Fransız Komünist Partisi Nasıl Harcandı?[1]
Fransız Komünist Partisi’nin Uzun Can Çekişmesi
Caroline Andreani
FKP’nin bugünkü durumunu açıklayan tezlerden birisi, Komünist Parti’nin çöküşüne ikinci dünya savaşında itibaren başladığını ileri sürüyordu. Ne bir açıklama, ne bir analiz, yalnız bir gözlem: 1945′ten bu yana FKP her seçimde oy kaybetmiştir. 2002 yenilgisi tarihsel bir yazgının sonucu, uzun vadeli bir yuvarlanmanın son aşamalarından biridir.
Bu basit belirlemenin hiçbir açıklama unsuru içermemesinin yanında -1945′ten bu yana partinin seçimlerde aldığı oylar düzenli olarak düşmemiş, ilerleme ve gerileme dönemleri görülmüştür, 1958 referandumunda olduğu gibi çarpıcı başarısızlıkların yanında kimi zaman önemli seçim zaferleri elde edilmiştir-; bu tezin savunucuları her türlü eleştiriden kurtulmuş oluyor. Bu, “değişim”in başarısızlığı değil: tarihi kaderde yazılı. Buna kim itiraz edebilir ki?
Bazıları partinin çöküşünü Georges Marchais’den başlatıyor. Gerçekten de bazı uygulama ve sapmalar onun döneminden kaynaklanır. Fakat mevcut ekibin mutlak sorumluluğunu unutmayalım: Robert Hue[2], Buffet[3], Gayssot, bunların danışmanları, çevrelerindekiler, taraftarları, hepsi bu gidişin başlıca sorumlularıdırlar. Partiyi yıllardır yöneten ve bildiğimiz konuma gelmesine neden olan stratejiyi benimseyen bunlardır. Kongre hazırlanırken bunlar her şeyi tartışmayı kabul ettiklerini söylüyor, fakat sonra kendilerini kızdıran konulara girmeyi reddediyorlar.
Bugün geçerli olan bir tek belirleme vardır: on yıllık “değişim” ve beş yıllık hükümet ortaklığından sonra, Fransız Komünist Partisi can çekişiyor. FKP yönetimi meclisteki komünist grubunu korumakla övünebilir: bu, işlemekte olan sürecin üzerini örtemez. Mevcut durum nasıl düzeltilecek? Yoksa Parti tamamen yok olana dek aynı politikada direnecek kadar kör ve sağır mıdır?
90′lı yıllardan beri, komünist bloğun dağılmasıyla birlikte, Fransız Komünist Partisi devamlı sapmaktadır. İki olgu birbirini besledi: İdeolojik pusulanın kaybıyla, parti görevlileri ve milletvekilleri etrafındaki aygıtın kemikleşmesi. Aygıt yalnızca kendi kendini yeniler ve kişisel çıkarlarını savunur hale geldi. Doğu ülkelerinin çöküşü süreci hızlandırdı. Sovyetler Birliği deneyiminin bilançosunu çıkarıp, çöküşün sebepleri üzerinde düşünüp, dağılışının sonuçlarını hesaplayıp yeni koşullara göre politik bir strateji geliştirmek yerine, FKP yöneticileri bazı anti-komünist tezleri benimsemekle yetindiler.
Yöneticilerimiz, daha sonra, Komünizmin Kara Kitabı’nın yayılması maskaralığına karıştılar (20. yüzyıl komünist deneyiminin suçluluğunun tespitine kendi iddialarıyla katılarak), pişmanlık gösterisi yaptılar (hangi hakla bilemiyoruz), FKP tarihi hakkında gelişigüzel şeyler yazdılar ya da yazılmasına izin verdiler. Ta ki kendilerinin de tehlikeli bir durumda olduklarını anlayana kadar: komünizmin büyük bir suç girişimi olduğunu savunup komünist olmaya nasıl devam edilebilir?
Çelişki çok büyüktü. Bunun üzerine deli gibi yeni bir dogma aramaya koyuldular. Marksizmin yerine, “değişim”e yol gösterecek yeni bir ideoloji koymak gerekiyordu. Bunun yaratıcıları, marksizme ve işçi sınıfına her türlü referansı silerek, bir takım genel düşüncelerin şurasını burasını çekiştirmeye başladılar. Sonuçta, moda renklere bulanmış -ırkçılık-karşıtlığı, feminizm, eşcinselkarşıtlığı-karşıtlığı, ekoloji, vb.- mızıldayan bir hümanizm, zaten kimsenin açıkça savunmadığı çağımızın bazı olgularının incelenmeden kınanması ortaya çıktı. Fakat sistemin temelleri, yani kapitalizm eleştirilmedi. Bu bulamaç elbette, bir toplumsal değişim önerisine dayanak oluşturacak tutarlı bir ideolojik bütünlük oluşturamadı. Perspektiflere gelince, ideolojik yapının yüksek düzeyine uygundu: kapitalizmin “aşılması” ve özyönetim, işlerin merkezine insanı koyma, bunların temeline de bildiğimiz devrimin yerine “enformasyon devrimi”ni yerleştirme.
Gülüp geçebilir ya da umutsuz çabalar diyebiliriz. Fakat bu aslında, sosyolojik bir gerçekliğe ve bir iradeye karşılık veriyor. Sosyolojik gerçeklik, parti kadrolarının -görevliler, yöneticiler, milletvekilleri- işçi sınıfı kökenli olmamasıdır. Bunlar gülünç düşmekten zerrece korkmaksızın, geçmişte demiryolu memuru, tornacı-frezeci ya da ustabaşı olduklarını söyleyerek geçmişlerinde işçi olduklarını iddia ediyorlar. Oysa büyük çoğunluğu hayatında hiç çalışmamıştır. Bunların kariyer çizgileri de üç aşağı beş yukarı aynıdır: JC (Komünist gençlik örgütü) ya da UEC (Komünist öğrenciler birliği) görevlisiyken, muhtemelen bir bölge kolektifinde yer alma ya da parlamentoda asistanlık, buradan da parti görevlisi ya da milletvekilliğine geçiş. Dolayısıyla bunların hepsi aynı kalıptan, aynı korunaklı çevreden çıkmıştır. Ekonomik ve toplumsal gerçeklerle asla karşı karşıya gelmemişlerdir. Zihinsel ve politik dünyaları işçi sınıfının değil küçük burjuvazininkidir. Bunun sonucunda, işçi sınıfının artık var olmadığı sonucunu çıkardılar: hatta bunu teorileştirmeye giriştiler! Partiyi dönüştürme, onu devrimci bir partinin reformist mirasçıları olan kendilerine benzetme istekleri de buradan geliyor.
İdeolojik durgunluğa koşut olarak, partinin parçalanmasına da şahit olduk. Bildiğim kadarıyla, Fransız Komünist Partisi, yöneticilerin militan dalı kendi elleriyle kestikleri tek partidir. Hangi nedenle? Kesinlikle “değişim”e karşı direnişi önlemek için. Kimse hücre toplantılarının çok heyecanlı olduğunu iddia etmiyor. Fakat fabrika ya da mahalle hücreleri temelinde örgütlenme, partinin orijinalliğini ve etkinliğini sağlamanın yanı sıra, tartışmalara, fikir mücadelelerine ve görüş alışverişlerine izin veriyordu. Oysa değişim vaizleri direnişten korkuyordu: temeldeki komünistler, tepeden inme dönüşümlere karşı isteksizlik gösterme, dahası muhalefet etme riski taşıyordu. Yönetim, bir muhalefetle karşılaşmaktansa militan aygıtı yok etmeyi ve dar bir yapı içine büzüşmeyi, bir tür vekiller sendikasına dönüşmeyi tercih etti. Bu, FKP’nin etkisinin, devrimci inançlarını savunmasına ve militanlarının etkinliğine bağlı olduğunu unutmaktı. Devrimci ideolojisi olmayan ve militansız bir komünist parti ancak boş bir midye kabuğudur!
L’Humanité Dimanche gazetemiz değişimin ilk laboratuarlarından biri oldu. Her hafta bu gazetenin satışı hücre yaşamının önemli bir anıydı. Üyelerle düzenli olarak buluşmayı, sempatizanlarla tartışmayı, partinin varlığını sürdürmeyi sağlıyordu. L’Humanité yönetimi gazeteyi yeni bir Libération’a dönüştürmeyi kararlaştırdığında -başarıyla uyguladığını biliyoruz- gönüllü dağıtım çevreleriyle birlikte L’Humanité’nin iletişim ağı da yok edilmiş oldu. Parti yaşamına bu yolla bağlı olan birçok yoldaş için gerçek bir kopuş oldu: çoğu militanlığı bıraktılar. O sırada parti yönetimi bunları tutmak için hiç bir şey yapmadı. Tersine, yerlerine, ideal profilini şu şekilde çıkarttığı yeni militan tipini geçirmek istiyordu; kart sahibi, uyumlu bir militan, küçük sürtüşmelerde yararlanılacak verimli bir “süt çocuğu”.
Bölümlerin ve federasyonların yönetimleri yoldaşlara, dönüşümden önce gelen yıllarda yaptıklarının kuyrukçuluk olduğunu ve hücreler biçiminde örgütlenmenin geçmişte kaldığını açıkladılar. “Geçmişe ait” hücreleri değiştirmek, yerlerine komünistlerle komünist olmayanları bir araya getiren “dinamik ağlar”ı geçirmek gerekliydi- esas amaç komünistlerin politikasının komünist olmayanlar tarafından belirlenmesini garantilemekti.
Parti yönetimi, politik değil toplumcul yeni topraklara kararlılıkla atıldı, böylece “toplumsal hareket”le aynı fazda olunacaktı. Fakat seçim mücadeleleri sırasında basamak taşı olarak kullanılmak üzere yoldaşlara seçmen listelerine yazılma çağrıları devam etti. Kısır çekişmeler ve politik analiz yokluğu, kendilerine hiçbir somut perspektif sunulmayan komünistlerin cesaretini kırdı. Yavaş yavaş, komünist militanlar kendini tatmin etmenin analizin yerini aldığı gereksiz toplantıları terk ettiler.
Komünistler terk ederken, FKP yönetimi “eski tüfeklerin” yerini alması gereken militanları çekmeyi de başaramadı. Aksine, büyük bir yaygarayla yürüttüğü yepyeni kadrolar yaratma politikasıyla, komünist olmayan “kişilikleri” partinin yönetimine getirdi ya da milletvekili yaptı. Böylece, Martigues kongresi öncesinde, tanınmamış, derneklerden gelme insanlar, tanımadıkları, ortak bir geçmişe ya da bir ideoloji birliğine sahip olmadıkları bir partinin yönetimine itilmiş olarak üyelik kartlarını aldılar.
Bu söylenenlere, yeni yöneticilerin yoldaşları pek de gizlemeden hor görmeleri, genel sekreterin sert açıklamaları, FKP’nin 80. yılını kutlamak için Colonel Fabien meydanında düzenlenen Prada defilesi ve çılgın parti gibi kokuşmuş medyatik hareketler[4] eklendiğinde, militanların beklentileriyle parti yönetiminin ayrışmasının kaçınılmazlığı daha iyi anlaşılır. Komünist seçmenlerle birlikte üyelerin kaybı durup dururken ortaya çıkmadı.
Militan aygıtın parçalanmasıyla birlikte, yönetim parti mallarının yağmasına da başladı. Mali ihtiyaçlarını karşılamak için, parti mülklerini parça parça satmakta tereddüt etmedi. Oysa bunların sahibi değildi, yalnızca kullanım hakkı vardı. On yıllar boyu binlerce militanın bağlılığı ve eliaçıklığıyla elde edilenleri çarçur ederek komünistlerin güvenini kötüye kullandı. Taşınmaz malları satmasının yanında, ortak mirasın taşıyıcılarını da sattı. Örneğin, L’Humanité’nin fotoğraf arşivinin, Paris’in en önemli fotoğraf arşivlerinden birine satıldığından kimin haberi var? Bu kararı alanlar, bunu hiç kimsenin haberi olmadan yapmayı başardılar. Para için, komünistleri, yalnız kendilerine ait olan tarihsel ortak mirastan mahrum bıraktılar.
90′lı yıllar, başka bir olgunun, temsilcilerin zümreleşmesinin -karikatürleşecek derecede- ilerlemesine sahne oldu. Vekillerimiz, militan katılımımızla seçilmelerine katkıda bulunduğumuz insanlar, halkın temsilcileri, yavaş yavaş parti üyeleri kitlesinden koptular. İç politik tartışmalarda ağırlık kazanmak için konumlarını kullanan küçük soylular haline geldiler. Sosyalist ve sağcı temsilcileri taklit ederek, yoldaşlarına ya da seçmenlerine hesap vermeyi bıraktılar. Vekiller partide hatırı sayılır bir ağırlık kazandılar, ki bu gerçek bir sapmaya işaret eder. Partinin ve kavganın hizmetinde olmak yerine, yöneticiliğe kuruldular, tüm ağırlıklarını da partiyi yeniden seçilmelerini garantileyecek bir araç haline getirmeye vakfettiler.
Diğer bir olgu, gerçek himaye ağlarının gelişmesidir. İktidarlarını korumak için, vekil ve görevliler, tüm mevkileri, aile üyeleri de dâhil olmak üzere kendilerine bağlı kişilerle doldurarak bağımlı taraftarlar oluşturdular. Böylece partide gerçek aile hanedanları oluştu. Herkes filancanın oğlu ya da kızı, falancanın karısı ya da kocasıdır. Bir konumu ya da görevi elde etmek için şunun veya bunun küçük kartlarında isminizin yazması gerekir. Görevlendirilme ve yükselme, torpil bulma ve günün sloganını tam bir inançla tekrar etmeyi bilmeye bağlıdır. Mutlak bir “Ortodoksluk”, ikirciksiz bir kuyrukçulukla birlikte kesin bir yükselmenin yolunu oluşturur. Sonuçta ortaya çıkan ise, kaçınılmaz olarak, işleyiş biçimimizi bilmeyenleri şaşırtan bir vasatlık oldu. Böyle bir kadro politikasının da bir bedeli vardır. Vasat, çapsız ve çalışmak ne demektir bilmeyen görevli ve vekilleri yükseltme, yalnız parti dışında partiye güveni sarsmakla kalmadı, parti bunu daha da pahalı ödedi. Politik analiz yoksunluğu, dar görüşlü kararlar, kısa vadeli stratejiler, hepsi yöneticilerimizin entelektüel sefaletinin sonucudur.
Görevli ve temsilcilerin vasatlığının ciddi yankıları oldu. Örneğin, şehirleri kaybetmemize şaşırılıyor. Fakat inisiyatif ve perspektif yokluğuyla, belediyeleri diğer partilerden pek farklı yönetmiyoruz, gittikçe daha az özenle ve daha az cesurca davranıyoruz. Komünist vekiller sistemin yönetici memurları haline geldiler. Komünist olduklarından, yanılmaz olduklarına inandılar: böylece en iyiyi yaptıklarını düşünerek yurttaşların beklentilerine diğerlerinden daha çok kulak tıkadılar. Şehirlerde geçerli olan, her yerde öyleydi: genel konseyler, bölgesel konseyler, meclis, senato.
Parti görevlileri ve vekiller aynı yolu arşınlıyorlar. Ekonomik, toplumsal ve güncel politik gerçekliklerden kopuklar. Balonlarına hapsolmuş, kendini beğenmişlikleriyle şişmiş, çevrelerindeki toplumdan hiç bir şey anlamazlar. Bunun en iyi göstergesi hükümete katılımdı: FKP yöneticileri, halkın çoğunluğunun, “çoğulcu sol”un liberal politikasını beğendiğine inanmışlardı. Bu hiçbir tepki olmamasından da kaynaklanmıyordu: tam tersine birçok komünist, komünist bakanların ödünlerini eleştirdi, Sosyalist Parti’nin kuyruğuna takılmamızın pahalıya mal olacağını birçok insan önceden gördü. Gerçekleşen tam olarak bu oldu: Robert Hue’nün başkanlık seçiminde % 3,37 oy alması bir yol kazası ya da bir kişinin başarısızlığı değildir. Parti yönetiminin politik körlüğünün sonucudur. FKP halk tarafından cezalandırılmıştır çünkü onu temsil etmemekte, çıkarlarını savunmamaktadır. Üstelik ders alacak yerde, bu sonuç yöneticilerimizi daha büyük bir inançsızlık ve şaşkınlığa itti. Havai açıklamalar yapıldı: hükümet ortaklığını iyi beceremedik, insanlar bizi anlamadı, bu aşırı solun suçudur, vs.
FKP yönetimi başarısızlıklarından ders çıkarmadı. Artık “değişim”i pek savunmuyor. Belki bunun sözcüsü Robert Hue’yü de dışlayacaktır. Belki de komünistlerin hükümet ortaklığı konusunda çekingen eleştiriler yapacaktır. Fakat yönetim, temelde kurtulması mümkün olmayan bir konuma zincirlenmiş bulunmaktadır.
Şu anda, gelecek seçimlere odaklanmış bulunuyor. Durumunu nasıl düzelteceğini düşüneceğine, politik pazarlıklarda enerjisini tüketiyor. Yasama meclisi seçimlerinde ittifak teklif ettiği aşırı sol [troçkist partiler kastediliyor -ç.n.] bunu ilkeleri gereği reddedince Sosyalist Parti’yle baş başa kaldı. Oysa koltuk pazarlığı yapmak için bile zayıf durumda. Artık tek ufku, aygıtın yaşamını sürdürmesi için milletvekili sayısını mümkün olduğunca koruyarak parçalanmayı azaltmayla sınırlanmış durumda. Umutlarını gelecek başkanlık seçimlerine bağlıyor; Sosyalist Parti’nin varsayımsal bir zaferinin, komünistlerin daha az varsayımsal olmayan bir hükümet ortaklığını sağlayacağına inanıyor.
Gelecek kongre, partinin sol kanadında yer alan çoğu yoldaşın düşündüğü gibi son şans mıdır? Hazırlık metinleri üzerine oylamaların sonuçları partide devrimci ideolojiye bağlı komünistlerin hala var olduğunu gösteriyor. Fakat durumumuzun ağırlığı altında ezilmemeyi ve bunu alt etmeyi becerebilecek miyiz?
Önceki iki kongrede, mini-darbelere şahit olduk: “değişim”ciler her tartışma düzeyinde -bölge konferansları ve federal konferanslarda- sol muhalefeti sistematik olarak engelledi. Kırılganlaşmış, son seçim sonuçlarıyla zemin kaybetmiş oldukları halde, konumlarına yapışmaya çalışıyorlar: metinler üzerine ön tartışmalar sırasında çevrilen dolaplar iyi bir sonuç çıkmasını beklemeyi engelliyor. Bu kongre önceki iki kongre gibi olacaksa, Partinin solu ezilecek ve kendini ifade edemeyecekse, yönetici konumlardan uzaklaştırılacaksa, parti yönetimi açtığı yolda ilerleyecektir: FKP’nin uzun can çekişmesi ve sonuçta yok olması.
Caroline Andreani
(FKP Henri Barbusse seksiyonu üyesi)
12 Mart 2003
——————————————————————————–
[1] Bu başlığı biz koyduk. [-ç.n.]
[2] FKP’yi 1994′le 2002 yılları arasında yöneten rock şarkıcısı kökenli politikacı. Robert Hue, Georges Marchais’nin 1994 yılında yönetici rolünü bırakmasıyla Parti tabanında neredeyse hiç tanınmamış bir figür olduğu halde genel sekreterliğe atandı. 1997 yılında ortaya attığı “Çoğulcu Sol” programının partili üstdüzey politikacılara geniş sol koalisyon hükümeti içinde bazı ikincil bakanlık konumlarını getirmesi büyük bir başarı olarak kutlandı. Ancak 2002 seçimlerinde Parti’nin oyunun bütün tarihindeki en düşük seviyeye, yüzde üçlere kadar düşmesi sonucunda istifa etmek zorunda kaldı. [-ç.n.]
[3] Marie-George Buffet. Robert Hue ekibinden, FKP’nin mevcut genel sekreteri. [-ç.n.]
[4] 2000 yılında FKP’nin Colonel Fabien meydanındaki ulusal merkezinde düzenlenen modacı Prada’nın defilesi partinin işçi üyelerinin büyük tepkisine yol açmıştı. [-ç.n.]
Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir. (Mart 2006)