“Geri Dönüşler” Hakkında - Helin Devran
“Geri Dönüşler” Hakkında
Geleceğe geri dönüş;
Sosyalizm; ekonomisi, politikası, neden geriye doğru çözüldüğü tartışmaları, 1989′da Berlin duvarının yıkılışı ve revizyonist ülkelerin çökmesi sonrası yürütülen tartışmalardan sonra, ikinci kez bu denli alevleniyor. Neden şimdi? Sosyalizm ve geçmiş sosyalizm deneyimleri tartışmalarını gündemleştiren asıl etmen Latin Amerika rüzgarı, sosyal liberalizmin kıta çapında başlayıp Ortadoğu’ya doğru genişleyen ‘’21. yy’ın sosyalizmi'’ sloganıyla düzeltilmiş kapitalizm ütopyasıdır. Buna bağlı olarak, ABD’den başlayıp dünyaya yayılacak bir ekonomik resesyon beklentisinin güçlenmesi, krizin olası sonuçlarından birinin, dünya işçi ve emekçilerini, sosyalizm diye sahiplendikleri sosyal-liberalizm politikalarına yaklaştıracağı öngörüsüdür. Fakat liberalizmin sözcülerini asıl kaygılandıran ne kadar bulanıklıklar taşırsa taşısın, sosyalizmin, neoliberalizmin alternatifi bir sistem olarak yeniden dünya emekçilerinin gündemine, görüş alanına girmesidir. Tartışmaların neden şimdi kızıştığını sosyal demokrat iktisatçı Osman Ulagay 20. yüzyılın başındaki türünden bir sosyal demokrasi olarak algıladığı Marksizm’e gülücükler yollayarak özetliyor.
‘’1989 Berlin duvarının yıkılmasını ve Sovyet imparatorluğunun çökmesiyle Batı’nın piyasa ekonomisine ve çoğulcu demokrasiye dayalı modelin küresel boyutta kabul göreceği umulmuştu. Kapitalizm Marks’ın 1848′deki beklentisine uygun olarak, küresel bir sisteme dönüştü. Ve komünizmle kolektivist ekonominin başarısızlığı üzerine batıda yeşeren umutlar yerini kaygıya bıraktı'’ (Osman Ulagay- Milliyet gazetesi- “Dünya nereye? Türkiye nereye?” dizi yazısından)
1989 ve sonrası; sosyalizm ve 1953′ler sonrası yaşanan sosyalizmin revizyonu dönemleri bir torbaya doldurularak ‘’komünizm ve kolektivist ekonominin başarısızlığı'’ tezi ideolojik bir üstünlük aracı olarak kullanılmıştı. İlerleyen yıllarda, kapitalizmin (Onların deyimiyle “piyasa ekonomisi ve çoğulcu demokrasi”nin) tarihin görüp göreceği en ileri ekonomik-siyasal model olduğu biçimindeki Fukuyama’nın ‘’Tarihin sonu'’ ya da ‘’sosyalizmin sonu'’ gemisi emperyalist-kapitalizmin yaşadığı krizler sonrası epeyce bir su aldı. Son süreçlerde bordadaki sular emekçilerin çözüm istediği yakıcı talepleri ile ilişkisi kurularak boşaltılmaya çalışılıyor. Yoksulluk, işsizlik, özgürlük yoksunluğu, insanlığın geleceğini ilgilendiren sorunlar geleceğe dönüş bağlantısı içersinde formatlanıyor.‘’Yaşanmış sosyalizm deneyimleri işsizliği, yoksulluğu, insanlığın karşı karşıya kaldığı sorunları çözemedi?'’ diyen liberal ahlaki vicdani sosyalizm cephesinden yaşanmış sosyalizm deneyimlerini sorgulayan liberal aydınlar (”Sosyalizm yoksulluğu ahlaki bir sorun olarak görür.” -Murat Belge- ) “Gelişmeler acaba sıranın tekrar sosyalizme geldiğinin işaretleri mi?'’ ‘’Liberalizmin çözemediği sorunlar var. Ancak bunun çözümü marksist sosyalizme geri dönmek değildir'’ (Taha Akyol) diyen neoliberalizmin rafine savunucuları emperyalistlerin dezenformasyon çöplüğünün verileriyle sosyalizmin geçmişini sorguluyor.
Nerede kalmıştık?
Konjoktüre bağlı tartışmalar ‘’Sosyalist'’leri de sosyalizmden geriye dönüş tartışmasının içine çekti. Fakat soruların geleceğe dönüş bağlantısı içersinden sorulmadığı, ‘’Nerede kalmıştık'’ noktasından yürüyen tartışmalar bunlar. Nerede kalmıştık? Geriye dönüşlerin açıklanmasında bugüne dek iki temel eksenden hareket edilmiştir. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerde, sosyalizmden revizyonizme uzanan yolu; parti ve devlet mekanizmasının donuk, geliştiricilikten uzak, canlılığını yitirmiş çalışma tarzının ortaya çıkardığı bürokratlaşmanın açtığını savunanlar. Partinin dinamik yöntemler geliştirememesi sonucu, siyasete ilgisizlik, rutin işlere boğulma, parti liderlerine duyulan haklı güvenin giderek insiyatifi köreltmesi vb. gibi partinin iç yaşamına sorgulayan, bunun tarihsel süreçlerle bağlantısını kuran, her birisi kendi içersinde değerli değerlendirmelerdir bunlar. Bu savunuların başını yıllarca revizyonizme karşı mücadeleye önderlik etme onuruna sahip, Enver Hoca ve Arnavutluk Emek Partisi (AEP) çekmiştir. Fakat bu alt çizmeler, sosyalizmde (Buna Arnavutluk’ta dahildir) toplumsal işbölümünden kaynaklanan eşitsizlik ve çelişkilerin giderilmesi ile komünist partinin geliştirdiği politikalarla aşama aşama buna ne kadar yaklaşabildiği ilişkisini yakalamakta yetersiz kalmıştır. Aynı zamanda ilerleyen yıllarda, komünist, devrimci partilerin, ML aydınların üzerinden yükseleceği araştırmayı ve sorgulamayı yükseltecekleri güçlü bir zemin sunabilmiştir. Sosyalizmde sınıflar arası dengelere de bağlı olarak, sınıfsal farklılaşma öğelerini içinde barındıran, kent-kır, sanayi-tarım, üretim araçları üretimi-tüketim araçları üretimi, kafa emeği-kol emeği, erkek-kadın eşitsizliği arasındaki açının yeterince kapatılamaması ve bunun revizyonizmin boy verdiği topraklar olduğu yer yer ipuçları biçiminde vardır.
Geriye dönüşlerde, parti, önderlik faktörünün rolünü abartmak ne kadar sübjektif ise, ‘’Belirleyici olan ekonomik altyapıdır'’ teorisini donmuş haliyle savunup, biricik sorumlu olarak ‘’üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin sosyalizmde varlığını sürdürmesi'’ne sarılmak, bu kez ekonomizm ve nesnelciliğin kollarına savurmaktır. Bu ayrıksı düşünme yöntemi; revizyonist ülkelerin yıkılmasından sonra geriye dönüşlerin açıklanmasında, revizyonizme karşı mücadele etmiş KP’lerin bazılarının çubuğu birinci yöne bazılarının ikinci yöne tek yanlı bükmesini getirmiştir. “Dev üstyapıyı ortaya çıkaran ekonomik ilişkilerdir ancak, belli bir üstyapıdan doğan sosyal ve ideolojik ilişkilerin tarihsel süreçte büyük bir rol oynadığı ve üstyapıdaki değişikliklerin, sosyal yapıdaki değişikliklere göre daha yavaş ve daha karmaşık olduğu'’ bütünselliği içersinden bakılamaması, geriye dönüşlerin sağlıklı bir tarzda açıklanmasını ketlemiş, kafalardaki bulanıklıkları ve soru işaretlerini artırmıştır. İşte ikinci kategori ise bu kez çubuğu, meta üretim ve ilişkileri ile toplumsal işbölümünden kaynaklanan farkların Sovyet sosyalizminin ve diğer sosyalist ülkelerin temel bir kırılma noktasına olduğuna bükmüştür. Meta üretimi ve değer yasasının varlığına Stalin’in yaşamının son yıllarında yaptığı doğru ve haklı vurguları referans almışlardır. Her biri kendi içersinde sorunun bir yanına çubuk büken, altyapı- üstyapı arasındaki ilişkinin sorunlu kuruluşu, revizyonist ülkelerin ve arkasından sosyalist Arnavutluk’un çökmesinden sonra, komünist-devrimci partiler arasında uzun yıllar süren tartışmalara ve kamplaşmalara neden olmuştur.
Materyalist tarih anlayışı bize ‘’Son kertede belirleyici öğe, gerçek yaşamın üretimi ve yeniden-üretimidir'’ demekle beraber ‘’Ekonomik öğe tek belirleyicidir'’ deme tekyanlılığının belirleyici olanı da nasıl boş bir safsataya dönüştürdüğünü söyler. Bunlardan herhangi birini diğerleri ile ilişkisinden kopartarak ele almak sadece geriye dönüşleri açıklanmasında değil, kapitalist üretimin bugünkü gelişme toplumsallaşma düzeyinden geleceğe doğru yeni ve daha yüksek bir bilimsel sosyalizm projesinin geliştirmesini de tekyanlılaştırır.
Bütün maddi ve kültürel gereksinmeleriyle insan ilkesinden ilerleyen sosyalizm, ne tek başına toplumsal çelişkilerden kaynaklı eşitsizlikleri ileri çekme sorunudur, ne de KP’lerin bütünsel içsel gelişkinliği ile toplumu ve ekonomiyi yönetme sanatı sorunu. Komünizmin ilk aşması sosyalizm; ideolojik- siyasal, ekonomik- kültürel, toplumsal yaşamın dinamik yöntemlerle bir bütün olarak dönüştürülmesi, birindeki gelişkinliğin ya da geriliğin diğeriyle etkileşim içersinde olduğu, savaşımın çok yönlü sürdüğü bir süreçtir. Sosyalizmin komünizme doğru ilerlemesi, bütün bu alanlarda insan yaratıcılığının sonsuz derecede geliştirilmesi anlamına gelir. Sosyalist yönetimin hedeflemesi gereken, toplumsal ilişkiler alanının bütününü dönüştürmekteki sınırsız yaratıcılıktır. Eşitlik, üretim araçlarının kamulaştırılması, kar mantığını ortadan kaldırması, ekonomik-sosyal, kültürel olanaklara kolaylıkla ulaşabilmek hepsi ama hepsi birer bu yolda ilerlerken birer araçtır. Ekonomik, siyasal toplumsal ilişkiler alanının bütününü kapsayan yaratıcılık potansiyeli burada kilit kavram olmak zorundadır.
Yönetim ve karar süreçlerinin toplumsallaştırılması
Bilindiği gibi SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinde revizyonistlerin iktidarı ele geçirmesi ve sosyalizmin adım adım tasfiyesi dönemlerinde partinin önder kadrolarının cılız savaşımı dışında kayda değer bir direniş sergilenemedi. SSCB’de, Molotov, Kaganoviç önderliğinde partinin lider kadroları Kruşçev şahsında somutlanan revizyonistlere karşı mücadele ettiler hatta 1957′de Kruşçev’in parti lider kadrosundan çıkartılması konusunda parti prezidyumunun büyük çoğunluğunu da ikna ettiler. Buna rağmen parti içi bir darbeyle tasfiyeden sonra susturuldular. Molotov’un anılarında defalarca belirttiği gibi “Prezidyumun büyük çoğunluğunun sosyalizmin adım adım tasfiyesine gidecek liberalizasyon proğramı karşısında ileriye dönük bir planı yoktu'’ Onlar yanlızca Kruşçev’in tasfiyesi ve onun parti lider kadrosundan çıkartılıp Tarım Bakanlığı”na atanması gibi okyanusta damla bile olamayacak “çözümler” peşindeydiler. Eski Doğu Avrupa ülkeleri özgünlükleri olmakla birlikte benzer bir seyir izledi. Yine sosyalist Arnavutluk’ta ordu kökenli kadroların cılız seslerinden başka ses duyan olmadı. Buna partinin üst düzey yöneticileri de dahildir. Parti içersinde ve kitleler üzerinde saygınlığı bulunan Necmiye Hoca herkesi şaşırtan teslimiyetçi bir tavır sergiledi. Üstelik emekçiler sosyalizmi korumak bir yana, yıkılmasından yana muhalefet sergilediler.
İlerleyen yıllarda; 21. yy’ın sosyalizmi, 21. yy’ın partisi gibi bir sorunu olan, geçmişi geleceğe dönme perspektifiyle değerlendiren, tüm devrimci parti ve ML aydınların yönünü döndüğü-araştırdığı konulardan bir tanesi “Sosyalizmin gündelik hayatta, insanların düşünme ve yaşam biçimlerinde, kurdukları toplumsal ilişkilerde karşılığı ne olmuştur. Burada partinin iç yaşamının dönüştürmekte, dönüşüme paralel olarak emekçilerle kurduğu ilişkilerin dönüştürülmesinde eksiklikler nelerdir ki, çözülüş dönemine giden süreçte bir direniş sergilenmemiş, dövüşsüz bir yenilgi gerçekleşebilmiştir'’ oldu.
Soruyu, partinin, komünist ve sınıfsız topluma giderken devletin sönümlenmesi ile birlikte kendi kendinide yok edecek bir araç olduğu ilkesinin yaşamda nasıl karşılığını bulacağı, “kendi temelleri üzerinde gelişmiş şekliyle değil, kapitalist toplumdan nasıl çıkmış ise, o şekliyle” (Karl Marx, Gotha Programının Eleştirisi) sahneye çıkan, onun izlerini taşıyan proleter devletin, ondan devraldıklarıyla-devraldıklarının tasfiyesi sürecinin nasıl işlediği sorusuyla düşünülebilir.
Burada, eski Doğu Avrupa ülkelerinden sosyalizmi hala savunan canlı tanıkların anlatımlarıyla birleşen bir nokta öne çıkmaktadır. SBKP’nin ve diğer KP’lerin, bilgi yönetim ve karar süreçlerine işçilerin emekçilerin daha fazla katılımını sağlayacak sistemlerin geliştirilmesi, giderek karar süreçlerinin toplumsallaşması, toplumun ve ekonominin yönetimiyle ilgili yeni biçimlerin bulunması alanlarında dinamik yaratıcı yeni yöntemlerin geliştirmekteki sınırlılıkları. Oysa “devlet olmayan devlet” giderek “sönümleyeceğimiz” bir devlete; işçi sınıfının, emekçilerin, aydınların ekonomiyi, devleti, toplumu vb. ilgilendiren tüm kararlara daha güçlü katılımını sağlayacak yeni araçların geliştirilmesi, yönetimin toplumsallaşması ile ilerlenecekti. İşçilerle plan tartışmasını, sadece üretim alanları düzeyinde sürdürmek, onlarla ne kadar üretebileceklerini, kaynak tasarrufunun nasıl sağlanacağını tartışmak, yöneticileri seçmek ve görevden almak yetkileri vb. sınırlı bir çerçeve, sosyalizmin ve ekonomik gelişmenin geldiği düzeye denk düşmüyordu. Ekonomik gelişmenin ana yönü ne olmalıdır, hangi enerji kaynakları, üretim birimleri arası sosyal ilişkiler, toplumun gereksinimleri vb. üzerine yapılan tartışmalara çekmek noktasında da eski biçimler yeterli değildi.
Çözümlerin kolektif bir katılım temelinde üretilmesi imkânını sağlayacak biçimlerin devreye sokulması ve işletilmesi kolektif gelişim ve inisiyatifin önünü alabildiğine açacak tarzda ‘kolektif öncüleşme’ çizgisinde yöntemler yaratılamamasındaki eksiklikler, parti önderlerini adım adım halktan ve aydınlardan kopuşa götüren, tek değil ama başlıca etmenlerden birisi oldu. “Ortaklaşa perspektif ve plan” ın öncesinden merkezi olarak hazırlanması, işçilerin emekçilerin süreçlere baştan dahil edilmemesi, partili aydınlar dışındaki bir parça ayrıksı düşünenlerin dışlanması emekçi kesimlerle parti yönetimi arasındaki bağlantı halkası “kolektif” tartışmayı şekilselleştirdi. Daha sonra genişleterek döneceğimiz gibi; parti kararları halka açıklanmış ve tartışmaya açılmış açılmasına fakat önceden hazırlanıp sunulan plan ve perspektif içersinde dönenen tartışmaların ilersine geçememiş “kollektif uygulama” ve “kollektif hareket” bunu izlemiş. Özetle ekonomik ve politik süreçleri denetlemenin en etkili araçlarından birisi, emekçilerin kendilerini o süreçlerin ne kadar parçası olarak görüp görmediklerine, daha doğrusu olup olmadıkları ile doğrudan ilintilidir.
Sosyalizmin ekonomik gelişme yasaları:
Sosyalizmin olsun kapitalizmin olsun ekonomik gelişmenin yasaları, insan iradesinden bağımsız nesnel yasalardır. Ekonomik yasaları yok etmek, yeni ekonomik yasalar yaratılabilmek, başka bir deyimle ekonomik yasaları bozmak, geçersiz kılmak, sınıf çıkarlarının yön verdiği iradelerin elinde değildir. Soyalizm açısından düşündüğümüzde bu savunular, komünist öncünün (parti- proletarya diktatörlüğü) rolünü abartan teorilerdir. Sosyalizmde bu ekonomik yasaları bilmek, yön vermek, etki alanını sınırlamak, yeni yasaların önünü açmak mümkündür. Yepyeni yasalar yaratılmasını istemek ise hayalciliktir.
‘’Bu yoldaşlar sanıyorlar ki,tarihi Sovyet devletine sağladığı özel rol dolayısıyla, bu devlet, onun yöneticileri, ekonomi politiğin var olan yasalarını yok edebilirler ve yeni yasalar ‘’oluşturabilirler'’ ‘’yaratabilirler'’..Bu yasları keşfetmek, onlara dayanarak, onları toplumun yararına kullanmak, bazı yasaların yıkıcı etkilerine başka bir yön vermek, kendilerine yol arayan başka yasalara yol açmak mümkündür, ancak, ne var olan yasalar yok edilebilir, ne de yeni ekonomik yasalar yaratılabilir'’
(Stalin. Son yazılar. S:62-64)
‘’Sovyet iktidarının özel rolü iki olgu ile açıklanabilir:birincisi, Sovyet iktidarı, eski devrimlerde olduğu gibi, bir sömürü biçimi yerine bir başka sömürü biçimini koymak değil, her sömürüyü tasfiye etmek görevindeydi; ikinci olarak da, ülkede sosyalist ekonominin hazır filizleri olmadığı için ekonominin denilebilir ki, ‘çıplak bir alan’ üzerinde yaratmak zorundaydı..bunu, sözümona, var olan ekonomik yasaları yok ettiğinden ve yenilerini ‘oluşturduğundan’ değil, yalnızca üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk ekonomik yasasına dayandığı için başarmıştır… Bu yasa olmadan ve ona dayanmadan Sovyet iktidarı bu görevi başarıya ulaştıramazdı‘’(Age. S:65-66)
Üretim ilişkilerinin esası üretim araçları mülkiyetindedir. Üretim biçimi kendi iç diyalektiğine dayanmadığı sürece (sosyalizmin inşası için kapitalizmden devralınan çıplak bir alan!) üretim ilişkileri değiştirilemez. Bu değişimin devindirici gücü proletarya ve proletarya önderliğinde müttefiklerinin siyasal savaşımıdır. Bilimsel sosyalizm bu üç temel önermeyle, ütopik sosyalistlerden, toplumsalcı fikirlerden, iradeci ve kaba ekonomist görüşlerden ayrılır. Sosyalizmin inşası için var olan önkoşullar ve öznel koşullar (parti) ilişkisini bilimsel olarak tanımlar.
Revizyonizmin maddi temelleri:
Öte yandan, revizyonizmin maddi temellerinin yeterince görülememesi, revizyonist toplumun maddi ve ekonomik temellerini, sosyalizm üzerindeki zaferinin maddi ve ekonomik kaynaklarını doğru tespit edilememesi söz konusudur. Sosyalizmin çözülmesini, partinin statikleşen giderek bürokratlaşan unsurları ile, yenilmiş fakat yok olmamış kapitalizmin kalıntısı kesimlerin buluşması ile açıklayan tezler yıllarca revizyonizme karşı mücadele eden anti-revizyonist devrimci parti ve örgütleri de manyetik etkisi altına aldı. Revizyonizm, yanlış düşünceler ve yanlış politikalar sorunu değil tersine, sosyalist ekonominin maddi gelişimi ve sosyalist ekonomi içindeki çelişkilerin bir sonucuydu. Bu çelişkiler kendi ifadesini, politikada ve ideolojide buldu. Yozlaşmanın gerçek nedenleri ancak toplumun maddi temelinde bulunabilirdi. Sosyo-ekonomik bir farklılaşma ve çelişki zemini olmadan, hiç bir ideoloji üstyapıda güç ve etkinlik kazanamaz. Parti içi muhalefet akımları ve revizyonist eğilimler, sosyalizmin tarihsel-toplumsal gelişiminin dönemeçlerinde, proletarya dışındaki sınıf ve katmanların proletarya ile çelişen çıkarların temsilcisi olarak ortaya çıkmışlardır. Revizyonist ülkelerin yıkılışından sonra geleceğin sosyalizmi iddiası olan geçmişteki eksikliklerine bu gözle bakan revizyonizme karşı mücadele eden devrimci Komünist partilerin özeleştirileri bu doğrultuda olmuştur. Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) de; sosyalizmin inşası doğrultusunda adımların atıldığı dönemleri olduğu kadar, revizyonzimin ikitdara geldiği dönemleri de yaşamış ve revizyonizme karşı mücadele etme özgünlüklerine sahip, hala canlı tanıkları yaşayan KPD (Almanya Komünist Partisi) taşıdıkları sınırlılıkları daha sonra şöyle açıklayacaklardı.
“1976 yılında partimiz, revizyonist Doğu Almanya’da illegal bir seksiyon kurdu. Bu illegal seksiyon, revizyonizme karşı hem teorik hem de pratik mücadele yürüttü. Bu seksiyondaki yoldaşlar, iktidardaki revizyonistlere karşı sınıf mücadelesini geliştirdiler ve mevcut iktidarın yıkılması, işçilerin iktidarının ve sosyalizmin yeniden inşası için mücadele ettiler. Birçok yoldaşımız revizyonistler tarafından hapse atılarak, yıllarca tutuldu. Böylece partimiz, hem kapitalist, hem revizyonist koşullar altında mücadele etmeyi öğrenmek gibi ender bir olanağa sahipti. Aynı şekilde, yoldaşlarımızdan bazıları, eski sosyalist koşulları da yaşadılar. Kapitalizme ve revizyonizme karşı teorik ve pratik mücadele yürütmek ve yaşamak, partimiz için büyük bir sorumluluktu. Ama buna karşın, anti-revizyonist mücadelemiz sınırlıydı. Gerçi Marksist teorinin revizyonistlerce çarpıtılması karşısında Marksizmin ilkelerini savunuyor, revizyonist toplumdaki koşulları belirli ölçülerde tahlil de ediyorduk, ama yine de revizyonizme yönelttiğimiz eleştiri ve ona karşı yürüttüğümüz mücadele sınırlıydı. Sınırlıydı çünkü, hiçbir zaman revizyonist toplumun maddi ve ekonomik temellerini ve revizyonizmin sosyalizm üzerindeki zaferinin maddi ve ekonomik kaynaklarını tahlil etmiyorduk'’ (KPD Genel Sekreteri Diethard Möller’in konuşmasından)
‘’Ama açıkça görünen o ki, Marksist-Leninistler bu zorunlulukları algılayamadılar. Onlar, yozlaşmanın belirtilerine karşı mücadele ettiler; ama bunu, maddi kaynaklarını net bir şekilde göremeden daha çok, ahlaki ve politik boyutuyla yaptılar. Ne var ki, geriye dönük unsurlara ve yozlaşmaya karşı iradeyle mücadele edilemez. Malenkov’un SBKP’nin 19. Kongresi’ne sunduğu raporu ele alalım. Malenkov, yozlaşmanın tüm belirtilerine açık ve net bir şekilde saldırdı ve tüm devrimci güçleri bu belirtilere karşı mücadele etmeye çağırdı. Ama açıklamaları ve çağrısı ahlaki bir düzeyde kaldı. O, “anti-sosyalist unsurları”, “partinin düşmanlarını” vb. mahkum ediyordu. Bu iyiydi, ama yeterli değildi. Oysa komünist olarak, yozlaşmanın bu tür unsurlarını ortaya çıkaran sosyal ilişkilere bakmalı ve sosyal ilişkileri değiştirmeliydi. Bunun için bilinç ve komünist ahlak gereklidir; ama aynı şekilde toplumsal ilişkilerin kendisinin ve bu ilişkilerin sosyalist toplum içindeki gelişiminin açık bir tahlili de gereklidir. Bunlar olmadan, ahlak ve ‘bilinçlilik’, çıkmaz bir sokağa götürür'’ (Aynı konuşma)
Sosyalizm günceldir
Geriye dönüşlerin açıklanmasında eksiklikleri bütünselliğinden kopartarak düşünmek ve değerlendirmek aradaki diyalektik ilişkinin kopartılması, sadece geçmişin açıklanmasını değil, kapitalist üretimin bugünkü gelişme toplumsallaşma düzeyinden geleceğe doğru yeni ve daha yüksek bir bilimsel sosyalizm projeksiyonunu geliştirmesini de tekyanlılaştırır demiştik. Bu ML yöntem bilimi açısından yanlıştır. Yoksa bu gün, özellikle Sovyet sosyalizminin başına bela olan, kent-kır, sanayi-tarım, işçi-köylü, kafa emeği-kol emeği, erkek-kadın vb. çeşitli etkenlerin devreye girmesiyle sınıfsal farklılaşma tehlikesini içinde bulunduran çelişkileri ileri doğru çözmenin güçlü bir nesnel zemini bulunmaktadır. Her şeyden evvel nicel ve nitel olarak geçmiş sosyalizm deneyimleriyle karşılaştırılamayacak gelişkinlikte bir işçi sınıfı bulunmaktadır.
İşçi sınıfının değişen yapısı çok sayıda kafa emekçisini proletaryanın saflarına ittiğinden başta mühendisler olmak üzere kafa emekçileri, işçi sınıfından ayrı bir kategori olarak değil, işçi sınıfı içindeki öncü kollardan biri olarak görülebilecektir. Kafa emeği ile kol emeği arasında, siyasi önderlik ile uzmanlar arasındaki ilişkinin kurulması kolaylaşacaktır.
Bilgisayar ve iletişim teknolojileri, bilimsel-teknolojik gelişimin ulaştığı düzey, yalnızca ekonominin ve siyasetin merkezi planlamayla yönetilmesini değil, aynı zamanda yeni ortak üretim ve paylaşım biçimlerinin yaratılmasını ve geliştirilmesini, toplumsal ilişkilerinin zenginleştirilmesini ve derinleştirilmesini fazlasıyla kolaylaştıracaktır.
Tek başına, başta sosyalist Sovyetler Birliği olmak üzere sosyalist ülkelerin deneyimlerinin doğru çözümlenmesi üzerinden sağlayacağımız muazzam deneyim birikimi dahi, geleceğin sosyalizmine oldukça ileri bir noktadan başlanabileceğinin garantisidir.
Not: Bu çalışmasını sitemizde yayınlanması için bize ulaştıran Helin Devran arkadaşa değerli katkısından dolayı Stalin Arşivi olarak teşekkür ediyoruz.