Antikomünist Sol Cadı Avına Katılmayı Sever - Michael Parenti

Antikomünist Sol Cadı Avına Katılmayı Sever

Michael Parenti

Soğuk Savaş süresince antikomünizmin ideolojik tezleri, varolan komünist toplumlar hakkındaki bütün verileri, bunları “canlı kanıtlara” dönüştürmek adına manipüle etti. Sovyetler uzlaşmayı reddediyorsa, uslanmaz ve savaş sorumlusuydu; bazı uzlaşmaları kabul ettiklerinde bu karşı tarafı destabilize etmek için bir manevraydı. Rus kiliseleri boşsa, bu orada dinin baskı altına alındığının kanıtıydı; doluyorlarsa, o zaman da insanların rejimin ateist ideolojisine karış nefretini gösteriyordu. İşçiler nadiren grev yaptıklarında, bu kolektivist sistemdeki yabancılaşmaydı. Grev yapmıyorlarsa, yıldırılmış ve özgürlükleri ellerinden alınmış olduğu içindi. Tüketim maddelerindeki bir kıtlık, çöken bir ekonomik sisteme işaret ediyordu, yok ihtiyaçların karşılanmasında bir iyileşme mi görülüyor, o zaman toplumu yönetenler isyan eşiğindeki halkı yatıştırarak iktidarlarını güçlendirmeye çalışıyor demekti. Komünistler ABD’de işçilerin, yoksulların, Afro-amerikalıların, kadınların hakları için verilen savaşımda canalıcı bir rol oynadılarsa bu sadece dışlanmış grupların desteğini kazanmak ve böylelikle nüfuzlarını arttırmak içindi. Ama “hakları olmayanların haklarını savunarak nasıl nüfuz kazanılır”, kimse buna cevap vermiyordu.

Şablonlar önünde dizçökme

ABD’de soldaki birçok kişi düşmanlık derecesi ve abartı bakımından sağdakilerin çoğunu aratmayacak keskinlikte antikomünist ve antisovyetik duygular geliştirmiştir. Örneğin Noam Chomsky “sol aydınlar”dan, “büyük halk hareketlerini daha sonra iktidara geldiklerinde halkı şiddet yoluyla baskı altına almak için istismar eden”[1] kişiler olarak söz edebilmiştir.

Başkalarıyla birlikte soldaki bazı insanlar da komünistleri aslında hiçbir sosyal amaç gözetmeksizin yalnızca iktidar için iktidarı isteyen kişiler olarak tanımlayan bayatlamış şablonlara kendilerini kaptırmıştır. Komünistler gerçekten iktidarı sadece iktidar için istiyorlardıysa acaba neden her seferinde yoksullarla, haklardan mahrum bırakılmış olanların tarafını tuttular. Neden kendilerini hep feda ettiler de, zenginlerin çıkarlarına angaje olmanın kendilerine getireceği avantajları tercih etmediler?

Geçtiğimiz on yıllarda, çok sayıda sol yazar veya konuşmacı ABD’de seslerini antikomünizme ve Sovyetler Birliği’nin eleştirisine ödünç vererek saygınlıklarını arttırmaya çalıştılar. Hangisi olursa olsun politik bir konuyu ele alan bütün konuşmalarında ya da yazılarında komünizme karşı konum almaya kendilerini mecbur hissettiler. Bu tutumun amacı, solu Marksizm-Leninizmden uzaklaştırmaktı ve hala da öyledir.

İlerici bir yayıncı ve yazar Adam Hochschild, solcu yazarları, varolan komünist toplumları eleştirmemelerinin “saygınlıklarına zarar vereceği” konusunda uyarmıştır.[2] Ronald Randosh, barış hareketine komünistlere sempati duyma suçlamasına maruz kalmamak için kendisini bütün komünistlerden arındırmasını telkin etmiştir.[3] Eğer Randosh’u doğru anlıyorsam, komünistlere karşı cadı avından kurtulmak istiyorsak ona göre hepimiz cadı avcılarına dönüşmeliyiz.

Solu komünizmden uzak tutmak bir gelenek halini aldı, bunun solun belli amaçları üzerinde ağır zararları oldu. Örneğin 1949 yılında, bir düzine kadar sendika CIO’dan [dönemin başlıca işçi sendikaları konfederesyanu –ç.n.], yönetimlerinde komünistlerin etkin olduğu gerekçesiyle atıldılar. Bu “temizlik”, CIO’nun üye sayısını sert biçimde düşürdü: 1, 7 milyon üye kaybı. Ayrıca yeni üyelerin kaydedilmesi üzerinde çok olumsuz bir etkisi oldu ve konfederasyonun politik etkisinin açıkça sınırlanmasına yol açtı.

Sağa karşı savaşlarında bile sol eleştirmenler her fırsatta antikomünist imanlarını kanıtlamayı adet haline getirdiler. Mark Green, bir yerde Ronald Reagan’ı eleştirirken: “Muhafazakar inançları tartışmaya açıldığında, Reagan, bakış açısını değil gerçekleri değiştirmeyi tercih etmektedir, aynı uzlaşmaz bir Marksist-Leninist gibi”[4] diye yazabilmiştir.

Komünist avcısı sol ABD yöneticilerine komünist ülkelere karşı soğuk ve sıcak savaşlara girişme şansını veren düşmanca atmosferin oluşmasına katkıda bulunmuştur. İlerici fikirlerin ülkemizde şimdiye kadar bir türlü gün ışığına çıkamaması işte böyle sağlanmıştır.

Amerikan solu Sovyetler Birliği’ni rasyonel olarak değerlendirmek kabiliyetinden daima yoksun oldu. Bu ülke, kuruluşunun ilk yıllarında uzun bir iç savaş ve çokuluslu bir yabancı saldırganlığıyla karşı karşıya kaldı. İç savaştan iki on yıl sonra, birçok insanının yaşamı pahasına Nazi canavarını saf dışı bıraktı. Bolşevik devriminden sonra, Sovyetler üç on yıl boyunca, kapitalizmin bir yüzyılda gerçekleştirebildiği bir sınai gelişme yaşadı. Bu insanlar çocuklarını dünyanın büyük kısmındaki kapitalist ülkelerdeki olduğu gibi günde on dört saat işe koşmak yerine onları doyurdular ve onlara eğitim sağladılar.

Antikomünist sol, komünizm altında yoksul kitlelerin elde ettiği etkileyici ilerlemeler karşısında çarpıcı biçimde duyarsız kalabilmektedir. Bazıları hatta bunları küçümserler. Burlignton, Vermont’ta, 1971 yılında bir toplantıda ünlü antikomünist anarşist Murray Bookchin’in “sonunda komünizm altında yiyecek bir şeyleri olan şu zavallı çocuklar” (-aynen böyle!) hakkında benim düşüncelerimle nasıl dalga geçtiğini hatırlıyorum.

28 Kasım 2001

Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir ( Mart 2006).

kaynak: http://lescommunistes.org

dipnotlar

[1] Z. Magazine, 10/95

[2] 2 Guardian, 23/05/84

[3] 3 Guardian, 16/03/83

[4] Mark Green en Gail MacColl, New York, Pantheon Books, There He Goes Again : Ronald Reagan’s Reign of Terror (1983), 12.

Yorum yapma kapalı.