Küba ve IV. Enternasyonal’deki Troçkist “Dostları”;

Küba için Gorbaçovcu bir “seçenek”

Danny Vandenbroucke*, Etudes Marxistes sayı: 38 (1997)

Küba’yla dayanışma hareketinde her militanın er geç IV. Enternasyonal’den bir troçkistle karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır. Bunlar Amerikan ambargosuna karşı eyleme katılırlar ve Küba’nın dostu olarak geçinirler. Peki, bu gerçek midir? Gerçek bakış açıları nedir? Küba Komünist Partisi’nin çalışmalarını ve Küba’nın ekonomik ve sosyal uygulamalarını nasıl görüyorlar? Somut olaylar karşısında, örneğin Ochoa’nın idam edilmesi karşısında konumları nedir? Küba’nın bugünkü ekonomik krizden çıkması için hangi alternatifi öneriyorlar? Sovyetler Birliği’nin yıkıma giden gelişiminden Küba hakkında ne sonuçlar çıkarıyorlar? Son on yılda Küba hakkında IV. Enternasyonal tarafından yayınlanan en önemli metinleri gözden geçirdik. Bu inceleme Küba’nın bu çok özel “dostları” hakkında bir dizi ilginç sonuca ulaşmamızı sağladı.

Bu metinlerin okunmasından çıkan konumlarının derinlemesine incelemesine geçmeden bazı ön açıklamalar yapmak uygun düşer. Her şeyden önce, IV. Enternasyonal’in metinlerinin tümünde, Küba hakkında kötümserlik ve burun kıvırma göze çarpmaktadır. İncelediğimiz tüm metinler, istisnasız, Küba halkının KKP yönetiminde başardıklarına değil, Küba’nın sorunlarına vurgu yapmaktadır. Kullanılan kelimelerin detaylı bir analizi gerçekten yapılmaya değerdi. Makaleler okuyucuyu şöyle sonuçlar çıkarmaya sevk etmektedir: “İşler Küba’da çok kötü olmalı…”, “bu KKP gerçekten hiçbir şey beceremiyor.” IV. Enternasyonal troçkistlerine göre Küba doğduğundan beri “derin bir toplumsal, ekonomik ve politik krizle” karşı karşıya, öyle ki Küba ve yöneticileri bu krizden asla çıkamazlar.

Bir açıklama daha yapmak zorundayız. Tüm yayınlarda eleştiri Küba ve yöneticilerine yöneltilmektedir. Komünist partilerin içinde, eleştiri ve özeleştiri ilkesi sosyalizm yolunda ilerlemeyi sağlayan temel bir ilkedir. Komünist partiler kendilerini, eşitlik ve aynı zamanda komünist olma temelinde, herkesin katılımıyla eleştirirler. Yani bakış açılarının karşılaştırılması, tartışmaların yapılması ve eleştirilerin ifade edilmesinin amacı marksizm-leninizmi daha iyi uygulamak ve daha ileri gidebilmektir. IV. Enternasyonalin makalelerinde karşılaştığımız eleştirilerse KKP’ye saldırmaya yönelik eleştirilerdir. Seksenli yıllarda yazılan makalelerde, sosyalizmin ilerlemesi ve devrimin kazanımlarını ifade eden kelimeler kullanılabiliyordu. Şu son yıllarda, tersine, partiye ve sosyalizme karşı gittikçe daha açık ve söz götürmez saldırılara şahit oluyoruz.

Troçkist öz-yönetim sloganı

1987′nin başında, troçkist IV. Enternasyonalin aylık dergisi Inprecor, Latin Amerika dergisi Panorama’da yayınlanan bir makaleyi yeniden yayınladı. Makale Küba’nın ekonomik durumunun muhasebesini yapmaktaydı. Ülke, çok zor bir aşamadan geçmekteydi. Temel olarak, döviz girişi sağlayan şeker ihracatına dayanmaktaydı. Yalnız şekerin değil, diğer temel malların da fiyatları düşmüş, bunun yanında ülke birkaç defa, üretimi büyük ölçüde gerileten hortumlar tarafından harap edilmişti. Tüm bu faktörler, elbette Kübalıların yaşamını kolaylaştırmamıştı. Bununla birlikte, Juan José Gonzales işaret ettiği başkaydı: “Fakat, Küba ekonomisini incelerken akılda tutulması gereken bu objektif faktörler, her şeyi açıklamaz. Bunlar, ne Küba işletmelerini karakterize eden verimsizlik, yolsuzluk ve düşük üretkenliğin ne de ekonomi yönetiminde sapmaların bahanesi olamaz. (…) Derinlemesine bir sorgulama zorunlu olarak, devletin tepesini, dolayısıyla partinin kendisini ele almayı gerektiriyor.”[1]

Bu troçkist yazarın incelemesinde birçok şey göze çarpmakta. Öncelikle, ambargonun Küba’yı ekonomik bir mengeneye soktuğunu Gonzales “atlıyor”. Ambargonun somut sonuçlarını incelemek yerine, yazar vurguyu Küba ekonomik sisteminin sözde verimsizliğine yapıyor. Suç emperyalizmde değil, çeşitli hatalar yapan Kübalıların kendilerinde.

İkincisi, makale Küba sosyalizminin ekonomik başarılarına bir yarım paragraf bile ayırmıyor. Küba, 1959′dan itibaren, ve KKP yönetiminde, yeni bir ekonomik mekanizma inşa etmiştir ve sömürgeci veya yeni-sömürgeci her türlü egemenlikten kurtulmuştur. Yeni bir demiryolu ağının yapımı, yeni işletmelerin inşa edilmesi ve tarımın geliştirilmesi başarılmıştır. Yeni bir toplumsal sistem bu temeller üzerinde kurulmuştur: eğitim, sağlık hizmetleri, araştırmalar vb. Ambargoya karşın, Sovyetler Birliği’nin de desteği sayesinde Küba hızla gelişen bir ekonomi inşa etmeyi başarmıştır. Bu, diğer Latin Amerika ülkeleri ve genel olarak üçüncü dünyanın durumuyla dikkat çekici bir karşıtlık oluşturur. Seksenli yıllarda hammadde fiyatlarının düşmesiyle başlayan krize rağmen, Küba gene de ayakta durmaktadır.

Bu dönemde yaptığı konuşmalarda Fidel Castro kitleleri harekete geçirmenin ve politik eğitim yoluyla daha yüksek bir “ekonomik bilinç” kazanmalarını sağlamanın zorunluluğu üzerinde durmaktaydı. Troçkistler Castro’ya ve Küba yönetimine bunu gerçekleştirmenin yöntemi konusunda ders vermek için bu fırsatı kaçırmadılar. Gonzales devam ediyor: “Devrimci yönetimin, işçilere maddi ve bireysel teşvikler verilmesi ve aralarında yarışmanın sağlanmasıyla, disiplin ve hiyerarşiyi birleştirmeyi hedefleyen uygulaması, işçilerin yetersiz “ekonomik bilinç” sorununu çözmedi. Fidel’in eleştirdiği yolsuzluğun ve bürokrasinin varlığı, Küba halkının politik, enternasyonalist, anti-emperyalist bilincinin yükselişiyle çatışıyor. Bu zayıf ekonomik bilinç doğrudan, KKP birinci kongresi tarafından kabul edilen “ekonominin yönetimi ve planlanması sistemi”ni teşkil eden mekanizmalara, yani ekonominin yönetimini sağlayan ve dolayısıyla işçilerin karar alma süreçlerine katılımını belirleyen mekanizmalara bağlıdır.

Bu sistemde işçiler yalnız toplumsal fonların ve primlerin dağıtımı konusunda alınan kararlara katılırlar, ne büyük ekonomik seçeneklerin değerlendirilmesine ne de işletmelerin günlük yönetimine katılmazlar. Bu, bir özyönetim sisteminin kurulmasını gerektirirdi, işçilerin politik bilinciyle ekonomik bilinci arasındaki çelişkinin aşılmasının tek yolu da budur. İşçilerin zayıf ekonomik bilincinin yarattığı zorluklar, işçiler ekonomi ve politikanın merkezi sorunlarına daha aktif olarak katılamadıkça varlığını sürdürecektir.”[2]

Kübalı işçilerin işletmelerde, kooperatiflerde vs. karar alma süreçlerine katılmadıklarını söylemek başlı başına bir hatadır. Fiilen her yerde, yapılan hatalar, sorunları daha iyi çözme yolları vb. üzerine tartışmalar yapılmaktadır.

Fakat Gonzales başka tartışmalar istemekte. “Büyük ekonomik seçenekler” derken tam olarak ne kast ediyor? Kapitalist ya da sosyalist olmanın dışında üçüncü bir “seçenek” yoktur. Gonzales önce işletmelere sonra da Küba toplumun geneline bu tartışmayı taşımak istiyor olabilir mi? Kendi özyönetim modelini tartışmak istese de, fazla hayale kapılmamalıdır, çünkü Küba işçi sınıfı için kapitalist bir toplumla sosyalist bir toplum arasında seçim çabuk yapılacaktır. Halk eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ve üçüncü dünyada kapitalizmin ne anlama geldiğini bilmektedir.

Troçkistlerde “özyönetim” sloganı düzenli olarak otaya çıkar… komünist partilere karşı bir alternatif olarak. Peki Küba’nın karşı karşıya olduğu durumda bu özyönetimin gerçek anlamı nedir? “Büyük ekonomik seçenekler” üzerinde tartışma macerasına girişilirse, eski sömürücülerin, toprak sahiplerinin, Miami’deki Kübalı mafya üyelerinin ve daha başkalarının dizginleri ellerine aldığını görmekte gecikmeyiz. Nasıl olur da devrim olduğundan beri ABD ve eski Küba burjuvazisi Küba’yı parçalamak ve gerek ekonomik gerek politik düzlemde yeniden fethetmek için ellerinden geleni yaptıkları halde troçkistler ortada yalnız “işçiler” varmış gibi davranabilir? Troçkistler, sosyalizmde sınıf yokmuş ve işçiler otonom olarak işletmelerin yönetimini ele alabilirmiş gibi davranma hatasını yapmaktadır. İşçiler kimin için çalışıyorlar? Devlet ve planı için mi, kendi hesaplarına mı, yoksa kapitalistler için mi? Troçkistlere göre, devlet için çalışmasınlar da ne olursa olsun.

Troçkist Mary Alice Waters’a göre anahtar soru şudur: “İşçi sınıfı kapitalizmden sosyalizme geçerken, bir yandan yeni bir ekonomik temel inşa etmek, diğer yandan toplumsal bilinci de dâhil olmak üzere kendisini dönüştürmek için toplumsal çalışmayı nasıl örgütlemelidir?”[3]

Yani Waters’a göre sosyalizme basitçe çalışmayı uygun bir şekilde örgütleyerek ulaşmak mümkündür. Onun gözünde kimin iktidarda olduğu ya da bu iktidarın nasıl korunacağı kesinlikle sorun değildir. Hayır, tek sorun çalışmanın örgütlenmesidir. Ya bu çalışma örgütlenmesi neye benzemelidir? İşte Waters’ın yazdığı: “Bürokratik komuta’nın çalışma örgütlenmesine egemen olduğu bir planlama sisteminde mikro-takımlar hareketi bir ek olarak kalırsa, tabakalaşma ve bireysel yolsuzluk kaçınılmaz olarak artacak, sınıf bilinci zayıflayacak ve üretim üzerinde işçilerin kontrolü ilerlemeyecektir. Uzun vadede, gönüllü çalışma bozulacak ve kendi karşıtına dönüşecektir. Plan hedeflerine ulaşma çabalarında kullanılan başka bir yönetim aracı haline gelecektir. Bürokratların düşüncesinde, gönüllü çalışma ne gönüllüdür, ne de üretken.”[4] Dahası: “Gönüllü çalışmanın, planlamanın marksist -aslında stalinist- kavramlarına karşı olduğu kabul edilir.”[5]

İşte troçkistler gerçek yüzlerini burada göstermekteler. Bütün kötülüklerin kaynağı merkezi olarak yönetilen planlı ekonomidir. Alternatifi de “gönüllü çalışma”dır. Planlı ekonomi bilinçlenme sürecini frenler ve kaçınılmaz olarak bürokratizme götürür. Oysa bazı burjuva tarihçiler bile kabul ediyor ki sıkı bir şekilde uygulanan planlı ekonomi sayesinde Sovyetler Birliği modern ve gelişmiş bir sanayileşmiş devlet haline gelebilmiş ve nazileri yere serebilmiştir, bu da SBKP ve Stalin yönetiminde olmuştur. Küba’da da, ülkeyi Amerikan ambargosuna karşın bölgenin en gelişmiş devletlerinden biri haline getiren planlı ekonomidir.

Gönüllü çalışma, Sovyetler Birliği’nde de, Küba’da da önemli bir rol oynamıştır, özellikle de işçi kitleleri karşısında örnek olma işleviyle. Burada öncü rolünü oynayan çoğunlukla komünist partisi üyesi işçiler olmuştur. Küba’da halen, Blas Roca öncü güçleri hem merkezi planlamanın gerçekleştirilmesi, hem de tarımda ve diğer sektörlerde gönüllü çalışmanın örgütlenmesi ve geliştirilmesinde öncü rol oynamaktadır. Ayrıca Sovyetler Birliği’nde de, Küba’da olduğu gibi gönüllü çalışma parti ve devlet aygıtı tarafından örgütlenmişti. Troçkistlerin istediği gibi işçilerin “gönüllülük temelinde” çalıştığı bir toplum, sosyalizmin çok uzağında bulunan ütopik bir toplumdur.

Gorbatchev sí, Castro no mu?

Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov sosyalizmin nihai yıkımına ve kapitalizmin tam restorasyonuna giriştiği sırada (1989) troçkist Janette Habel, Küba Gorbaçovcu yolu mu izlemeli -ekonomik reformlar (yani eşitsizlikler) yolunu- yoksa toplumsal eşitliğe daha uygun bir yol mu tutmalı sorusunu sormaktaydı: “Bugün, Fidelci grup bölünmüştür: ya Gorbaçov yolunu izleyecek ve reformları yoğunlaştıracak, fakat bu kitlelerin hoşnutsuzluğunu ve Küba devriminin tamamen parçalanmasını doğuracaktır, gelecekte SSCB’nin desteği de olmayacaktır; ya da daha eşitlikçi bir yön alacak ve toplumsal hizmetleri artıracak, fakat gönüllülük ve öncülük temelinde yapılacak bu hareket geçici olarak kitleleri Fidel’in arkasında toplasa da büyük ekonomik zorlukları çözmeyecektir. Bu da hoşnutsuzların, politik demokratikleşmenin ekonomik liberalleşmeyle aynı anlama geldiği Gorbaçovcu iddiaları benimsemelerine engel olamayacaktır.”[6]

Bir süreliğine, Habel en iyi çözümün hangisi olduğunu sessizce geçiştirmekte. Fakat Küba’nın sorunlarından kurtulamayacağı ona apaçık görünmekte. Birkaç ay sonra (sonbahar 89) bu konudaki son şüpheleri de dağıtıyor. Castro ve KKP’ye “az gelişmiş bir ülkedeki geçiş ekonomisinde ekonomik ve toplumsal demokrasiyle politik demokrasi arasındaki ilişkiler bütününün kavranmasında eksiklik” suçlamasını yöneltir. “Ekonominin genel örgütlenmesini etkileyen derin yolsuzlukla bazı uç sektörlerin gelişmesi arasındaki karşıtlık, uygulanan politikaların uyumsuzluğunu ve kaotik karakterini çok iyi yansıtıyor.”[7] Troçkistlere inanılırsa, Küba ekonomisi geçiş halinde olan bir ülkedir ve dolayısıyla politik sistemini buna uydurması gerekir. “Castro’dan farklı olarak, Gorbaçov ekonomik yeniden yapılanmada glasnostun yerini iyi anladı. Sistemin karanlık yapısına karşı ancak fikirlerin, politikaların mücadelesi, sorumlulukların ve kararların şeffaflığı, kontrol mekanizmalarının işletilmesi ve eleştiri özgürlüğü etkili olabilir.”[8] Habel’in “daha eşitlikçi” bir ekonominin savunusundan Sovyetler Birliğinde Gorbaçov’un ekonomik “reformlarını” kabule (en azından eleştirmemeye) bu kadar kolay geçişi dikkat çekici. Gorbaçov’un basitçe birkaç yanlışı düzeltmek istemediği, sosyalizmden tamamen kopup kapitalizmi tüm yönleriyle yeniden uygulamaya koyduğu tam da bu kritik 1989 yılında açıklığa kavuştu. Glasnost buna ulaşmanın araçlarından biriydi. Tüm karşıdevrimci güçlerin zincirlerinden boşanmasının başlangıcıydı. Sonuç olarak, birkaç yıl sonra Sovyetler Birliğinin tamamen parçalanması gerçekleşti.

Küba Komünist Partisi’ne Saldırı

Habel’e göre, Gorbaçov yolunda ilerlemenin önündeki ilk engel KKP’dir. “Tek ve monolitik bir parti kavramı Küba toplumunun çeşitli sektörlerinin sosyokültürel ihtiyaçlarına artık uygun düşmüyor. ‘Mando unico’ [tek komuta -ç.n.], yönetici ekibin işleyişi ve Fidel’in boğucu gücü korku yaratıyor ve ilk defa olarak, Castrocu yönetimin meşruluğu ve popülerliği sorgulanmasa da eleştiriler ifade ediliyor.”[9]

Habel biliyor ki Castro ve KKP halktan büyük destek almaktadır. Dolayısıyla ona göre, ülkeyi yönetebilirler, fakat tek başlarına yönetmemeli, eleştirilere de izin vermelidirler… Habel’e göre, bu bizzat Küba toplumunun gelişiminin mantıksal bir sonucudur. Bir başka makalede ise biraz daha ileri gitmekte ve tabanın mükemmel bir iş çıkarttığını, fakat bunun her türlü ekonomik ilerlemeyi imkânsız kılan bürokratik tepeyle çarpıcı bir karşıtlık içinde olduğunu iddia etmekte: “Bu, yerel düzeyde mikro-takımlara uygulanan ‘en iyiler göreve’ sloganının, üretkenlik artışının baş engeli bürokratik zimmete geçirme ve yağmaya son vermek için ulusal olarak da uygulanması gerektiği anlamına gelir.”[10] Troçkistlerin bilinen bir taktiğidir: tepeye karşı tabanı sürmek. İyilere karşı kötüler. Gerçekten çalışanlara karşı yağmalayan ve çıkar sağlayan bürokratlar. Sosyalizm var olduğundan beri burjuvazi tarafından propagandası yapılan aynı fikirler.

Küba’da bürokratik bozukluk hiç olamaz mı? Elbette olabilir, bizzat Castro seksenli yıllarda yapılan çeşitli kongrelerde bunu kabul etmişti.

KKP yönetimi bu olguyla mücadele etmek için önlemler almaktadır. Fakat Habel’e göre, artık bu kesinlikle imkânsızdır ve önlemler çarpık olarak uygulanmaktadır: “İşleyiş bozukluklarını düzeltecek politik-örgütsel dayanaklar mevcut değildir, kontrol mekanizmaları güçten yoksundur.”[11] Dahası: “KKP bürokrasiden kurtulma işini tepeden, otoriterce ve kitlelerin gerçek kontrolü olmadan gerçekleştirmek istiyor, dolayısıyla zorunlu olarak kırılgan bir girişim oluyor.”[12]

Gerçekte kitleler KKP’nin ve partinin kitle örgütlerinin işleyişi, ayrıca CDR [Los Comités de Defensa de la Revolución, Devrimi Savunma Komiteleri -ç.n.] aracılığıyla Küba’nın ekonomik ve politik hayatına katılmak üzere harekete geçiriliyor. Bunun karşısında, karar sürecinden dışlananlar tam olarak Küba sosyalizmini yıkmak isteyenlerdir: eski büyük toprak sahipleri, Miami’deki Kübalı sürgünler, işbirliği yapılan yabancı şirketler vs.

Küba komünistlerinin eleştirel kontrolüne hangi politik güçlerin katkı yapabileceğini tanımlarken Habel daha açık konuşuyor: “Bununla birlikte, gençliğin bir kısmı için devrimci motivasyonun sallantılı olduğunu kabul etmek zorundayız: tartışma ve politik demokrasi yokluğuyla birlikte ekonomik yolsuzluğun taleplerini karşılamadığı iç durumla, Latin Amerika’da diplomatik açıklığın sınırlandırıcı etkisi nedeniyle güvenilirliği azalan anti-emperyalist söylem arasındaki zıtlık, bu inançsızlığı besleniyor. Bu politikanın kendisi çelişki kaynağıdır: alt kıtayla kültürel alışverişler gelişiyor, fakat zorunlu politik açıklık bazı yeni tavizlere rağmen gerçekleşmiyor. Daha şimdiden, haberleşme alanında Miami’den yayın yapan ve Kübalılara basının sağlamadığı -ilk haftalarda hemen hiç bahsedilmeyen Çin’deki olaylar gibi- haberleri ileten bir radyonun varlığıyla çatışıyor.”[13]

Demek ki troçkistler, Amerikan hükümeti ve CIA tarafından desteklenen ve tek gayesi Küba sosyalizmini yıkmak olan Kübalı sürgünlerin radyolarını gözlerini kırpmadan destekleyebiliyorlar. Kübalılar bunları -Habel’in sandığı gibi- “haberlerinin yüksek kalitesi nedeniyle” değil, Amerikalılar kullandıkları teknik sayesinde düzenlilikle Küba vericilerinin dalgalarını bozduğu için dinlemektedir. Bu radyolar Küba’yı her hafta ortalama olarak 700 saat sosyalizme karşı ve kapitalizmin iyiliklerini öven propagandaya boğmaktadır. Küba’yı terk etmeye yönelik çağrılar ve Kübalıları ABD’de bekleyen cennetin gürültülü reklâmı da cabası. Dil dersleri bile kaba propagandayla doldurulmakta. Mas Conosa tarafından finanse edilen Radio Marti de Habel’e göre çok yüksek nitelikli bir radyodir. Conosa -Habel bunu gayet iyi bilir- uyuşturucu trafiğiyle ilgilenen ve aşırı sağ fikirleri savunan bir kapitalisttir. Domuzlar Körfezinde savaşmıştır. Boris Yeltsin’in ABD’ye yaptığı ilk seyahatin örgütleyicisidir. Vericileri Kübalı işçilere doğulu kardeşlerini takip etme çağrısı yapmaktaydı. 1991′de Arjantin televizyonuna Fidel Castro’nun öldürülmesi çağrısı bile yapmıştı. Ve bu vericiler Kübalıların kendi “donuk” vericilerine alternatif oluşturmalıymış! Ayrıca, Habel Kübalıların “Çinli komünistlerin vahşetini” sessizce geçiştirmesini ciddi bir hata olduğunu söylemekte. Antisosyalist propaganda bundan iyi yapılamazdı.

Ochoa Vakası

Habel’e göre, Ochoa olayı genelde Kübalıların, özelde de KKP’nin politikasının battığının bir kanıtıdır. Biz bazı olguları hatırlayalım. Ochoa ilk Kübalı devrimcilerden biriydi ve Küba’da saygın bir konumu vardı. KKP kadrolarındandı ve Angola’da yıllarca askeri operasyonları yönetmişti. Birden, uyuşturucu trafiğinin içinde olduğu ortaya atıldı. Kanıtlar ortaya çıkarıldı ve Küba devleti bir yargılama yaptı. Ochoa idama mahkûm edildi. Yargılanması sırasında, politik ve ideolojik planlarda nasıl saptığını açıkladı: “Bir emir hakkında homurdanmakla işe başlarsınız ve sonunda üst komutadan gelen her emrin yanlış olduğu düşüncesine ulaşırsınız. Bu yokuşta, bağımsız bir düşünce yapısına kavuşursunuz ve sonunda haklı olduğunuza inanırsınız.”[14]

Habel Ochoa’nın açıklamasında bir komünist partisinin kadrolarının kaçınılmaz yozlaşmasının kanıtını gördüğüne inanmakta. Ochoa parti yönetiminin ve Küba devletinin çalışma yöntemlerinin kurbanıdır. Habel Inprecor’da ilan etmekte: “Ochoa’nın açıklamaları en azından yönetici grubun işleyişinin en iyileri nasıl öğütebildiğini aydınlığa kavuşturmasıyla övülmeyi hak ediyor: çünkü bunlar göze çarpar. Castrocu liderliğin ezici dişlilerinde hatadan uzak durun: savaşta olduğu gibi, yalnız şefler kahraman ya da hain, erdem timsali ya da günah keçisi olurlar. Dolayısıyla yönetici çevreleri karakterize eden sorumluluk karşısında kıvırtma şaşırtıcı değildir. Başkumandan dışında bu sınavlara kim dayanabilir?”[15]

Diyelim böyle. Bu zor şartlar altında çalışabilmek için gerçekten bir uzaylı mı olmak gerekir? Herkes sonuçta şöyle ya da böyle yalnızdır. Habel’e göre bu, komünist partinin işleyişinin battığını kanıtlar. Fakat olgular ve Ochoa’nın tanıklığı tam tersine, eleştiri-özeleştiri ve demokratik merkeziyetçilik temel ilkelerini uygulamış olsa en zor sorunları bile kendi başına çözebileceğini göstermektedir. Komünist partileri ve üyelerini politik savaştan sonra bir arada tutan tam olarak bu ilkelerdir. Ochoa’ysa, düşüncelerini ve sorunlarını, oportünist pratiğini saklamayı, partide kolektif tartışmaya açmamayı tercih etmiştir.

Habel parti yönetimine ve özel olarak Fidel Castro’ya bir uyarı yapmakta: “Paradoksal olarak, mahkeme Fidel Castro’nun sorgulanmasına neden oldu ki kendisi bile bunu beklemiyordu. Çünkü sanıkların açıklamaları doğruysa, başkumandan bu kadar merkezi, bu kadar hiyerarşik, bu kadar dikeyci bir rejimde bunlardan habersizse, bu yönetim biçimi rezilce mahkûm edilmiştir ve değiştirilmesi gerekir! Olayların böyle gizli kalmasına müsamaha gösterilemez ve bunun -deneyimin de gösterdiği gibi- ancak çok ciddi sonuçları olabilir.”[16]

Castro Ochoa’nın yürüttüğü işlerden habersizse diyor Habel, bu merkezi bir sistemin işleyemeyeceğinin yeni bir kanıtıdır. Oysa böyle bir sistem ancak yukarıda açıkladığımız Leninist parti ilkeleri uygulanırsa işleyebilir. Fakat troçkistlerin istemediği de tam olarak budur! Hebel’e göre, Küba politik sistemi baştan ayağa değişmelidir. KKP ve kadrolarının hataları tekrarlanmamalıdır. Suç işleyen kadroların partiden uzaklaştırılması değil, KKP’nin kendisinin sorgulanması gerekir.

Kusursuz bir lâfebesi olarak da, tehdit ediyor: “Çok geç kalınmadan, yaşlı lider süpürülmek istemiyorsa, beklemeksizin, sırf kangren olan kendi iktidarını tedavi için genel tedaviyi başlatmalıdır. Er ya da geç, her yerde olduğu gibi binlerce genç gérontocratie’ye [yaşlıların iktidarda olduğu yönetim düzeni -ç.n.] karşı çıkacaktır. Kendi kolektif güçlerini göstereceklerdir. Demokratik Almanya’da ve Çin’de enternasyonali söyleyen ve kızıl bayraklar sallayan bu gençler, Fidel Castro’nun da yerdiği, bürokratik yönetimin krizinden başka bir şey olmayan sosyalizmin krizine tek alternatifi teşkil ediyorlar. Küba, varlığının koşulu olan devrimci ruhu onlarda bulacaktır.”[17]

Bu düpedüz, açık bir karşıdevrim çağrısıdır. Tüm ilericiler sonunda Çinli gençlik yöneticilerinin hangi tarafta olduğunu görebildi. Fang Lizhi ve partizanları açıkça kapitalizmin restorasyonunu benimsemişlerdi, 1989′da ise hareketin bazı yöneticilerinin sosyalist Çin’i silahlı yoldan yıkmaya hazırlandığı ortaya çıkmıştı.

Doğu Avrupa olaylarından iki yıl sonra ise (1991′deyiz), Habel’ göre kapitalizmin restorasyonunun, faşist örgütlerin ortaya çıkışının, hemen her yerde iç savaşların patlamasının vs. tümü sosyalizmin ve yöneticilerinin suçuydu: “Doğu’nun dağılmasından beri, yüzeysel tekbiçimlikten saçılan depolitizasyon ve inançsızlığın bedelini biliyoruz. Castrocu yönetimin geleneksel argümanı olan birliğin ülke savunmasının garantisi olduğu iddiası, yapay bir politik homojenliği ifade eder; ayrılıklar, farklı seçenekler mevcuttur, ancak halk bunları tartışamaz.”[18]

Sonuçta, eski Sovyetler Birliği ülkelerinde halkın bu seçenekten nasıl yararlandığını açıkça görmekteyiz. Kapitalizm ve mafya bolluğu tatmakta. İşçi sınıfı sefalete sürüklenmektedir. Kurulabilecek her türlü partiye izin verilmiştir. Marksist-leninist partilerse baskıya hatta yasaklanmaya maruz kalmaktadır. Ancak ve ancak partinin ve sosyalist devlet aygıtının savaşımı örgütlemesi ve böylece birliği sağlamasıyla, kitleler sosyalist hedef doğrultusunda, kapitalist güçlerin ayağa kalkışına karşı, tek amacı sosyalizmi yıkmak olan tüm grup ve bireylere karşı harekete geçirilebilir.

Latin Amerika: “doğal” ortak

Bu yolla Habel, planlı sosyalist ekonomiye karşı iddianamesini tamamlıyor. Küba “doğal” çevresi olan Latin Amerika’ya yeniden dâhil olmalıdır. “Dışa bağımlılık ve politik-ekonomik seçimler pahalıya patlıyor. Teorik olarak Küba, Doğu Avrupa’yla bağlarını keserek kendi jeopolitik bölgesine yeniden dâhil olmalıdır: Latin-Amerika kıtası.”[19]

Sosyalist blok dağılınca, uygun ortaklar ne Çin, ne diğer sosyalist ülkeler değil, bölge devletleri olmalı. Küba’daki durum hakkında ise, Habel şunu açıklıyor: “Fakat esas sorun bu desantralizasyonun [merkezi yapının gevşetilmesi -ç.n.] toplumsal ve politik alanlarda da devam edip etmeyeceği, başka bir ifadeyle, bürokratik yolsuzluğun kıtlığı arttırmak ve halkı kızdırmaktan başka bir şey yapmadığı bir durumda gerçek kontrol ve yönetim güçlerinin hem işletmelere hem de yerel düzeye yayılıp yayılmayacağı sorunudur. Tarımda, serbest pazarları yeniden tesis etmek ve bireysel köylüleri besin üretiminin iyileştirilmesine teşvik etmek, en azından Havana’da geniş ölçüde paylaşılan bir gereksinim. Serbest pazarların yol açtığı eşitsizlikler yasaklanmalarını açıklıyordu, fakat kara borsaya bağlı eşitsizliklerin neden daha tercih edilir olduğu sorulabilir. Dağıtım kanallarında görülen işleyiş bozuklukları ek bir sorundur; devlet sektörünün verimsizliğiyle ve yolsuzluğa bulaşmış, “teque-teque”leri (çift anlamlı konuşmaları) ikiyüzlülüklerini gizleyen memurların yağmalarıyla alay eden “chiste”lerden (şakalar) ise hiç bahsetmiyoruz.”[20]

Tam da birkaç yıllık mücadele sonunda KKP bürokratizme karşı savaşının ilk sonuçlarını almaya başlamışken. Tam da Küba yönetimi, davanın ihtiyaçları uğruna, sosyalizmi korumak ve gelecekte daha güçlü hale getirmek için atılmış bir geri adım olarak bir dizi piyasa mekanizmasına -öncelikle tarımda- izin vermişken. Tam bu sırada, Habel doğru bir seçim olan piyasa uygulamasını onaylıyor, ama politik desantralizasyonun ve demokrasinin de güçlendirilmesi gereklidir. Fakat kimin için? Zengin köylüleri temsil edecek politik güçler için mi daha fazla demokrasi? Küba’da bütünüyle kapitalizmi yeniden kurmak için mi daha fazla demokrasi?

Habel Inprecor’da Lisandra Otero’dan alıntı yapıyor: “Tek parti işleyemez. Batista zamanında, on dört parti vardı. Bu da işlemiyordu. İkisinin arasına ihtiyacımız var. Tartışmalar, fikirler, yeni bir diyalektik istiyoruz; bu otoriter düzeni istemiyoruz. Bireysel inisiyatifi teşvik etmemiz gerekiyor. Sosyalizmin sorunu, her şeyin çok soyut olması.”[21]

 

———————————————-

“Küba’da Asla Başaramayacaklar!”

———————————————-

İşte, bir kez daha, her şey ortada. Batista zamanında, bir sürü parti vardı -elbette, yalnız Amerikan yanlısı ve burjuva partiler- ve bunun “işlediği” iddia edilemez. Fakat Küba’da işler, sosyalizm altında da iyi değil. Sosyalizm fazla soyut. Öyleyse, biraz daha az partiyle olmak kaydıyla, kapitalizme mi dönmeliyiz? Küba’nın doğrudan doğruya, emperyalizmin boyunduruğu altında bulunan üçüncü dünya ülkelerinde hüküm süren en kara sefalete sürükleneceğini kavramak için fazla düşünmeye gerek yok. Kabul etmek gerekir: bu ülkelerin maruz kaldığı sefalet ve emperyalizmin diktatörlüğü hiç soyut değildir…

1991′de, Küba komünist partisi IV. Kongresini gerçekleştirdi. KKP bazı temel ilkeleri onayladı ve Sovyetler Birliği’nde gerçekleşen olayların bilânçosunu çıkarttı. Sosyalizm -Gorbaçov’un ihaneti ve Sovyetler Birliğinde kapitalizmin restorasyonuna karşıt olarak- Küba’ya tek uygun yol olarak onaylandı. KKP’nin merkezi rolü üzerinde de aynı şekilde ısrar edildi. Fakat Habel’e göre, tartışmaların odağında yer alması gereken kapitalizmin tam restorasyonunun yıkıcı sonuçları değil, ne Fidel Castro’nun ne de IV. Kongrenin cevap getirmediği olguydu: “Ekim 1917′nin şişirilmiş balonlarının ne zaman ve nasıl söndüğünü”[22] anlamak için stalinizmin bilânçosu çıkarılmalıydı.

Revizyonizm değil, Stalin eleştirilmeliydi. Oysa hepimiz, Sovyetler Birliği’nde önce Stalin’in ve savunduğu ilkelerin saldırıya uğradığını, bundan sonra Lenin’i ve bütün olarak sosyalizmi ayaklar altına almanın çok kolay olduğunu gördük.

Habel: “Kongre tek partinin devamını onayladı. (…) Bütün ulusun partisi tek Parti’yle kolaylıkla uyuşamayacağından (…) azınlıkta kalan fikirlerin de benimsenebileceğini ve savunulabileceğini kabul ederek. Ancak kuralların yumuşatılması örgütlenme hakkı getirmiyor.”[23]

Habel’in nasıl da bütün ulusun partisinden bahsettiğini görmek dikkat çekici, bu kavram Kruşçev tarafından Sovyetler Birliği’ne sokulmuş ve sosyalizmde sınıflar savaşının kaldırılmasına temel oluşturarak kapitalizmin restorasyonunu mümkün kılmıştı.

Fakat Habel daha da ileri giderek parti yönetiminde ortaya çıkan tartışma noktalarının kamuya açıklanmamasını yadırgıyor: “(…) yönetimin iç tartışmaları ve görüş ayrılıkları gizli tutulduğu ölçüde (…).”[24] KKP buna uysa CIA memnun olurdu. Her türlü fikir ayrılığını öğrenmek ve partiyi parçalamak için bunları kışkırtmak istemez miydi?

1994 yılı “Teknecileri”

Ağustos 1994′te, Küba ağır bir krizle karşılaştı. Birkaç bin Kübalı ülkeden kaçmak istedi. Havana’da birkaç yüz kişi Castro’ya karşı gösteri yaptı. Çatışmalar yaşandı ve liman bölgesinde bazı polisler saldırıya uğradı. Atmosfer çok gergindi. 1994′te yaşanan olaylar üzerine, Habel şunları yazdı: “Yiyecek bulamama korkusu kaçışın yoğunluğunda belirleyici bir rol oynadı (…) Kübalı sahil güvenlik ekiplerinin bu kaçış dalgasını engelleme çabaları 5 ağustosta başlayan rejime karşı düşmanca gösterilerin tetikleyicisi oldu.”[25]

Habel olayları yalnızca ekonomik duruma bağlamakta. Buna karşın Inprecor’da ağustos ayının başındaki somut olaylara bir tek değinme bulamıyoruz. Bu nedenle bazı olayları biraz daha detaylı incelemek gerekmekte. Bu olgular Kübalılar tarafından açığa çıkarıldıkları ve başka kaynaklar tarafından da doğrulandıklarından, Habel haberdar olmalıdır. 1994 temmuzunda, Kübalı göçmenlerin vericileri propagandalarını artırdı. Birkaç defa, bu “objektif ve at gözlüksüz” vericiler Havana’da birçok geminin insanları özgür Amerika’ya götürmek üzere hazır beklediğini ilan etti. Tam o sırada, bir grup genç aynı dedikoduyu şehrin içinde yaydılar. Haberin hiçbir doğruluk payı yoktu, fakat insanlar ne olup bittiğini anlamak için akın ettiler. Aralarında cennet için yola çıkmaya adaylar da vardı. Zor ekonomik duruma bakıldığında bu anlaşılabilir. İyi hazırlanmış bir grup kışkırtıcı gösteri ve çatışmalar örgütlemeye çalıştı. 5 ağustosta bu gösterilerden birine tanık olduk. Bu arada, birkaç tekneye el kondu. Olay sırasında bir görevli ve bir polis öldürüldü. Bir an, bir gemi motorunu çalıştırdı ve birkaç kurban verildi. “İsyan” kargaşalığını dağıtmak için, Blas Roca öncü tugayı Havana’ya geldi ve gösteriyi halkı harekete geçirerek dağıttı. Fakat tüm bu olgulardan Inprecor bir kelime bile etmemekte. 7 ağustosta yapılan Castro’ya ve KKP’ye destek gösterisinden ise daha da az söz etmekte. Beş yüz binden fazla kişi rejimi desteklemek için sokağa çıkmıştı.

Aksine. Habel KKP’yi uyarmakta, yönünü değiştirmezse daha da yozlaşabilir. Ve ilan etmekte: “Ağustos krizi daha derin ve tehlikeli bir yarılmaya yol açarsa, sosyalizme ara verilmeden ekonomik düzenleme kumarı başarısız olursa, halk bunu koşulsuz kabul etmeyebilir. Çünkü şimdilik ülkenin dünya ekonomisine yeniden dâhil olma ihtiyacı ve bölgesel kurumlara geri dönmesi için -varlığını sürdürebilmesi için bu dönüş zorunludur- zorunlu koşullar dikkate alındığında bireysel girişime dönülmesi ve piyasanın yaygınlaştırılması zorunluysa ve Castro hükümetinin manevra alanı sınırlı hatta ekonomik alanda hiç yoksa da politik planda aynısı geçerli değildir.”[26]

Buradaki avantajımız, troçkistlerin daha açık olmaya başlaması. Küba kapitalist dünya ekonomisine yeniden dâhil olmak zorunda! Habel ekliyor: “Avrupa’yla işbirliği (…) Castro hükümetinin insan hakları alanında yapacağı “ilerlemelere” bağlı. Böyle bir anlaşma (şüphesiz Havana’nın Avrupa Yatırım Bankası’yla ilişkisini sağlayacaktır) önemli adımlar gerektiriyor (…).”[27] Bu rahatlıkla Avrupa Topluluğu’nun bir basın bildirisi olabilirdi.

Habel dolaylı yoldan, başka bir yazardan alıntı yaparak, sosyalist planlı ekonominin Küba için tek geçerli alternatif olduğunu kabul etse de (oysa Küba üzerine tüm yazılarında planlı ekonomiye saldırmaktadır) Küba’nın dünya kapitalist ekonomisiyle birleşmesi alternatifine destek vermekte diretir: “Bu otoriter gelişme politikasının başarısı yüksek bir katılım ve hareketliliğe bağlıdır. Devletçi merkeziyetçiliğin çok etkin bir araç olduğu doğrudur, diyor Patat. Tüm kaynakların harekete geçirilmesini ve yeniden dağıtılmasını mümkün kılmıştır. Bugüne kadar yapılan yatırımların tümünün doğruluğu kanıtlanmıştır, gerçekleştirilenler pozitiftir ve bir an bile IMF’nin aşağılayıcı koşullarına tabi olunmamıştır (…) Fakat bu büyücülük ülkenin ihtiyaçlarına kalıcı olarak cevap veremez. Yeniden atağa kalkmak için yatırım yapmak gerekir; bunun için de orta ve uzun vadeli borçlanma gerekir. Sonuçta faiz ödemek için borç almak gerekecektir ve halkın çoğunluğu büyümeden pay alamayacaktır. Küba koşullarında devlet merkeziyetçiliği büyümeyi ve tam istihdamı kalıcı olarak sağlayamaz.”[28] Demek ki troçkistlere göre dünya ekonomisiyle birleşmek şu anlama gelmektedir: emperyalizmin istediğini yapmak, piyasaları kocaman açmak ve karşılığında ekonomiyi yeniden harekete geçirmek için borç almak.

Partinin içinde de benzer görüşler var. Habel parti içinde ve çevresinde, kapitalist-yönlü önlemlerin devamını açıkça savunan bu araştırma merkezlerini destekliyor. “CEA [Comisión de Estudios Alternativos, Alternatif Araştırmalar Komisyonu -ç.n.] Kuzey ve Latin Amerika üniversite çevrelerinde tanınıyor. KKP üyesi CEA araştırmacıları ekonomik strateji ve politik sistem üzerine eleştirici bir düşünme sürecindeler: ekonomide piyasaya ve devlete verilen yer, karma işletmelerin ve serbest bölgelerin yaygınlaşmasına karşı sendikaların rolü, halk katılımının boyutu, devrimin gelecekteki kurumlaşması.”[29]

Habel, bu eğilimlere karşı çıkmaya cesaret eden Raul Castro’yu eleştirmekte: “96 yılında, Merkez Komitenin Beşinci Plenumu’nda Raul Castro tarafından ‘beşinci kol’ oluşturmakla suçlanan (…) CEA’nın yedi üyesi, özeleştiriyi reddedince, diğer araştırma merkezlerinden alındıklarını öğrendiler. Aralarından biri, “Biz anlaşmazlıklarımızı koruyarak devrim kampı içinde kalmak istiyoruz” diyordu.”[30]

Merkez komite plenumu CEA’nın yedi yönetici üyesinin kapitalist-eğilimli görüşlerini reddetti. Doğal olarak bu güçler, en azından lafta sosyalizmin ve devrimin kazanımlarının yanında yer alır tavrı takınmakta, fakat gerçekte Gorbaçov’un Sovyetler Birliği’ni soktuğu yolu izlemek istemektedir.

Niyetleri açığa çıkaran karar

Haziran 1995′te, IV. Enternasyonalin 14. dünya kongresi Küba krizi konusunda bir karar aldı.[31] Troçkistler “politik sorumluların ve araştırmacıların ancak bir azınlığının şu anki ekonomik açılmayı adanın uluslar arası yalıtılmışlığı göz önüne alındığında zorunlu bir kötülük olarak kabul ettiğini” tespit eder, “bu NEP’in işçilerin karar alma güçlerinin arttırılması, taban demokrasisi ve anti-bürokratik bir savaşım yönünde politik değişiklerle bir arada yürütülmesini önerir.”[32]

Bu karar yalnız Küba’da var olan ve gelişmeye devam eden katılımcı demokrasi ve karar alma süreçlerine katılım biçimlerini görmemekle kalmamakta, daha önemlisi, anti-komünist eleştirileri keskinleştirmeye teşvik etmektedir.[33]

- “(…) organize hiçbir politik akıma parti içi ya da dışında izin verilmemektedir.”, başka bir ifadeyle, IV. Enternasyonal KKP’nin birliğinin iç çelişkiler kızıştırılarak dinamitlenmesini beklemektedir;

- “Rejime alternatif politik yönelimlerin yazılı veya sözlü ifadesinin yasaklanması sürmektedir”, bundan anladığımıza kadarıyla, troçkistlere göre mümkün olan her türlü politik akım radyo ve televizyon aracılığıyla yıkıcı faaliyetlerini sürdürebilmelidir;

- “Muhaliflere karşı baskı her gün daha şiddetlenmektedir”, yani bu yıkıcı faaliyetleri örgütleyen ve geliştirenler serbest bırakılmalıdır.

Troçkistler Küba halkıyla yarı dinsel bir dayanışma içinde olduklarını ilan etmektedir: “çünkü daha zayıfların daha güçlüler tarafından ezilmesine karşıyız”[34]; demek ki Kübalı komünistler emperyalizmin sürekli saldırılarına kesinlikle karşı koyamazlar.

Kararın yazarları sonunda maskelerini tamamen çıkarmaktadır: “Bürokratik deformasyonlar, baskıcı pratikler ve F. Castro’nun ‘caudillocu’ [caudillo: Latin Amerika’da askeri diktatörleri tanımlayan terim -ç.n.] yönetimi bu devrimin etkisinin giderek azalmasına katkıda bulundu.” Peki tanrı aşkına Kübalılar niçin hala savaşıyor? Savaşı bıraksalar daha iyi olurdu çünkü “küçük bir adada sosyalizm apaçık ki Sovyet topraklarında olduğundan da imkânsızdır”[35].

Elbette troçkistler Kübalı komünistlerin baş sembolünün tavrını hedef almaktadır; “Fidel Castro, caudilloculuğu başarısız olan ve emperyalist insan hakları savunusu kampanyasına cevap verememenin sorumluluğunu taşıyan ‘her şeye gücü yeten lider’. Berlin duvarının yıkılmasından sonra stalinizmden ayrılmamaktan suçludur.”[36] Daha önce troçkistlerin Gorbaçov’un ihanetini her zaman savunduğunu görmüştük. Fidel Castro açıkça onların peşinde bu yolu takip etmeme suçunu işlemiştir.

Kararın sonunda troçkistler özetlemekte: “Eleştirimiz politik çoğulculuk yokluğuna ve demokratik hakların bastırılmasına dayanıyor.”[37] Miami’deki Küba mafyası ya da Kuzey Amerika hükümeti politikasının konumuyla bir benzerlik görenler için de, karara şunu eklemek zorunluluğunu hissetmekte: “Hiçbir şekilde Nikaragua’da olduğu gibi karşıdevrimin ‘demokratik’ zaferini sağlamak için ‘serbest’ seçimler isteyenler (Miami partileri gibi) ve el konulan mülklerin geri iadesini isteyenlerle karıştırılmamalıdır.”[38] Anlayabilen beri gelsin. Sandinistler Amerika’nın baskısıyla ‘kendi’ yıkıcı önerilerini izlediklerinde troçkistler Nikaragua’nın evrimini selamlamışlardı: “Dünyanın en kontrollü seçimleri, sandinistlerin temel projesinin bir parçasıydı. Bu seçimler başlı başına pozitif ve tarihsel bir olaydı.”[39] Bugün bu seçimlerin Nikaragua halkı için zararlı sonuçları o kadar açıktır ki yeni troçkist pozisyon biraz farklıdır: ‘Nikaragua’da olanı istiyoruz, ama bambaşka bir şekilde.’

Son olarak bu karar ikna edici bir şekilde hem ambargoya karşı olup hem de Küba sosyalizmini dinamitlemek için mümkün olan her şeyin yapılabileceğini göstermektedir. Dürüst ilericileri ikna edebilmek için tüm baltalama faaliyetini bir ‘devrime ve başarılarına destek’ söylemiyle ambalajlamak gerektiğini de göstermektedir: “Demokratik haklara saygı gösterilmesini savunmak Amerikan ambargosunun -demokratik hakların çiğnenmesinin başta geleni- koşulsuz kaldırılmasını istemeyi gerektirir (…). Bu mücadelede Küba halkının ve emperyalizme karşı Castro yönetiminin yanındayız. Fakat bu antiemperyalist dayanışma Castro yönetiminin halkına muhalefet etme ve kontrol gücü vermemesini desteklediğimiz anlamına gelmiyor. Küba halkının bürokrasiye karşı -şimdilik sessiz- direnişinde, devrimin kazanımlarını savunma perspektifi dâhilinde yapılan reform mücadelelerini destekliyoruz.”[40]

“Üçüncü yol”: Küba için reformist bir alternatif

Zaman geçtikçe, troçkistlerin görüşleri berraklaşmakta. 1996 yılında Masereel fonunun bir yayınında Bart Vonck’la yapılan söyleşisinde Jeanette Habel bu görüşleri bir kez daha ortaya sermekte.

Habel’e göre, bu 1996 yılında Küba için alternatif nedir? “Küba’da da tartışılan ve şu sırada bazı araştırmacı ve entelektüellerle birlikte bazı şirketlerin de desteklediği “üçüncü konum”a yönelmelidir. Fakat hükümet düzeyinde bu düşünceyi görmüyoruz.”[41] Bir kez daha kapitalist-yeğilimli araştırma merkezlerine gönderme yapıyor.

“Çıkış noktam Küba’nın ekonomik sisteminin istisnai ölçüde güçlü bir merkezi yapıya sahip olması ve her şeyin %90′ından fazlasının devletin elinde bulunmasıdır. Castro ve ordu tarafından yönetilen bu bürokratik merkeziyetçilik bir fiyaskoyla sonuçlandı. Sistem insanların gündelik sorunlarını çözemiyor. Yeni sorunlar yaratmaktan başka bir şey yapmıyor. Ekonomik reformlar kendisini dayatıyor. Bu kaçınılmaz reformlar sürecinde, kapitalizme radikal bir geçişi önlemek için ekonomide devlet kontrolü korunacaktır. Bu durumda, üçüncü konum önemli kontrol önlemleri içermekte, fakat aynı zamanda halkın harekete geçirilmesine de uygun düşmektedir.”[42]

Burada artık Habel düpedüz reformist ve kapitalist-yönlü görüşleri ifade etmektedir. Küba üzerine on yıl yazdıktan sonra, çözümü bulmuştur. Sovyetler Birliği’ndeki olaylara rağmen, Küba için önerisi… Sovyetler Birliği’nde olanları tekrar etmektir. Küçük bir farklılıkla. Sovyetler Birliği’nde işler çok birdenbire oldu. Bu nedenle Küba’da olayların daha kontrollü olmasını öneriyor. Bu sosyal demokratların eski doğu bloku olayları hakkında yaptığı yorumun aynısıdır. Kapitalizme dönüş, pekâlâ, fakat biraz daha kontrollü.

Habel bu dönüşü mümkün kılmak için gerekenleri sıralıyor: “Başta kitle örgütlenmesiyle parti arasında tam bir ayrışma olmalı. Örneğin Küba’nın tek sendikası bir toplumsal kontrol aracıdır. Bu değişmeli. İkincisi, insanlar fikirlerini her türlü yayında ifade edebilmeli. Farklı fikirler, farklı toplumsal çıkarların ifadesi olarak yan yana bulunmalı. Şu anda bu mümkün değil. Basın tamamen monolitik ve okunaksız. Başka bir düzey, seçim düzeyi. Birinci aşamada -bu bir dizi Amerikalı tarafından incelenmişti- farklı görüşler ve adaylıklar mümkün olmalı. Komünist partisi içindeki farklı akımlar -ve çok sayıdalar!- yazı ve programlarda kendilerini ifade edebilmeliler. Şu anda ise bundan çok uzağız.”[43] Görüldüğü gibi Habel bunları Amerikalıların yardımıyla bulmaktadır. Bugün farklı toplumsal çıkarlar olduğuna göre, kendi reklâmlarını yapma imkânları da olmalı! Küba Komünist Partisi hala çok yandaşa sahip olduğuna göre, bölünme hakkı önce KKP’ye dayatılmalıdır!

Eğer tüm bu koşullar tatmin sağlanırsa, diye devam ediyor Habel, kalan sorunlar çözülebilir. Örneğin: “Ülke yabancı finansmana hiçbir şekilde ulaşamıyor. İkincisi, yabancı yatırımlar sayıca arttı, fakat ekonomiyi yeniden ileri itmek ya da fabrikaları ve bazı vazgeçilmez sektörleri işletmek için yetersiz kalıyorlar.” “Sorun, Küba’nın şu anda Avrupa’nın koşullarının hiçbirine uymaması.”[44]

Habel iç savaşa karşı uyarıyor. İşler başka türlü gelişebilir. “Tüm bu gerilimlere karşın başka bir senaryo uygulanabilir. Sonuçta, Küba ekonomik krizden çıkar -bu bana gerçekten belirleyici görünüyor- ve yaşam düzeyi, tartışmalar için daha fazla alanla birlikte, iyileşir. Bunun sonucu sistem temelden değişmeden kurumların demokratikleşmesidir. Ekonomik ileri gidişe, katılım, tartışma, fikir ayrılıkları için daha fazla alan eşlik eder. Böylece giderek istikrar sağlanabilir. Ve adanın yeniden otonom gelişmesi anlayışı için alan. Avrupa ve Latin Amerika’yla birlikte.”[45] Bir şey açık. Bu uzun yolun sonunda, Küba’da sosyalizmden geriye bir şey kalmayacaktır.

Küba üzerine IV. Enternasyonalin yazılarını incelerken, troçkistlerin kesinlikle sosyalist devrim görüşü tarafında olmadığını ve kesinlikle bunu savunmadıklarını gördük. Tam tersi. Onun en azılı düşmanlarıdır, sosyalist ülkeler için “alternatif”leriyle de doğrudan kapitalizm kampına yönelirler. “Üçüncü yol” yaklaşık yüz yıldır sosyal-demokrasinin tuttuğu yoldur ve bugüne kadar işçi sınıfı ve üçüncü dünya ülkeleri için bu yoldan sefaletten başka bir şey çıkmamıştır.

 

* Danny Vandenbroucke: Etudes Marxistes’in baş redaktörü. 1994′te bazı Kübalılar ülkeyi terk etmek isterken Anti-Emperyalist Lig’in Küba’ya yolladığı tarım tugayını yönetmiştir. Aynı şekilde 1995′te Havana Uluslararası Coğrafyacılar Kongresi nedeniyle Küba’da bulunmuştur.
 

notlar
——————————————————————————–

[1] Juan José Gonzales; Panorama dergisi, temmuz-eylül 1986, sayı 10′da yayınlanan makalesi; Inprecor, şubat 1987 sayısında yeniden yayını sf. 10

[2] Juan José Gonzales; Panorama dergisi, temmuz-eylül 1986, sayı 10′da yayınlanan makalesi; Inprecor, şubat 1987 sayısında yeniden yayını sf. 12

[3] Lutte Ouvrière; nisan-haziran 1990, sf. 22

[4] Lutte Ouvrière; nisan-haziran 1990, sf. 23

[5] Age. sf. 23

[6] Inprecor; no 282, 20 Şubat 1989, sf. 4

[7] Inprecor; no 291, 3 Temmuz 1989, sf. 22-23

[8] Inprecor; no 291, 3 Temmuz 1989, sf. 23

[9] Inprecor; no 282, 20 Şubat 1989, sf. 4

[10] Inprecor; no 282, 20 Şubat 1989, sf. 7

[11] Inprecor; no 291, 3 Temmuz 1989, sf. 23

[12] Inprecor; no 330, 10-23 Mayıs 1991, sf. 22

[13] inp

[14] Inprecor; no 295, 16-29 Ekim 1989, sf. 12

[15] Age.

[16] Age

[17] Inprecor; no 295, 16-29 Ekim 1989, sf. 14

[18] Inprecor; no 338 11-24 Ekim 1991, sf. 6

[19] Inprecor; no 328 12-25 Nisan 1991, sf. 7

[20] Age

[21] Inprecor; no 330, 10-23 Mayıs 1991, sf. 21

[22] Inprecor; no 344, 17-30 Ocak 1992, sf. 14

[23] Age.

[24] Inprecor; no 344, 17-30 Ocak 1992, sf. 15

[25] Inprecor; no 384, Ekim 1994, sf. 4

[26] Inprecor; no 384, Ekim 1994, sf. 5

[27] Inprecor; no 393, Temmuz 1995, sf. 3

[28] Jeanette Habel, Le Monde Diplomatique, Şubat 1997, sf. 22

[29] Age.

[30] Age

[31] Inprecor; Şubat 1996 özel sayısı

[32] Age.

[33] Age.

[34] Age.

[35] Age.

[36] Age.

[37] Age.

[38] Age.

[39] Rood, (La Gauche) 13 Mart 1990

[40] Inprecor; Şubat 1996 özel sayısı

[41] Jeanette Habel, Bart Vonck’la röportaj; “De derde positie” in Cuba; de zeven levens van de Kaaiman, Baeten R., e.a., Masereelfonds, 1996, Brüksel içinde; sf. 225

[42] Age, sf. 225

[43] Age, sf. 228

[44] Age, sf. 225-226

[45] Age, sf. 232

————————-

Stalin Arşivi çeviri birimi (Temmuz 2006)

kaynak: http://www.marx.be/FR/cgi/emall.php?action=get_doc&id=34&doc=186

Yorum yapma kapalı.