici aydınlar da katıldı. Yurtsever Birlik, eşi görülmemiş bir şiddete maruz kaldı. İki yılda, her biri örgüt yöneticisi dört bin militanı öldürdüler. Burjuva politikası sınırları içinde kalan bu denemeye bile izin verilmediği, Kolombiya toplumunun aşırı derecede kutuplaştığı açığa çıktı. Bu kutuplaşma öyle bir düzeyde ki, şu anda uyuşturucu ticaretiyle finanse edilen paramiliter gruplar var. Az önce bir yoldaş, Kolombiya halkının bu kutuplaşmaya nasıl baktığını sormuştu. Kolombiya’da iki kutuptan birine ait olmak zorundasınız. Tarafsızlık söz konusu değildir. Ya hayatın için savaşırsın ya da hayatını kaybedersin. Köylüye de gerillayı desteklemekten başka seçenek kalmıyor. Zaten halk desteği olmayan gerilla hayatta kalamaz. Buna iyi bir örnek, Bolivya’da Komutan Ernesto Guevara’nın bize bıraktığı hüzünlü tecrübedir. Halka dayanmayan gerilla yalıtılmış bir olgudur. Görüntülerde de gördünüz. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri gerillaları, çoğu köylülerden oluşan gençler. Aralarında birkaç aydın da var. Ama bu gerillalar silahlı bir güçten ibaret sayılamaz.
Jeopolitik açıdan Kolombiya güç bir dönemden geçiyor. Savaş düşkünü Uribe hükümeti bütün komşularıyla kavgalı. ABD’nin Kolombiya Planı adını verdikleri projesi gündemde. Kolombiya devletinin yürüttüğü iki proje daha var. Yaralanan ya da ölen her bir gerilla ABD’ye iki milyon dolara maloluyor. Bu, Irak ve Afganistan’da harcanan miktarı da aşan o kadar yüksek bir maliyet ki ABD hükümeti kaynak sıkıntısı çekmeye başladı. Uluslarası döviz krizinin, doların değer yitirmesinin ve işsizliğin en önemli nedenlerinden biri de Kolombiya Planı’na bu kadar çok para harcanmasıdır. Öyle zor durumda kaldılar ki, az kalsın siyah ırktan Obama’yı başkan yapmak zorunda kalacaklar.
“Narko-gerilla” demagojisi
Basında “narko-gerilla” terimine daha önce rastlamış mıydınız? Ünlü İspanyolca sözlük “Real Academia”yı elinize alın, bu terime raslamayacaksınız. Çünkü bu, Bay Ronald Reagan’ın uydurduğu bir terim. Neden bu terimi kullanıyorlar? Çünkü Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri, bugün barış görüşmelerinin yapıldığı San Vicente del Caguan adlı bir bölgeyi ele geçirince 202 numaralı kararı yayınladı. Buna göre: “Gerillanın kontrol altında tuttuğu bölgede yaşayan ve bir milyon dolardan fazla parası olanlar, kazançlarının yüzde onunu halk savaşını yürütenlere vergi olarak vermek zorunda.” Gerillanın kontrol altında tuttuğu bölgelerde koka bitkisini eken kişiler olduğu için, gerilla bundan oldukça iyi para kazandı. Şimdi bunu açıklamak gerekiyor. Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri, uyuşturucu sorununun, dünyanın en çok uyuşturucu tüketilen ülkelerinden biri olan ABD’nin sorunu olduğunu söylüyor. Buna ek olarak, uyuşturucu ticaretinde polislik görevini yapmak zorunda olan güç gerilla değil, Kolombiya hükümetidir. Gerilla denetim altında tuttuğu bölgelerde bu görevi yapmayacaktır. Ayrıca bu bölgede koka bitkisi eken köylülerin durumu ile ilgili bir başka önemli noktayı açmak istiyorum. Köylü; pirinç, yuka, mısır gibi herhangi bir tarım ürününü ekmek istediğinde, ürettiği bu ürünü kentlere ya da kasabalara göndermesini sağlayacak altyapıdan mahrum bırakılmış durumda. Bu altyapıyı oluşturmak tamamen Kolombiya hükümetinin sorumluluğu altında. Gözünüzün önüne getirin: Köylülerin bulunduğu bölgeye büyük uyuşturucu tacirlerinin bulunduğu ABD’den kalkan uçaklardan köylülere çuvallar dolusu tohum, koka bitkisinin daha hızlı büyümesi için gereken her türlü malzeme atılıyor, köylülere dolar bazında peşin para veriliyor ve hasat zamanında köylülerin ürettiklerini satın alıyorlar. Eğer gerilla koka bitkisi eken köylülere baskı yapsaydı büyük bir toplumsal adaletsizliğe yol açmış olurdu. Uyuşturucu ticareti yapan tek bir gerilla bile göremezsiniz. Gerillanın tek yaptığı bunları yapanlardan vergi almak. Şüphesiz geleceğin toplumunu fethettiğimizde, uyuşturucu madde ekimi yasaklanacaktır.
Kolombiya Gerillası ve Venezüella Hükümeti
Hugo Chavez hükümeti bir barış politikası izledi. Tıpkı Ekvator hükümeti, Brezilya hükümeti gibi Venezüella hükümeti de Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerini bir terörist örgüt olarak değil, savaşçı bir güç olarak görüyor. Bunun sonucunda Venezüella hükümeti Kolombiya’daki savaşa karşı tarafsız, hatta gerillaya daha yakın bir tutum takındı. Herhangi bir Kolombiyalı gerilla silahsız ve üniformasız bir halde sınırı geçebilir. Venezüella hükümeti bu gerillaların güvenliğini sağlar. Bu söylediklerim Ekvator için de geçerli. Bu yüzden, bambudan yapılma geçici bir kampa ABD askeri üssünden kalkan uçaklar tarafından son teknoloji ürünü on bir bomba atılmasıyla Raul Reyes’in Ekvator sınırları içinde öldürülmesi, aynı zamanda Ekvator hükümetine karşı yapılmış bir saldırı sayılır. Raul Reyes bu bombardımandan sağ bacağından yaralı olarak kurtulmuş; ama daha sonra düzenlenen askeri operasyonda kimseyi hayatta bırakmadılar. Raul Reyes’in öldürüldükten sonraki fotoğrafını gördünüz mü bilmiyorum. Yüzünde bir kurşun izi vardı. Burada Kolombiya hükümeti bir yandan Ekvator hükümetine bir darbe vururken, Venezüella hükümetine de bir mesaj verdi: “Gerillaları sizin topraklarınızda da vurabiliriz.” İşte bu yüzden, Venezüella hükümeti sınıra askeri yığınak yaptı. Ama bütün bunlar bize bir ders verdi; dünyaya, kimin savaş kimin barış istediğini bir kez daha gösterdi.
Gerillayla Kolombiya Komünist Partisi arasındaki ayrışmanın, partinin Perestroyka ve Glastnost politikalarını benimsemesi olduğunu söylemiştik. Parti Kongresinde, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerinin söz hakkı vardı ama oy hakkı yoktu. Ayrıca parti Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerine silahlarını bırakmasını söyledi. Bunun üzerine Marulando partiye “buraya kadar” dedi. Kolombiya Komünist Partisi’nin finansal kaynaklarının büyük kısmı Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerinden geliyor, partinin yayın organı Voz (Ses) gerilla tarafından finanse ediliyordu. Ayrışmadan sonra Kolombiya Komünist Partisi bir tür sosyal demokrat partiye dönüştü. Şu anda yasal olan, genel sekreterliğini Jaime Caricero’nun yaptığı “Komünist Parti” tamamen göstermeliktir.
Peki Kolombiya Devrimci Silahlı güçleri ne yaptı? Kolombiya Gizli Komünist Partisi’ni (PCCC ya da P3C) kurdu. Genel sekreterliğini komutan Alfonso Cano’nun yaptığı PCCC tamamen gizli bir partidir, partinin yapısı tamamen gizlidir. Gerillanın başka toplumsal örgütleri de var. Örneğin Bolivarcı Milisler. Parti, milis ve gerilladan söz ettik. Tüm üyeleri toplarsak yaklaşık otuz bin kişiden söz ediyoruz. Bu, öyle bir savaş ki, biz şu anda konuşurken bazı yoldaşlar düşmanla savaşıyor.
Soru-Cevap Bölümü:
İsmim A. A. :Venezüellalı konuğumuza sorum ise Latin Amerika’da sizin de bahsetmiş olduğunuz sınır ötesi operasyondan sonra bir savaş rüzgarı esti. Venezüella sınıra tanklarını yığdı, Ekvator Kolombiya’ya yönelik uyarılar yaptı. Ama sanırım, kısa süre sonra bu noktada bir anlaşma oldu. Nasıl bir anlaşma oldu? Kolombiya geri adım attı mı? Yakın tarihte yeniden bir savaş olasılığını mümkün görüyor musunuz?
VKP’li yoldaş: Hayır. Kolombiya geri adım atmadı. Devrimciler arasında hiçbir şeyin üzerini örtemeyiz. Chavez’i eleştiriyoruz. Ekvator başkanı Rafael Correa sınırdaki duruma ilişkin çok sağlam bir konum aldı. Olaydan sonra Brezilya, Venezüella ve Panama’ya gitti. Venezüella’da yapılan görüşmelerde Chavez, Correa’ya desteğini sundu, ona cesaret verdi. Ama Latin Amerika ülkeleri arasında Dominik Cumhuriyeti’nde yapılan görüşmelerde bir sürpriz yaşandı. Basına açık yapılan toplantıda Correa, Ekvator adına konuştu ve Kolombiya ordusunun sınırlarını ihlal etmesini kınadı; ayrıca, Kolombiya’nın diğer ülkeler tarafından kınanmasını da talep etti. Sadece politik açıdan değil, gerçek sonuçlar verecek türden önlemler alınmasını istedi. Daha sonra konuşma sırası Kolombiya başkanı Uribe’ye geldi. Uribe de alışılmış saldırgan tutumunu sürdürdü. Daha sonra Chavez, ne yazık ki, iki tarafı uzlaştırmaya yönelik bir konuşma yaptı. Böylece Correa’yı yalnız bırakmış oldu. Bu konuda Chavez’in belirsiz bir tutum takındığını düşünüyoruz. Ekvator, Venezüella ve Nikaragua Kolombiya’yla diplomatik ilişkilerini kesti. Ama bu zirveden birkaç gün sonra Venezüella Kolombiya’yla diplomatik ilişkilerini yeniden kurdu. Bu yüzden Correa’nın tutumunun Chavez’in tutumuna göre daha sağlam olduğunu söyleyebiliriz.
Venezüella Komünist Partisi’nin Chavez’in her politikasını desteklemediğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Hükümete katılıyoruz ama eleştirel bir tarzda. Chavez’in dediği her şeyi elimizi kaldırarak onaylamıyoruz. Bu son olayda da Chavez’in tutumunu eleşirdik, Kolombiya hükümetini uluslar arası mahkemeye götüren Correa’nın tutumunu alkışladık. Chavez Kolombiya’yla sadece diplomatik ilişkileri kesmekle yetinmemeli, ekonomik ilişkileri de kesmeliydi. Kapitalistlerin canını böyle yakarsınız. Ticari ilişkilerine son vererek.
Bu yüzden, Venezüella’nın Kolombiya’ya karşı politikasının ürkek bir politika olduğunu söyleyebiliriz. Bu politika yüzünden Uribe’nin yaptığı yanına kaldı.
Stalin Arşivi‘nin açıklayıcı notları
—
[1] Adı geçen bakan Jose Ramon Rivero, 16 Nisan 2008 tarihinde, SIDOR grevi nedeniyle takındığı tutum nedeniyle Başkan Hugo Chavez tarafından görevinden alınmış, yerine son süreçte Venezüella Komünist Partisi’nden Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’ne geçen Roberto Manuel Hernandez getirilmiştir.
[2] Jose Eliecer Gaitan (23.1.1898, Bogota – 9.4.1948, aynı yerde) Kolombiyalı politik lider. 1924 yılında Bogota Ulusal Üniversitesinde Hukuk bölümünden mezun oldu. 1929 yılında, Magdalena bölgesinde “United Fruit Company” şirketine karşı grev yapan işçilerin kitleler halinde öldürülmesi olayını parlamentoda kınadı. 1940-1943 yılları arasında Eğitim, Çalışma, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı. 1946 yılında Liberal Parti’nin başına geçti. 1947’de Senato Başkanı oldu. Amerikan tekellerinin elinde olan petrol yataklarının millileştirilmesi yasasını çıkardı. Konuşmalarında ABD emperyalizmini ve Kolombiya delegasyonunun 9. Amerika ülkeleri kongresindeki anti-ulusalcı tavrını eleştirdi. Gericiler tarafından öldürüldü. Ölümünden sonra Bogota’da bir halk ayaklanması çıktı. (Kaynak: Büyük Sovyet Ansiklopedisi)
[3] Gustavo Rojas Pinilla (1900-1975) Kolombiyalı general.1953-1957 arasında ülkenin askeri diktatörüydü. 1970 yılında başkan adayı olarak seçimlere girdi.