Venezüella Devriminin Mevcut Durumu ve Komünist Parti

Venezüella Cumhuriyeti devlet başkanı Hugo Chavez, 15 Aralık 2006′da, kendi partisi Beşinci Cumhuriyet Hareketi’nin feshedildiğini ve onun yerine Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) kurulduğunu açıkladı.

Chavez, diğer devrimci partilerin fazla zaman geçirmeden ve tartışmalarla vakit kaybetmeden PSUV’ye katılmaları gerektiğini, eğer katılmaya niyetleri yoksa bu partilerin temsilcilerinin hükümetteki görevlerine son vereceğini, ülkeyi tek bir parti çatısı altında yönetmek istediğini söyledi. Chavez’in asıl çağrı yaptığı partiler Venezüella Komünist Partisi (VKP), PPT (Hepimiz için Anavatan), Podemos (Yapabiliriz) Partileriydi.

Chavez bu konuşmasında kurulacak yeni partinin yöneticileri seçilirken daha önceki seçimlerin aksine, demokratik yöntemlerin uygulanacağını ve bu partide halkın içinden çıkmış yeni yüzler görmek istediğini söyledi.

Peki Chavez yeni partiye, PSUV’ye kimleri davet ediyordu? İşçileri, köylüleri, gençleri, yerlileri ve emperyalizme bağımlı olmayan burjuvaları. Başka deyişle Chavez, sınıf ayrımı yapmadan, toplumun her kesiminden kendisine destek veren herkesi tek bir çatı altında toplamak istiyordu.

Amaç farklı sınıfları, farklı çıkarları olan toplulukları ve dolayısıyla farklı ideolojileri tek bir potada “eritmekti”.

Chavez’e destek veren pek çok parti derhal kendi varlıklarına son verip PSUV’ye katıldılar. PPT ve Podemos partisi bu birliğe katılmadılar. VKP ise kararını 3-4 Mart 2007′de yapacağı XIII. Ulusal Kongre’den hemen sonra bir bildiriyle duyuracağını, bu zamana kadar parti içerisinde konuya ilişkin bir tartışma yürüteceğini açıkladı.

VKP daha önce defalarca devrimin öncüsünün birleştirilmesi gerektiğini söylemiş, buna yönelik birleşme çağrılarında bulunmuş ama bu çağrıları dikkate alınmamıştı. Bu çağrılarda VKP, devrimci hareket tek bir kişi gibi hareket edercesine bir bütünlük oluşturmazsa Başkan Chavez’in - tüm üstün niteliklerine rağmen - bu süreci sonuna kadar götüremeyeceğini anlatmış, bu bütünlüğün oluşması için kurulacak yeni partinin dünya görüşünün, programının, taktiklerinin, örgütsel biçim ve ilkelerinin, kadrolarının niteliğinin Chavez’in inisiyatifiyle tartışmaya açılması gerektiğini belritmişti. Özellikle Chavez tarafından sıklıkla yinelenen “21. yüzyıl sosyalizminden” ne anlaşıldığının açığa kavuşturulması bir zorunluluk halini almıştı. Yeni kurulacak partinin kadroları oluşturulurken sosyalizme uzak kariyeristler tasfiye edilmeliydi. Kadrolar seçilirken demokratik merkeziyetçilik, örgüt içi tartışma gibi hayati önemdeki ilkeler gözetilmeliydi.

XIII. Kongreye kadar geçen süre zarfında bu sorunlar tartışmaya açılmadı. Farklılıklar, net biçimde ortaya konacağı yerde bunların üzerinin örtülmeye çalışıldığı komünistlerce saptandı. Venezüella Komünist Partisi sert tartışmalar ve kırk dokuz kişilik Merkez Komitesinden yeni partiye katılmayı savunan on dört kişinin ayrılması pahasına Chavez’in birlik önerisini reddetti. Venezüella Komünist Partisi varlığına son verip PSUV’ye katılma fikrini reddetti.

Bu kararı daha yakından inceleyelim. Venezüella Komünist Partisi bu kararları hangi koşullarda almıştır?

5 Mayıs 1931′de kurulan VKP, yetmiş altı yıllık tarihi boyunca kısa süren dönemler hariç burjuva hükümetleri tarafından yasadışı ilan edilmiş, faaliyetlerini gizli olarak sürdürmek zorunda kalmıştır. Egemen sınıflar VKP’yi yok etmeye çalışmış, bunun için her türlü baskıyı uygulamış ama başarılı olamamıştır. 1998 yılında Chavez’in iktidara gelişiyle başlayan demokratik devrim süreciyle beraber daha geniş çalışma yapma koşullarına kavuşan VKP bu durumu iyi değerlendirmiş, işçi sınıfıyla bağlarını güçlendirmiştir. 12 milyon seçmenin katıldığı 2006 seçimlerinde 350 bine yakın oy almış (toplam oyların yüzde üçü), herhangi bir seçim barajı olmadığı için parlamentoya yedi milletvekili sokmuştur. Bundan daha önemlisi, yüz bin civarında kişi partiye üye olmak için başvurmuştur.

Oportünist çizgideki bir parti bu koşullarda ilkelerini biraz daha “yumuşatıp”, çeşitli tavizler verip oy avcılığına soyunabilir, birkaç Bakanlık alabilir, koalisyonun önemli bir parçası olabilir. VKP’nin bu yolu tercih etmediği gözlemleniyor. Köklü bir parti olan ve Latin Amerika’daki komünist partileri özellikle ağır etkileyen Gorbaçovcu tasfiyecilikten kendine göre bazı dersler çıkararak varlığını sürdürmeyi başarmış olan VKP, bilimsel sosyalizmi unutup herkesin kulağına hoş gelecek birtakım teoriler ve sloganlarla onu açık ya da gizli olarak “düzeltmeye” kalkmamakta ve küçük burjuva hayallerinin vereceği zararlara karşı direnmektedir.

VKP’nin XIII. Kongresinden çıkan kararları partinin tartışılan konulardaki tutumunu özlü biçimde ortaya koymaktadır. Bu kararlar özet olarak aşağıdaki gibidir:

“Venezüella ulusal kurtuluş sürecine girmiştir. Devrim derinleşmeli, tam bağımsızlık kazanılmalı, eski devlet aygıtı yıkılmalı ve sosyalizm kurulmalıdır.

“Devrimin en büyük düşmanı emperyalizm, özellikle de ABD emperyalizmidir. Devrime destek verenler ise işçi sınıfı, köylüler, küçük ve orta burjuvazi, ilerici aydınlar ve burjuvazinin emperyalizmle bağlantılı olmayan kesimidir.

Birincil çelişki Bolivarcı devrimle ABD emperyalizmi arasında yaşanmaktadır. Devrimin şimdiki aşamasında emperyalizme karşı en geniş cepheyi kurma zorunluluğu vardır. Emperyalizmden kurtuldukça daha net görülmeye başlayan üretici güçlerdeki gelişmeler ve ortaya çıkan yeni üretim ilişkileri şu aşamada devrime destek veren tüm kesimlerin çıkarınadır.

“Bununla birlikte devrimi savunan kesimlerin - buna anti-emperyalist cephe de diyebiliriz - her birinin farklı çıkarları vardır. Sürecin nereye varacağına ilişkin tartışmalar bundan kaynaklanmaktadır.

“VKP olarak şu aşamada anti-emperyalist cephenin gerek ulusal gerekse uluslar arası çapta korunması gerektiğini söylüyoruz.

“Tarih bize şunu göstermiştir: Ulusal kurtuluş hareketinin, demokratik devrimin nasıl sonuçlanacağı anti-emperyalist cephe içinde bulunan farklı sınıflardan hangisinin en iyi örgütlendiğine bağlıdır. Daha iyi örgütlenen sınıf demokratik devrimin gideceği yönü belirler.

“O halde en önemli görevimiz işçi sınıfı saflarında bulunan zayıflıkları gidermektir. İşçileri sosyalizm yönünde bilinçlendirmek, örgütlemek, sınıf içindeki ideolojik farklılıkları ortadan kaldırmak VKP’nin en önemli görevidir. Sosyalizmin kurulmasının tek yolu budur.

“İşçi sınıfının kendiliğinden oluşturmaya başladığı İşçi Konseyleri bu yolda atılmış önemli bir adımdır. Bu Konseyler geliştirilmeli, güçlendirilmeli ve politik müdahale gücü artırılmalıdır.

“Venezüella’da hala ayakta duran kapitalist devletle sosyalizme geçilemez. Bu devlet kendini reddetme yeteneğine sahip değildir. Dağılma eğilimi gösterse de hemen tekrar toparlanmaktadır.

“Seçim sonuçları belli olunca oligarşi ve emperyalistler büyük bir darbe almışlardır. Aralarında bazı anlaşmazlıklar vardır ve birleştirici bir lider bulamamışlardır. Bununla birlikte anti-emperyalist cepheyi dağıtmak için yasal ve yasadışı her tür yola başvurmaktan çekinmeyeceklerdir.

“Başkan Chavez bu cepheyi güçlendirmek için farklı eğilimleri tek bir partide toplamak istemiştir. VKP olarak bu birliğin korunması fikrini destekliyoruz. Bununla birlikte bu partinin nasıl olması gerektiği konusunda farklı fikirlerimiz vardır.

“Marksizm-Leninizmi toplumu sosyalizme götürecek tek bilimsel öğreti olarak kabul eden VKP ilk Ulusal Kongresini 8 Ağustos 1937′de büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirmiştir. O zaman şu kararı almıştık: VKP olarak vatanımızı emperyalizm ve onunla işbirliği yapan oligarşiden, kapitalist sömürüden kurtaracağız, işçi sınıfına önderlik ederek Sosyalizmi ve Komünizmi kuracağız.

“Bugün de aynı hedefi gözeterek yolumuza devam ediyoruz. O gün olduğu gibi bugün de Venezüella’yı sosyalizme götürecek olan partinin şu özelliklere sahip olması gerektiğini düşünüyoruz:

“Birleşik Parti Marksizm-Leninizmi benimsemelidir. Sosyalizme giden yolu bilimsel olarak aydınlatan tek öğreti budur.

“Her türlü reformizm ve sınıf uzlaşmacılığı terk edilmelidir. Eşitsiz toplum üzerine sosyal-demokrat bir makyaj yapılmamalıdır.

“Toplumdaki sorunlara ancak kısmen çözüm getirebilen milliyetçi kavramlar aşılmalıdır. Anti-emperyalist mücadele sosyalizme kararlı bir yönelişle birleştirilmelidir.

“Her türlü politik düşünce ve strateji bulanık ve her yere çekilebilecek ifadelerle değil, açık ve net bir biçimde formüle edilmelidir.

“Partide Leninist örgütlenme anlayışı kabul edilmelidir. Militanlar arası birlik, militanların parti çizgisiyle kesin olarak özdeşleşmesi, demokratik merkeziyetçilik, eleştiri ve özeleştiri kurumlarının çalışması, işçi sınıfı ile organik bağ kurulması gibi ilkeler eksiksiz uygulanmalıdır.

“Devrimci parti çeşitli partilerin ilkesiz birleşiminden oluşan melez bir yapı olamaz. Başlangıçta gruplaşmaları, fraksiyonları, farklı düşünceleri yok etmek hemen mümkün değildir. Ama bu farklılıklar bilimin ışığında aşılacaktır. Birlik, ancak hedefte ve stratejide birlik sağlanmışsa bir anlam ifade eder.

“Devrimci parti devrimin en iyi kadrolarından, en ileri unsurlarından, ideolojik olarak en net olanlarından, en dürüstlerinden, en fedakarlarından oluşmalıdır. Partinin görevini yerine getirmesi için çok kalabalık olması zorunlu değildir. Önemli olan kadroların niteliğidir. Bu da isteyen herkesin partiye üye olamayacağı anlamına gelir. Partiye girmek isteyenler için bazı ölçütler konulmalıdır. Parti bu ölçütler sayesinde yozlaşmaktan kurtulur.

Devrimci partinin ilk hedefi işçi sınıfının en ileri kesimini kazanmak olmalıdır. işçi sınıfının en iyi öğelerince beslenmelidir. Sosyalizme ancak işçi sınıfına dayanılarak ulaşılabilir.

“Devrimci partinin açıkça işçi sınıfına dayanması anti-emperyalist mücadele veren devrimci cephenin varlığıyla çelişmez. Daha önce de belirttiğimiz gibi ilk hedef tam ulusal bağımsızlığa kavuşmaktır. Sorun bu hedefle ve bu hedef için bir araya gelmiş farklı sınıfların düşüncesini ifade eden bir ideolojiyle bilimi karıştırmamaktır.

“Sosyalizme geçiş sürecinde ulaşılması gereken hedefler şunlardır:

“Üretim araçlarının mülkiyeti topluma ait olmalıdır. Toplumun yönetimine halkın mümkün olan en geniş katılımı sağlanmalıdır. Halk iktidarı sosyalist devlette cisimleşmelidir. Toplum, Marksizm-Leninizmin ışığında kavranmalıdır. Sosyalizmin inşasında öncü bir güç halka önderlik etmelidir.

“Bu genel ilkelerin gerçekleşmesi için Venezüella’da şunlara ihtiyaç vardır:

“İşçi sınıfının politik önderliğinin gelişmesi. Üretici güçlerin gelişmesi. Özellikle de sanayiin. Gelecekte kurulacak sosyalist tarzda mülkiyet tarzının temeli olacak şekilde devlet mülkiyetinin geliştirilmesi. Sömürü ve emperyalist egemenliğin azaltılması ve nihai hedef olarak yok edilmesi. Ulusal ekonomiyi planlanma mekanizmasının geliştirilmesi. Köylerde latifundiya düzenine son verilmesi. Çalışan kitlelerin yönetme yeteneğini artırmak amacıyla eğitime öncelik verilmesi. Toplumsal mülkiyet biçimlerinin geliştirilmesi; bu mülkiyet biçimleri ilk aşamada kooperatifler tarzında gerçekleşecektir. Latin Amerika ve Karayipler bölgesindeki ülkelerle ekonomik entegrasyonun hızlandırılması. Devrimci hükümetin savunma kapasitesinin artırılması.

“Sosyalizme geçiş döneminin süresi aşağıdaki koşullara göre belirlenecektir:

a. Üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi. ”

b. Proletarya ve onun öncüsünün gelişmişlik düzeyi.

c. Hakim sınıfın ve bu sınıfın egemenlik aracının çözülme düzeyi.

d. Sosyalizme geçişi engellemeye çalışacak olan gerici güçlerin direniş düzeyi.

e. Emperyalizme bağımlılık ve emperyalizmin müdahale araçlarının gelöişim düzeyi.

f. Halkın kültür ve eğitim seviyesi.

g. Devlet mülkiyetinin ve kolektif mülkiyetin seviyesi.

Yukarıdaki ilkeleri benimsemiş bir Parti kurulmadıkça VKP varlığını sürdürecektir.”

17 Nisan’da toplam 41 kişiden oluşan VKP MK’nın 14 üyesi Chavez’in kurduğu PSUV’nin 76 yıllık bir mücadelenin ürünü olduğunu ve sosyalizmi kuracak güce sahip olduğunu ifade ederek Parti kararlarına karşıt bir tutum takındılar. VKP bu kişilere özeleştiri yapmak için 5 gün verdi. 14 MK eski üyesi özeleştiri yapmak yerine yeni bir basın toplantısıyla görüşlerini yineleyince Partiden uzaklaştırıldılar.

VKP mevcut durumda proletarya diktatörlüğünün kurulması yönünde önemli bir araç olarak gördüğü İşçi Konseyleri’nin örgütlenmesine ağırlık vermiştir.

Stalin Arşivi inceleme birimi tarafından hazırlanmıştır.

……

Ek:

“Marciano’ya” Yanıt

Venezüella için Sosyalizm ve Devrimci Parti

Oscar Peña/ Tribuna Popular’ın (VKP yayın organı) Editörü

Yazım 28 Mart Çarşamba günü VEA gazetesinde yayınlanan “Marksizm-Leninizm” başlıklı makaleyle ilgili; bu makalede Marksist-Leninist bir örgüt olan VKP’ye, Venezüella’da Marksizm-Leninizm olmadan sosyalizm kurulamayacağını söyleyen bizlere yönelik bazı düşünceler yer alıyor.

Sosyalizm ve Devrim Partisi’nin kurulması konulu bu ilginç tartışmada teorileri ortaya koyarken terimleri kullanırken şüpheye yer bırakmamak için çok kesin olmalıyız; özellikle de teoriyi çarpıtıp kendi kişisel, toplama görüşlerini yaymak isteyenlerin bu kadar çok olduğu bu ortamda.

Sosyalizmin en kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış tanımı Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir İlyiç Lenin ve bazıları hala hayatta olan yüzlerce devrimci tarafından yapılmıştır. Buna “Bilimsel Sosyalizm” adını veriyoruz. Diyalektik Materyalizm, Tarihsel Materyalizm, kapitalizmin son aşaması olarak emperyalizm Bilimsel Sosyalizme ait bazı kavramlardır. Bu kavramlar somut durum analiz edilerek – mekanik bir biçimde değil – uygulanır.

VKP’nin XII. Kongresi nesnel durumu ve devrime katılan aktörleri göz önünde bulundurarak, Marksizmin bilimsel araçlarını kullanarak Bolivarcı Devrimi analiz etmiş ve şu sonuca varmıştır: “bu devrim anti-emperyalist, anti-tekelci, demokratik-halkçı karakter taşıyan, sınıf mücadelesi ideolojik ve politik olarak daha tutarlı kesimler lehine döndüğü ölçüde sosyalizme ulaşma yönünde önümüzü açan bir ulusal kurtuluş hareketidir.”

“Bolivarcı Devrim emperyalizmin ve onun nüfuz ettiği ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel çevrelerin büyük düşmanlığını kazanmıştır. Sosyalizmin inşası yolunda ülkemizin emperyalizme bağımlı durumunu yok etmek, başka deyişle Venezüella ulusuyla ABD emperyalizmi arasındaki çelişkileri aşmak bir zorunluluktur.”

Bu da ulusalcı, anti-emperyalist, demokratik güçler arasında geniş bir ittifakı zorunlu kılar; bu ittifakın amacı “devrimci bir Devletin oluşturulmasına ve anti-emperyalist güçlerin özelliklerini taşıyan kurumların inşa edilmesine yönelik stratejik bir çizgi oluşturmak; halk iktidarının uygulanma mekanizmalarını derinleştirmek; çok yönlü ve modern bir ekonomiyi geliştirmek; kapitalizme alternatif mülkiyet biçimlerinin yolunu açmak; merkezinde gerçek bir devrimci ideoloji yatan geniş bir devrimci kültürü yaratmaktır. Bütün bu önlemler, daha az ya da çok öneme sahip olmak üzere, somut duruma ilişkin devrimci stratejinin temel noktalarını oluştururlar.”

Aynı broşürde şunlar da belirtilmişti: “Sosyalizm bir dizi genel özelliği olan bir sosyo-ekonomik yapıdır. Bununla birlikte somut uygulanışında tarihsel koşullar, her ülkede farklı olan somut nesnel ve öznel koşulların bütünlüğü göz önünde bulundurulmalıdır.

Sosyalizmin genel özelliklerinden başlayacak olursak: “Venezüella’da temel üretim araçlarının toplumsallaştırılması gerektiğini” düşünüyoruz. “Bu süreç, diğer mülkiyet biçimlerini dışlamalıdır. Politik rejim sosyalist demokrasinin özelliklerine sahip olmalıdır. Başka deyişle geniş politik ve sivil özgürlüklerin bulunduğu, halkın alınan kararlara ve devletin her kademesine yoğun ve geniş bir biçimde katıldığı bir sistem. Devlet açıkça sosyalist özelliklere sahip olmalıdır. Halk iktidarının gelişimi bu iktidar devlet araçlarınca uygulandıkça mümkün olacaktır. Kısacası, Sosyalist Devlet halk iktidarının gerçekleşme biçimi, Marksizmi ve ulusal ya da uluslar arası düzeyde doğan diğer devrimci düşünce akımlarını merkez alan gerçek bir kültür devriminin gelişimi; halka bu toplumsal sistemin inşasında yol gösterecek gerçek bir devrimci öncünün varlığı demektir; devrimci kazanımların politik-askeri olarak korunmasını sağlayan mekanizmanın oluşmasıdır.”

Bu anlamda, Venezüellalı Komünistler olarak bilimsel teoriye dayanarak gördüğümüz kadarıyla sosyalizme geçiş işçi sınıfı, köylüler ve diğer halk kitleleri savaştıkça somutlaşacaktır; bu savaşta işçi sınıfının öncülüğüne ihtiyaç vardır. Halk iktidarının somutlaştığı devlet aygıtı çalışan kitlelerin eline geçmeli, üretici güçler, özellikle de sanayi yeni toplumun ve güçlü bir işçi sınıfının temelinin atılması için gelişmelidir. Aynı zamanda “gelecekteki sosyalist toplumun temeli olması için “”devlet mülkiyetinin artırılması, sömürü ve emperyalist egemenliğin azaltılması ve nihai hedef olarak yok edilmesi, ulusal ekonomiyi planlanma mekanizmasının geliştirilmesi, köylerde latifundiya düzenine son verilmesi, çalışan kitlelerin yönetme yeteneğini artırmak amacıyla eğitime öncelik verilmesi, toplumsal mülkiyet biçimlerinin geliştirilmesi - bu mülkiyet biçimleri ilk aşamada kooperatifler tarzında gerçekleşecektir - , Latin Amerika ve Karayipler bölgesindeki ülkelerle ekonomik entegrasyonun hızlandırılması, Devrimci hükümetin savunma kapasitesinin artırılması” gerekmektedir.

Marksizm-Leninizmden bahsederken keyfi arzumuzu dile getirmiyoruz; sadece politik öncünün ya da devrim partisinin sahip olması gereken özellikleri açıklıyoruz. Marksizmin toplumu analiz etmek için gerekli bir silah olduğunu, Leninizmin organik yapısında ve işleyişinde halkın en iyi kadrolarından oluşan, kolektif bir idare biçimi olan, tartışma biçimi olarak demokrasiyi uygulayan birleşik, disiplinli bir Partinin en iyi ifadesi olduğunu söylüyoruz. Bunlara ek olarak Partinin Bolivarcı köklere sahip olması gerektiğini, başka deyişle halkımızın mücadelesinin en önemli tarihsel özelliklerini, kültürünü, Amerika yerlileri ve Afrikalı kökenlerimizi bünyesinde toplayan bir zenginliğe sahip olması gerektiğini ifade ediyoruz.

Bu söylediklerimizin şu anda yapılmasına çok fazla ihtiyaç duyduğumuz tartışmalara bir katkı yapacağını umuyoruz. Komünist Partisi olarak kendimizi bu sürecin bir parçası, tartışılmaz lider Hugo Chavez’in bir müttefiki olarak görüyoruz. Buna rağmen Sosyal Demokratlar ve onların etkisine kapılan devrimcilerce defalarca haksız yere dogmatik olmakla suçlandık.

Sadece şunu hatırlatmak isteriz dünyada gelişen sosyalist devrimlerin çoğunluğu hataları ve doğrularıyla Marksizm-Leninizmi benimseyen ve bunu somut koşullarına uygulayan partilerin önderliğinde gerçekleşmiştir. Bu gerçeği göz önünde bulunduranlar Devrimci süreçten en iyi sonuçları çıkaranlar olacaktır.

Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Yorum yapma kapalı.